ust_banner

CENNETİN ANAHTARI
“Cennetin Anahtarı” Kitabı’ndan Güzel Sözler

S.108 “Zirâ ilimsiz nesne hebâʾ-i menşurdur ve ilm amelỉŋ kĩlavĩzıdır amel Uçmağıŋ kĩlavĩzıdır.”
“İlimsiz(1) şey boşa gitmiştir. İlim işlerin kılavuzudur ve işler de cennetin!...”

S.108 “Helâl mâldan zekât vėrỉp yalân ve ġaybet söylemek ve kôculuk ėtmek altĩn sinle üzerine saçmak gibi olur. Zirâ ölüye ol altĩndan hiç aṣṣı yok”
“Helal maldan zekât verip yalan, gıybet ve dedikoduculuk etmek, altın tep- siyle üstünü kirletmek gibidir. Çünkü ölüye(2) o altından hiç fayda yok”.

S.108“Mûsâ eyitdi ilâhî kanġi kuluŋ bayrakdĩr(3)
“Musa dedi ki: —Ya Rabbi! Hangi kulun bayraktır?”

S.116 “Mûsâ eyitdi ilâhi yeri göḡü arşı yaratmazdan ondan kandeyidỉŋ Hak-Te’âlâ eyitdi bir inci üzerindeydim kim arşdan ve kürsîden
ondan ȯnủ yaratmışdım ol inciniŋ büyüklüḡü beşyüz biŋ yıllık yol idi”.
“Hz. Musa: —Ya Rab! Yeri, göğü ve uzayı yaratmadan nerdeydin?
Hak-Taâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Bir inci üzerindeydim. Gökten ve göğün kürsüsünden ‘önce’ onu yaratmıştım. O incinin büyüklüğü beşyüz bin yıllık(4). yoldu.”!...

S. 117 “...ol evvel Taŋrıyım kim benden öŋden nesne yoğidi ve ben âhir Taŋrıyım kim benden soŋra nesne kalacak deḡỉldỉr”
“Ben O öncesiz Tanrıyım ki, benden önce bir şey yoktu; ve ‘Ben’ O sonsuz Tanrıyım ki, benden sonra bir şey olmaz(5).

 

(1)Bkz. bkz. benzer sözler: Apokrafiler; Hz. Sül. Bilgeliği 3/11“Zîrâ hilm-i hikmeti ve ilm-i alemi hîçe sayanlar miskindir ve bu şekil ümmetleriŋ ümîdi bâtıldır.”
“Alemin hikmetini ve ilmini hiçe sayan miskindir ve bu şekil insanların ümîdi de boştur.’’
(2)Bkz. benzer sözler: Apokrafiler Ekl. 30/19*Mezâra döküş neye yarar zîrâ ne yer ne koklar Allah Teʿâlâdaŋ merdûd olunan dahi böyledỉr.
19*“Mezara sunu neye yarar? Çünkü ne yer, ne koklar! İşte yüce Allah’tan reddolunan da böyledir.”.
(3)Simge: Benzetme; bkz. -H. E. Adıvar “Kız, Sinekli Bakkal’ın erkek dünyasına meydan okuyan bir bayrak gibiydi.”
(4)Eski tarihlerde milyon, milyar gibi ifadeler yoktu. ‘Işık yılı’ gibi bir düşünce de yoktu! Günümüz bilgisine göre evrenin büyüklüğünün 50 milyar ışık yılı uzunluğunda olduğu düşünülüyor. Bu nedenden metindeki “500 bin yıl” değerini 500 milyon ışık yılı olarak düşünmemiz gerekiyor.
(5)Bkz.İncil Vah. 22/13 ile karşılaştırın “Alfa ve Omega, birinci ve sonuncu, başlangıç ve son benim.”


Miftâhu'l-Cenne(t) CENNETİN ANAHTARI

 

Eserin Adı

MİFTAHU’L CENNEH

( CENNETİN ANAHTARI )

Müellifi

AHMED-İ DÂÎ

 

Osmanlı Türkçesi’nden Günümüz Türkçesine Uyarlayan

Kadir Akın

Anadolu Üni. Açıköğretim Fak. Tarih Lis. Öğ.
kadir[email protected]

 

 

Tashih - Redaksiyon ve Editör
Hakkı Bayraktar
[email protected]

Kapak : H.B.

 

Her hakkı mahfuzdur. Telif hakkı sahipleri Kadir Akın ve Hakkı Bayraktar’ın yazılı izni ol- madan Osmanlı Türkçesi orijinal kopyası ve günümüz Türkçe metninin bir kısmı ya da tama- mı, -hiçbir şekilde ve hiçbir yolla- yeniden üretilemez ve dağıtılamaz. (Kaynak göstermek şartıyla, yüz cümleyi geçmeyen izinsiz alıntılar yapılabilir.)

 

MİFTAHU’L-CENNE(H)
CENNETİN ANAHTARI

AHMED-İ DÂʿÎ

XIV.YÜZYIL

ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ ASLINDAN

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

 

 

KADİR AKIN

 

DOĞU HİKÂYELERİNDE SEMBOLİK ANLATIM

 

Bu kitap da: “Binbir gece masalları” gibi doğu edebiyatında görülen; meta- for, istiare, eğretileme, mecaz, teşbih, alegori, fabl gibi sembolik yaklaşımlarla hi- kâyelerini anlatır. Bazen dini değerler Kutsal metinlerden aktarılarak doğrudan doğruya verilir. Ayrıca gerçek anlatılar da sözlü edebiyat çerçevesinde kaleme alınır.

Sembolik anlatım bir duygu, düşünce ve inancın daha etkili ve vurucu bir şekilde aktarılabilmesi için kendi gerçeğinin dışında bir başka simgede somutlanarak anlatılmasıdır. Kavramlar, anlayışlar, düşünceler kişileştirilir, duygular bir başka sem- bole dönüştürülür. Sembolik anlatım biraz da kısa, öz ve yoğun anlatmanın bir yön- temidir ve böylece soyutlama ve simgelerle anlam kristalize edilir, parlatılır.

Bu anlamda sembolik anlatımlar kapalı, örtük, hatta zaman zaman da "şifreli"dir. Bu yüzden de onların dünyasının deşifresi zordur. Felsefi arka planı olan bu metinler, kendini kolay ele vermeyen, derinlikli ve çok katmanlı bir biçemle var olur. Arkalarında çağrışımsal, yoğun bir anlam vardır ve âdeta kavramlar konuş- maktadır. Bazen anlatımdan, kurmacadan uzaklaşıp deneme diline evrilir bazen türler arasında geçişler yapar ama her durumda felsefi yoğun cümlelerle oluşurlar. Bu yapıları, bir yandan okunmalarını, anlaşılmalarını zorlaştırırken bir yandan da ya- rınlara taşmalarının nedeni olur. Bunların yazınsal türleri, biçimleri reddeden bir yapıları vardır. Hem arkalarında bir hikâye vardır hem de kahramanlar bildik insanlar değil kavramlardır, çoğu kez de soyut kelimelerdir. Bu yüzden, bir türle , denemeye, risaleye, felsefi metne yaklaşan yanları vardır. Hatta bazen bütün bunlar iç içe geçer.

Bazen bir felsefi görüş ve inancın hikâye formatına dönüşümü yoksa bir hikâye aracılığıyla felsefi görüşün/inancın ifadesi mi? Net değildir. Sembolik anlatımda yazarlar gelir geçer, yüzeysel, sığ gerçeklerle uğraşmayıp eşyada ve olayda değişmeyeni yakalamak için sembolik anlatıma, soyutlamaya yönelirler. Böylece gerçeğin anlam alanını genişletmek, çoğaltmak, kalıcı kılmak isterler. Çünkü sem- bolik anlatımda zaman, mekân, isimler aşılıp gerçek sembolleştirilerek muhayyile- nin de devreye girmesiyle kalıcılık sağlanır.

Sembolü kısaca, kavramlaştırılamayan, dile getirilemeyen, sezgi, izlenim ve gerçekliklerin ifadesi için başvurulan bir yöntem, bir iletişim ögesi olarak tanım- layabiliriz. Bu anlamda sembol "açıklanamazın ifade biçimidir." Sembol, mesajı ve muhtevayı temsil ederken, gerçeğin de yerine geçer. Sembol bununla da kalmaz, temsil ettiği gerçeğin anlam alanını derinleştirir, geliştirir, çoğaltır. Çünkü "Bağlamı ne olursa olsun bir sembol her zaman gerçeğin birkaç alanının birliğini açığa çıkarır.".


Miftâhu'l-Cenne(t) CENNETİN ANAHTARI

İÇİNDEKİLER


S.6/ ÖN SÖZ
S.7/ GİRİŞ
S.8/ AHMED DÂ'Î KİMDİR?

S.12 / I. BÖLÜM: Namaz, Niyaz
S.19 /“Yaratığın Yaratığa Secde Etmesi”
S.23 /‘Teslis’ Hakkında
S.26/ Mâlik (Cehennem Meleği)
S.29 / Kabil’in Bağışlanması
S.33 / Harun Reşit ve Behlül

S.33 / II. BÖLÜM: Tevbe
S.42/ Allah’ın Bağışlama Kudreti
S.42/ Şeytana Apaçık Sövmemek
S:43/ Haksız Yere Adam Öldürmek
S.47/ Mâlik’in Giysisi ve elinde ateş değneği
S:48/ Hz. Muhammed, Ümmetini Seçiyor
S.48/ III. BÖLÜM: Kaza ve Kader
S.49/ “Kalem Korktu, Levh Titredi” Ne Demektir?
S.51 / Kefen Hırsızı

S.54 / IV. BÖLÜM: Recep Ayının Faziletleri
S.59 / Altı Yüz Yıl Yaşayıp, Tevrat ve İncil’de Hz. Muhammet’in Sıfatını Bulan Tanık

S.61/ V. BÖLÜM: Şaban Ayının Faziletleri ve On Sekiz Bin Âlem
S.62/ Allah’ın Dört Kitap ve Dört Kıbleyi Seçmesi
S.62 / Gönül Kirliliği Nasıl Temizlenir?

S.65 / VI. BÖLÜM: Ramazan Ayının Sevabı
S.71 / Uçmak (Cennet) İçindeki Hûriler


S.73 / VII. BÖLÜM: Kadir Gecesinin Faydası
S.76 / Sidretü’l-Müntehâ Ağacı
S.78/ Miraç Tekamül müdür?

S.79/ VIII. BÖLÜM: Sadaka, Zekat, Fıtra
S.81/ Halife Harun Reşit ve Meczup
S.82/ Hz. Muhammet’in evlatlığı
S.83/ Cehennem Ateşine Karşı Serzeniş
S.90 / Hz. İbrahim’in risalesi
S.92 / İdris Peygamber Hikayesi
S.94 / Cercis Peygamber Hikayesi
S.100 / Acayip Mahlükâtın Hikayesi
S.103 / Hz. Musa’nın (a.s.) Yakarışı
S.106 / Cennetin ‘Reyyan’ Kapısı
S.116 / Tanrı’nın konumu ve İnci
S.120/ Musa’nın Yakarışının Sonu ve Dua.

S.121/ KİTABIN EK METİNLERİ
S.121 /Hadîsler, Dualar ve Övgüler
S.123/‘Bölük bölük’ cehennemliklerin bağışlanması
S.124/ 1600 yıl sonra gelecek olan “ümmet” ve cennette evlilik
S.125/ Yalnızlık kime aittir?
S.126/ Âd Kavmi / Şeddâd, Şedîd ve
İrem Bağı
S.126/ Heybetli Bir Yılanın Öyküsü
S.127/ Şeyh Necd kimdir?
S.128/ Dünyada hiç bilinmeyen bir süvari
S.129/ Cennetin inşası
S.130/ Bağ-ı İrem cennetinin tamamlanması
S.135 / Semud kavmi
S.138 / Abid’in arzusu ve salvele.
S. 139 / Kaynaklar


6  Miftâhu'l-Cenne(t) CENNETİN ANAHTARI

ÖN SÖZ

Bir gün atalarımızdan kalan üç yüz yıllık metruk evin damında, bir yere sak- lanmış 136 sayfa el yazması kağıtlar bulundu. Eski yazma eserlerle uğraştığım bi- lindiği için bu belgeler bir şekilde bana geldi. Ben de alır almaz hemen bir göz attım ve çok eski Anadolu Türkçesinin dil özelliklerini taşıdığını, içinde birçok “arkaik” kelimenin bulunduğu dînî bir kitap olduğunu fark ettim.

Böyle bir kitapla ilk kez karşılaşıyordum. Acaba yazarı kim ve ne zaman yazıldı diye düşünmeye başladım? Bu konuda tecrübeli bir araştırmacı yazar olan Sn. Ahmet Özalp’a danıştım ve kendisine de kitaptan bir metin parçasını örnek olarak gönderdim. O metinde bir adamın "doksan dokuz kişiyi haksız yere öldürdüğü" yazılıydı. Oradan yola çıkarak araştırma yapan Ahmet Bey, Fevziye Abdullah Tan- sel’in “Ankara Üniversitesi Türkçe Metinler - 1971” dergisinde, s.20’de aynı hikaye ile karşılaştığını bana yazdı. Burada kitabın Miftâhü’l-Cenneh adını taşıdığı ve Ahmed Dâ'î’ye ait olduğu yazılmıştı.

Bugünkü Türkçe çevirisi bulunmayan bu eseri kültürümüze kazandırmak gerektiğini düşündüm. Hemen -eksik sayfalarını çeşitli kütüphanelerden bularak- kitabın tamamını elde ettim. Önce transliterasyonunu yazdım, sonra da bugünkü Türk- çeye dönüştürerek sadeleştirdim. Metin içine yoğun bir şekilde serpiştirilmiş olan âyetler, hadisler ve Arapça metinleri / duaları da, ilahiyatçı ve eğitimci Hakkı Bay- raktar, kaynaklarına ulaşarak okunuş ve anlamlarıyla tesbit ettiği gibi diğer metin- lerin okunuşu ve bugünkü Türkçemize çevrilmesi konusunda da büyük katkılar sağladı.

Dolayısıyla, bu eserin kültürümüze kazandırılmasında en küçük katkısı bu- lunan herkese; edebiyatçı araştırmacı yazar N. Ahmet Özalp(1) ve Mehmet Bedil’e(2), özellikle -bu eseri benimle birlikte sahiplenen ve yayınlanma aşamasına kadar ge- tiren- Hakkı Bayraktar Bey’e minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Kadir AKIN

 

 

 

(1): Bkz. s. 175, dip not.
(2): Kitabın orijinal nüshasının kaybolmamasını sağlayan kişi.


GİRİŞ
Ahmed-i Dâ’î, La Fonten’den(1) çok önce yazdığı bu eserinde, -Dede Korkut masalla- rındaki üslupla- hayvanlara ahlakî karakterler vererek, onları şahıslar ile konuşturmuş ve bir insanlık dersi vermiştir. Buna edebiyatta teşhis (kişileştirme) ve intak (konuşturma) sanatı denir. Ahmed-i Dâ’î’nin eserlerinin değeri -bu bakımdan-çok geç farkedilmiştir.

Gök Tengri’ye inanan Türkler, Talas Savaşı’ndan (MS 751) sonra, Şamanlardan ve tabiat varlıklarından medet ummayı bırakarak yavaş, yavaş İslam’ı seçmişlerdir.

Artık, Asya’nın bozkırları onlar için dar gelmiş “Dört nala gelip uzak Asya’dan, Ak- deniz’e bir kısrak başı gibi uzanan...” Diyar-ı Rûm’u yurt edinmişler ve bir devlet kurmuşlardır.

Kurulan bu devletin yaşatılması ve zamanla cihana hükmeder hale gelmesi, inancı ve manevî değerlerinin sağlamlığı ve kökleşmesiyle mümkün olmuştur. Bu devletin kültür ve medeniyette tarihe silinmez izler bırakmasında, Ahmed-i Dâ’î gibi fikir ve mana erlerinin katkısı inkar edilemez.

Dolayısıyla onun Miftâhu’l-Cenneh (Cennetin Anahtarı) adındaki eseri, ‘devlet-i ebed-müddet’ idealini ayakta tutmada itikadî ve manevî destek sağlamıştır.
Elimizdeki Orijinal Nüshanın Bazı Teknik Özellikleri

  • Kitap nesih türü, okunaklı Osmanlı Türkçesi (Eski Anadolu Türkçesi) ile, siyah isli mürekkep ve bazen de (özellikle âyetler, hadisler ve Arapça dualar) kırmızı mürekkeple yazılmıştır.

 

  • Kullanılan kağıt kaliteli, beyaz ipek gibi, pamuk veya ağaç kabuğu karışımı olan bir kağıt türüdür.
  • Çürüme ve kurt yeniği yoktur. Yalnızca yılların verdiği yıpranma ve iyi korunamaması yüzünden üzerinde yer yer yırtıklar vardır.

 

  • Islanmış ve sonradan kurumuş olmasına rağmen, siyah is mürekkebi ile yazılan yazılar okunaklıdır.
  • 28 x 19 cm ebadındaki tek bir kağıt (varak) ikiye katlanarak 14 x 19 cm’lik sayfalar haline getirilmiştir. Sonra ikiye katlanılan yerin ortasına sağa ve sola birer cm kalmak üzere iki cm eninde ince bir kağıt yapıştırılarak sağlamlaştırılmış; sonra da sayfalar, soldan sağa 1, 2, 3, 4…şeklinde numaralandırılarak dikilip ciltlenmiştir.

 (1) LaFonten: d. 8 Temmuz 1621, Château-Thierry, Fransa - ö. 13 Nisan 1695, Paris, Fransa. Fabllarındaki konuları şark klasiklerinden almıştır. Buna örnek verilecek olunursa; Ezop (Antik Yunan şairi; M.Ö. 6. yy.) ve Beydeba (1. yy. Hintli masalcı) yazmış olduğu Kelile ve Dimne eserleri vardır.


8  Miftâhu'l-Cenne(t)            CENNETİN ANAHTARI

  • Metnin bütünlüğünü ve genel anlamını bozmayacak bazı cüzî hatalar olsa da, mâhir bir yazman tarafından yazıldığı bellidir.

 

  • Bazı kelimelerin üzerinde bulunan ve çok dikkatli bakıldığında ancak anlaşılabilen

-bir saç teli inceliğindeki- çizgiler, o kelimenin iptal edildiğini gösterir.

  • Bazı sayfaların solunda ve boş yerlerinde olan metne ait yazılar, kitabın tercüme sırasında yazıldığını düşündürür. Çünkü eğer başka bir Osmanlı Türkçesi metinden alınmış olsa, yazman satır satır kelimeleri yerleştirmekte zorluk çekmezdi…

Miftahü'l-Cennet’nin Bilinen Nüshaları

  • Fatih Camii Kütüphanesi el yazması.
  • Râif Yelkenci Kütüphanesi el yazmaları (2 adet).
  • Bursa Genel Kütüphanesi fıkıh kitapları arasında kayıtlı olan nüsha.
  • Manisa İli Genel Kitaplık’ta olan nüsha.
  • İBB (Atatürk Kitaplığı’nda) olan nüsha.
  • İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Seminer Kitaplığı nüshası.
  • Diyanet‘te olan nüsha (2 Adet).
  • Milli Kütüphane‘de olan nüsha.
  • Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki nüsha (Esad Efendi Bölümü).
  • Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüsha (Bağdatlı Vehbi Efendi Bölümü).
  • Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüsha (Erzincan Bölümü).
  • Konya Koyunlu Müzesi nüshası.
  • Kadir Akın arşivindeki nüsha (Mayıs 2020, 136 sayfa).

 

AHMED DÂ'Î KİMDİR?(1)

Ahmed Dâ'î (d.1348? - ö.1421 ?). Babasının adı İbrâhim, dedesinin adı Mehmed’dir. Divan şairi. Şiirlerinde asıl adını mahlâs olarak kullanan divan şairlerinden İzzeddin Ahmed- i Dâ'î aslen Germiyanlıdır (Kütahya ve çevresi). Sehî ve Latîfî, Dâî’nin Emîr Süleyman devri (1402-1410) şairlerinden olduğunu söyledikleri halde, Hasan Çelebi ve Mehmed Süreyyâ onu

  • Murad dönemi (1362-1389) şairlerinden sayarlar. Velûd bir şair olan Dâî’nin eserlerine ba- karak onun I. Murad, Germiyan Beyi II. Yâkub, Yıldırım Bayezid’in oğlu Emîr Süleyman ve
  • Murad devirlerini idrak ettiği söylenebilir. Kaynaklarda Dâ'î'nin bir süre Germiyan'da kadılık yaptığı, hatta bu görev esnasında muhtemelen Germiyan Beyi Süleyman Şah'ın kızı ile Yıldırım Bâyezîd'in 779/1377 - 1378 yılında gerçekleşen düğün törenlerine de şahitlik ettiği kayıtlıdır (Gelibolulu Âlî 1277: 130; İsen 1998: 118). Dâî’nin ölüm tarihi bilinmemekt- edir. Ancak son eseri Tezkiretü’l-evliyâ olduğuna göre, o tarihten sonra uzun süre yaşamadığı anlaşılıyor. Bursa’da onun adıyla anılan bir cami, bir mahalle ve bir hamam vardır. Caminin yanındaki Dâ'î Dede adlı birinin mezarının Ahmed-i Dâ'î’ye ait olduğu söylenmektedir.

 

(1): Ahmed Dâ’î’nin hayatı ve eserleri hakkında ‘TDV İslam Ansiklopedisi’nden azamî ölçüde yararlanılmıştır (Bkz.: (Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-i-dai).

 

Ahmed-i Dâ'î çoğu tercüme olan sekizi mensur, altısı manzum on altı eser kaleme almıştır. Bunların tasavvufî bir mesnevî, evliya tezkiresi, rüya tâbiri, fıkıh, tefsir, inşâ örnekleri, tıp, astronomi, lugat ve hadis örnekleri gibi hemen hepsinin ayrı konularda yazılmış olması, ilgi alanlarının genişliğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bu eserler şunlardır:

    • Tercüme-i Tefsîr-i Ebu'l-Leys Semerkandî.
    • Miftâhü'l-Cenne (Cennetin Anahtarı).
    • Tercüme-i Kitâbü't-Ta'bîrnâme.
    • Tercüme-i Eşkâl-i Nâsır-ı Tûsî (Tercüme-i Sî Fasl fi't-Takvîm).
    • Teressül.
    • Cevâhirü’l-Ma’ânî.
    • Tercüme-i Tıbb-ı Nebevî.
    • Vesîletü'l-Mülûk fî Ehli's-Sülûk.
    • Farsça Dîvân
    • Ukûdü'l-Cevâhir.
    • Câmasbnâme.
    • Türkçe Dîvân.
    • Vasiyyet-i Nûşirevân-ı Âdil be-Pusereş Hürmüz-i Tâcdâr.
    • Çengnâme.
    • Müfredât.
    • Tercüme-i Tezkiretü'l-Evliyâ.

 

Sol sayfada isimleri yazılı eserlerden yalnızca ‘Miftâhü’l-Cenne’, Lu'lu’ Paşa (Bir Ger- miyan paşası olduğu düşünülür)(2) tarafından Arapçadan Türkçeye çevrilmiş akâide dair bir eserdir. Bu metin üzerinde iki yüksek lisans ve bir de doktora tezi yapılmıştır(3).

Eğer çeviride, bazı yerlerdeki ifadelerin açıklanmasında yetersiz kaldıysak,bunu mazur görünüz. Çünkü Arapça harflerinin zor okunması, bazı kelimelerin karşılığının bulunmaması ve Eski Anadolu Türkçesi ile Arapça’nın telaffuzu, buna neden oluyor. Ayrıca Eski Anadolu Türkçesi ve Arapça, kendi dilinden başka dillere çevrildiği zaman, kendi özündeki inceliği ve anlamı veremez. Nitekim hadis, dua ve kelam kendi anadilinde olduğu gibi başka dillerde revaç bulamaz.

Kadir Akın - Hakkı Bayraktar

 

 

(2):Bupaşanın,kitabınmasrafınıdevlethazinesindenmi,yoksakendikesesindenmikarşıladığımeçhuldür ama Anadolu’ya yayılan Türklerin -bir devlet kurarak- böyle kitaplarla imanlarını ve ahlaklarını pekiştirdiği / yücelttiği aşikardır. Bunun gerekli olduğu o devrin yöneticilerinin siyasî bilin- cinde de mevcuttur. Bu yüzden Lü'lü Paşa maddî ve manevî katkıdan çekinmemiştir.
(3): - İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Blm. Mezuniyet Tezi: Mu- hammed Yelten. Tezi Yöneten: Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, İstanbul 1977.

  • Selçuk Üniversitesi Eski Türk Ed. Bilim Dalı, Kemal Kahraman, Konya 1989.
  • GürerGülsevin,'Miftâhu’l-Cenne, Metin - Dil Özellikleri - Söz Dizini', İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış Doktora Tezi), C. I-II, Malatya, 1989.

MİFTÂHU’L CENNE(T)[1]
(Cennetin Anahtarı)

Kaʿbu'l-Ahbar(2)   Kitabında diyor ki:
Hz. Süleyman (a.s.) huzurunda, turna öttü ve dedi ki: —Ey halk hiç bilir misiniz bu turna ne diyor? Dediler: “Allah bilir ve O’nun Resulü bilir”. Sü- leyman (a.s.): —Niçin bu şeyi yapıyorsunuz? Onların sonu kötüdür. Sonra üveyik öttü ve Süleyman (a.s.) şöyle dedi: —Hiç biliyor musunuz ne diyorlar? Bilmiyoruz. —Bu diyor ki; ey insanlar! Keşke ananızdan doğmasaydınız. Son- ra tavus öttü ve dedi ki: —Biliyor musun ne diyor? Süleyman dedi: —Bu di- yor ki: —Ey miskin Ademoğlu! Bugün (S.13) bunda ne işlersen, yarın onda ona göre azabını görürsün. Ve hüdhüd(3) öttü. Süleyman: —Ne dediğini biliyor mu- sunuz? diye sorduğunda; ‘bilmiyoruz’ dediler. Süleyman: —Bu diyor ki; diye söze başladı. Her kim Allah’ın halkını esirgemezse Allah da onu esirgemez. Saksağan öttü ve Süleyman: —Güzeel, dedi. —Bu diyor ki... siz biliyor mu- sunuz ne dediler? —Bilmiyoruz. Süleyman der: —Bu diyor ki; günahlarınız- dan çekinin ey Allah’ın günahkar kulları! Ve hemen çaylak öttü. Süleyman dedi ki: —Bilir misiniz ne dediler? —Bilmiyoruz. Süleyman dedi: —Bu diyor ki, her yaşayan (S.17) ölecek ve her yeni şey eskiyecektir(*). Sonra güvercin öttü. Süleyman dedi: —Bilir misiniz ne diyorlar? —Bilmiyoruz. Süleyman dedi:
—Bu der ki, ey benim Ulu Tanrım! Yerleri ve gökleri yüceliğinle doldurdun. Sonra kumru söyler: —Ey Tanrım/Çalabım(4) Muhammed’i sevmeyenlere ve onun soyunu sevmeyenlere lanet olsun! Sonra karga öttü. Süleyman dedi ki:
—Biliyor musunuz ne söylediler? —Bilmiyoruz. Süleyman dedi: —Bu diyor ki: —Yeryüzünde Allah’ın kullarına zulmedenlere lanet olsun!” Sonra dev- lengeç(5) kuşu öttü: Süleyman dedi: —Bunun ne dediğini biliyor musunuz? (S.19) —Bilmiyoruz. Süleyman dedi: —Biliyor musunuz ne diyor? —Bilmiyo- ruz, dediler. Süleymen der: —Bu diyor ki: —Allah’tan başka her şey yok ola- cak. Sonra keklik öttü.

(1) Uçmaġın /cennetin “kilidin dili/anahtarı” anlamına gelir, (2) Tam adı Ebû İshâk Kâ‘b b. Mâti‘ b. Heynû‘ el-Himyerî el-Yemânî’dir. Kimi kaynaklara göre geniş ilmi (hibr/habr, çoğulu ahbâr) dolayısıyla, kimi kaynaklara göre ise mürekkeple (hibr) yazı yazması sebebiyle Kâ‘b el-Ahbâr (Kâ‘b el-Hibr) diye anılmaktadır (Kandemir, 2001, 1-3); 104 yaşında öldüğüne dair rivayete göre milâdî 551 yılı cıvarında doğduğu söylenir. İbn Sa`d’ın naklettiği bir rivayete göre, bir yahudi âlimi olan babası Tevrat’ın bir kısmını yazıp kendisine vererek onun yetinmesini tavsiye etmiştir. Kâ‘b el.Ahbar, Hz. Ömer ve Suheyb-i Rûmî gibi sahâbîlerden hadis rivayet etmiş ve Resûl-i Ekrem’den “mürsel” olarak rivayette bulunmuştur (İSAM Ans.), (3) İbibik, büdbödek: Hemen bütün dillerde çıkardığı sesle bilinir. İbr. dûkifat; Lat. upupa, epops) veya başında bulunan sorguç şeklindeki renkli tüylerle tanınır. Hz.Sü- leyman ile hüdhüd arasında (En Neml 27/16-35) geçen olaylar anlatılır. (4) Çalap: Tanrı, Hak Taalâ, (5) devlengeç: Çaylay türünden yırtıcılardan, uzun kanatlı, çengel gagalı, küçük kuşları ve fare gibi zararlı hayvanları avlayan, tavuk büyüklüğünde bir kuş.


 

Süleymen dedi: —Ne dediklerini biliyor musunuz? —Bilmiyoruz. Sü- leyman dedi: —Bu; her kim dilini tutsa beladan kurtulur, diyor. Ve sonra baykuş öttü. Süleyman: —Ne dediklerini biliyor musunuz? Dediler: —Bilmi- yoruz. Süleyman: —Bu diyor ki; “Tüm derdi dünyayı sevmek olan o kişiye vay!” Bülbül öttü. Süleyman: —Ne dediklerini biliyor musunuz? Bilmiyoruz, dediler. (S.21) Süleyman: —Benim Tanrım budur: Her şeye egemen olan Tanrı’dır ki; kusursuz, tertemiz yerleri ve gökleri yarattı •

Sonra şöyle anlattılar: “Medine Yahudilerinden geldiler. İbni Abbas’a(1) dediler ki: —Ey İbni Abbas! Biz sana yedi şey sorarız. Eğer bizi Tevrat’ta okuduğumuz gibi yanıtlarsan sana inanırız.

İbni Abbas: —Ne istersenỉz sorun; diye yanıtladı. Yahudiler şöyle söyle- diler: —Bize papağan ötse, merkep bağırsa, at kişnese ve sığır bağırsa ne der? Sonra (S.23) Turaç(2) ötse ne der? İbni Abbas şöyle söyler: —Size yanıt vereyim. Papağan şöyle diyor: “Benim Rabbim bütün ayıplardan beridir bitmez, tüken- mez. Ey gafiller o gün Allah!...”; o anda kurbağa der: —Tüm sonsuzluğuyla nimet veren Tanrıdır. Merkep diyor: —Ey Tanrım/Çalabım! Başbuğlara rahmet et. Ve şöyle der: —Her şeyden berisin, arısın ey Cebrail’in Tanrısı! Sığır der “Her gün senden rızık isterim. Ey rızık verici!” Turaç (Dürraç) kuşu der ki: —Ey yücelerde olan Rahman!...” • Bu şekilde İbni Abbas bu denli çetin soruları yanıtladı.(S.25) Ve Yahudilerin birçoğu Müslüman oldular.

Böylece bu zayıf kul, Hak-Talâ’nın rahmetine yalvaran ve bağışlamasına koşan Ahmet Da’î Eslehe’llahu şânehü ve sânehü ammâ şenehû”(3) “Allah onun şanını yüceltsin ve onun şanını korusun” bu kitabın müştemilidir (bir araya getirendir). Bu kitap Tefsir, hadis ve benzeri latif hikayeleri kapsar. Bunun çevirisine ve yayımlanmasına; çok kıymetli, lütufkâr, sevgili, iyilik sa- hibi, cömert, daim güzel ahlâklı, çok şefkatli ve çok değerli velimiz (Allah'ın ona yardımı daim olsun) Lülü Paşa bu çaresiz duacıya bu kitabı Arapçadan Türkçeye çevirmemi bahşetti. Bu çaresizden bunu okuyanlara bir faydam olsun. (S.27) Sonra o yardımı kabul edip yüce Tanrı’nın inayetiyle başladım ve Tanrı’nın yardımıyla tamamlandı. Adını “Uçmağın (Cennetin) Kilidi” olan “Cennet’in Anahtarı” olarak yazdım.

 

(*) Bkz. s. 10. Hz. Süleyman’ın sözü: Ekl. 14/18 “Her insan giysi gibi eskir. Çünkü kesinkes önceden kaza ve kader budur.”, (1) İbn-i Abbas: d. 619, Mekke - ö. 687 Taif). Tefsir ve fıkıh alanlarında otoritedir, (2) Turrac: sülüne benzer bir kuş, (3) Arapça dua kalıbının tamamı: "Esleha'l-lâhü lehû şe'nehû ve sânehû 'ammâ şânehû". Türkçesi: "Allah onun işini/gücünü ıslah etsin (düzeltsin, iyileştirsin) ve onu ayıplardan/kötülüklerden korusun.".


Cennet sekizdir. Bu yüzden kitabı sekiz bölüme ayırdım. Ümidim odur ki, bu kitabı okuyup yazanları ve bu yürüyenleri, yüce Tanrı -yardımı ve acımasıyla kitapla (S.29) sekiz Cennet’e nasip eder. Bu kitabı okuyanlara dileğim odur ki, bu günahlı ve zayıf kulunu ansın • Allah galip kılsın.

I.Bölüm: Namazın faziletlerini ve mükafatını açıklar. “İlhamın büyük olsun” (C.C) “Kavlehü teâlâ yâ eyyühellezîne amenü erkeü ve escüdü ve abüdü” Ey iman edenler! Namazlarınızda rüku ve secde edin. “Rabbeküm ve efalü’l hayre lealleküm tüflihûn(1) Rabbinize ibadet edin ve hayır yapın ki kurtulabilesiniz. İbni Abbas (r.ah.) rivayet eder ki, peygamber (a.s.): “Cennet içinde bir ırmak vardır; adı Efyah’dır(2). O ırmak içinde huriler(3) vardır. Yüce Tanrı onları mis kokusuyla (S.31) ve safranla yaratmıştır. O ırmak içinde inciyle ve yakutla oynarlar. Yetmiş bin türlü sesle yüce Tanrıyı anarlar. Onların sesi Hz. Davut’un (a.s.) sesinden daha güzeldir. Birbirlerine şöyle sorarlar: —Ey Huri! Sen kimsin? O Huri yanıtlar: —Ben o kişiyim ki, sabah namazını ce- meatle kılarım, der. Ben o kişiyi cennete koyarım ve yüzümü gösteririm. Pey- gamber (a.s.) (buyuruyor): —Beş vakit namaz bir ırmağa benziyor ki, bir kişinin kapısı önünden geçer ve onun beş kez(4) kaplarını o ırmakta yıkar ve o kaplarda kusurlu hiç bir şey kalmaz hepsi temiz olur. Evet her kim beş vakit namazı cemaatle kılarsa (eğer bazen cemaat gerekli olursa (S.33) vaktinde kılsın. O kişinin gönlünde ve teninde hiç günâh çirki/pisliği kalmaz, arınır temiz olur. O zaman namazını güzel kılar eğilmesini (rükû’) ve alnının yere değmesini (secde) tamamlar. Her kim namazını iyi kılmasa, eğilmesi ve alnının yere değmesi eksik olsa; o namazı yüzüne vururlar.

Samit oğlu Ubeyd(5) rivayet eder ki: Peygamber (a.s.) “Her kim abdest alsa ve namaz kılsa, eğilmesini (rükû’), alnının secdeye değmesini yerinde ya- parsa ve Kur’anı namazı içinde doğru dürüst okursa o namaz iyidir. Nasıl ki, beni gözettin, Yüce Tanrı da seni korusun. O namazı göğe çıkarsınlar. O namazın aydınlığı, ışıltısı olsun. Gök kapısı açılsın; Yüce Tanrı’ya iletsinler. O namaz eylemi huzurda suçlarına karşı yakarsın. Her kimin alnının yere değmesi (secde) yerinde olmazsa, Kur‘anı doğru-dürüst okumazsa, o namaz yüce Tanrı katında kabul olmaz. “Nasıl ki sen Beni (Allah‘ı) kaybettin!...” Yüce Tanrı da seni kaybetsin, dedi. Bu yüzden o namazı göğe çıkaralar. O namazın ışığı karanlığı olsun, gök kapısı bağlansın ve o namazı eski bir çaput gibi atsınlar, işini yüzüne vursunlar •

(1) El Hacce Suresi: Ayet: 77, Sahife: 342, (2) AL 'AFIYAH: O Allah, (3) Huri: Ahu gözlü çok güzel Cennet kızları. (Bak: Hur - Hur-i în), (4) Buradaki benzetme 5 vakit namazdır. Nasil ki, kapların temizliği onun paklanması ise; abdest de bedenin arınması ve namaz da ruhun temizliğidir, (5) Saʽd ibn ʽUbad: (d.? - ö. 637) Yazı yazmayı ve yüzmeyi öğreten az sayıda sahabedendir.

 

İbni Abbas’tan Rivayettir: Kıyamet günü olunca (Diriliş Günü); bütün hizmetçiler, periler ve insanlardan kim olursa olsun bir tepe(1) üzerinde dirile- cektir. (S.35) Herkes saf tutup dize gelecek. Sonra bir çığırtkan çıkıp “Bugün kim keramet ehli ise, o dursun!” diye bağıracak. Çünkü o kişiler yüce Tanrı’ya her zaman şükrederlerdi. Onları Cennet’e alırlar. Sonra yine bağırırlar ki, “Bugün, gece namazını kılan keramet ehli kimseler dursunlar.” O kişiler ki, sırtları döşek görmezdi. Gece yarısı (teheccüd) namazını kılarlardı. Evet gece yarısı namazını (teheccüd) kılan kullarını tutup Cennet’e götürsünler. Sonra yine bir çığırtkan, “O kişileri ki, dünyada alıp satmak, ticaret etmek, Hakk’ı anmaktan ve namaz kılmaktan, zekat vermekten geri durmaz. Yani dünya işiyle meşgul olup Tanrı kulluğunu bırakmazlar. O kullar dursunlar” (diye bağırır). Onları Cennet’e alırlar.

Bir anlatıya göre: Bir kişi namaza durdu Fatiha süresine başladı Ne zaman ‘iyyâke na'büdü’(2) (Yalnız sana kulluk ederiz…) dese; gönlünden geçti ki, kendi dahi ibadet ehlindendir Ve gaipten bir ses geldi: —Ey yalancı! Sen bana değil halka taparsın. Hemen tövbe etti. Tek başına yaşadı, sakin bir yere varıp namaza durdu. Ne zaman ‘iyyake na'büdü’(Yalnız sana kulluk ederiz) dese, yine bir ses gelirdi: —Ey yalancı! Sen nefsin arzusuna ve şehvetine taparsın! Hemen karısını boşadı, yine namaza durdu. Ne zaman (S.37) “İyyake na'büdü” (Yalnız sana kulluk ederiz…) dese yine bir ses geldi: —Ey yalancı! Sen malına taparsın! Her şeyini sadaka verdi. Yine namaza durdu ve ‘iyyake na'büdü’(Yalnız sana kulluk ederiz…) dediğinde: —Ey yalancı! Sen giysile- rine taparsın!” Onları sadaka verdi ve yine namaza durdu. Ne zaman ‘iyyake na'büdü’ (Yalnız sana kulluk ederiz…) dese, yine bir ses gelirdi: —Ey kulum! Şimdi gerçek söyledin ve bana taptın • Bir öyküde (şöyle anlatılır). Adaletli beylerden Emir İsmail(3) adında bir bey vardı. Sozsuzluğa gideceği zaman ona hazineden bir sandık getirmelerini buyurdu, getirdiler. İçinde kağıda sarılmış bir avuç toprak vardı. Dedi ki: “Benim gizli bir yerim vardı. Her gün o yerde ibadet ederdim. Ve bu toprak üstünde secde eder, yüzümü ona sürerdim. (Va- siyet etti) Eğer ölecek olursam o toprağı balçık yapıp, o balçığı bir kerpiç (S.9) ile benim başımın altına koyasınız. Yüzüm onun üstünde olsun.Vefat ettiğinde öyle yaptılar. Onu düşte gördüler ve ona sordular: —Ey Emir! Yüce Rab sana ne yaptı? Dedi: —Beni yüce Rab affetti. O toprağın bereketinden ki, onun üs- tünde secde ederdim. İnançlı biri “E’üzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm” (Ko- vulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım) dese, şeytan der ki: Ademoğlu nasıl benim üstüme galip gelir? Kim öfkelense onun başına çıkarım; kim sakin olsa gönlüne girerim.
(1) Yüzlerce yıl önce bunun ne demek olduğu pek anlaşılmıyordu. A. Einstein’ın arkadaşı Prof. Michele A. Besso (1873-1955) bir mektubunda: “Einstein ölmedi. Zamanın bükülmesiyle, illizyon misali sanki ‘bir tepenin’ arkasında gözden kayboldu.” Bunun gibi tekrar zamanın bükülmesiyle, ‘görünmez canlar’ o simgesel tepede görünecektir; (2) Fatiha suresi 5. ayet: Ancak sana ibadet ederiz.


Bize bildirildiği üzere inançlı birinin silahı şeytan’a karşı dört şeydir: (S.41) Rahmet, merhamet (yani şefkat) ve bağışlamayla kefarettir. İblis dedi: Ademoğlunun önünden, ardından sağından solundan gelip azdıracağım(1). Nitekim yüce Rab buyurur: “İblisten hikayedir: “Leâtiyennehüm min beyni eydîhim” yani; önlerinden geleyim, dünyayı onlara güzel göstereyim. Dünya işiyle meşgul olsunlar ve dünyayı sevsinler. “Ve min halfihin” yani; arka- larından geleyim, ahiret işini yapmasınlar. Ve “An eymânihim” yani; sağ tar- aftan geleyim Allah’ın buyruğunu ve ibadet yapmalarını engelliyeyim. Ve ‘An şemâilihim’(2) yani; sol taraftan geleyim günahlarını onlara onlara tatlı göste- reyim; yaptıkça hoşlansınlar.” Buna yüce Rab şöyle cevap verdi: —Ey İblis! Kullarımı sağından, solundan, önünden, ardından gelip azdırmak mümkün olur; ama üstünden gelip azdırmaya sana izin vermedim. Çünkü onlar aşağı yüz sürerek secde ederler. O bir secdenin bereketiyle yüz yıllık günahlarını bağışlarım. Ve de yukarıya ellerini kaldırıp dua ederler ve derler ki; (S.41-43) Yüce Tanrımız; yaramazlık ettik, nefsimize zulmettik. Ben de derim ki: —Ey kulum! Günahlarınızın hepsini bağışladım. Diyorum ki, mülk işi benden...” Her imanlının silahı(3) rahmet, şefkat, bağışlama ve kefaret olursa; ki şeytan onun önünden gelse... İnanan kişi şeytanı savar. “Kavlühû Teâlâ“ (Yüce Allah’ın sözü şudur): “İnne rahmetellâhi garîbün mine’l- muhsîn”(4) Eğer ardından gelse bağışlamasıyla savar. “Kavlühû Teâlâ gafûrün rahîm”(5) eğer sağ yanından gelse şefkatıyla savar. Nitekim peygamber (a.s) buyurur: Yüce Rab kullarını; babanın sevgisi oğluna nasılsa, ondan daha çok sever. Eğer sol yanından gelse kefaretiyle savar. Nitekim [Peygamber (a.s.)] buyurur: “inançlı biri namaz kılsa bir namazdan bir namaz vaktine kadar, her ne günah işlediyse, o namazı kefaret olur. Yine bir cumadan bir cumaya dek ne günah işlediyse o cuma namazı kefaret olur. Yine bir ramazan’dan bir ramazana değin günah etse,“Kavlühû Teâlâ inne’l-hasenâti yüzhibne’s-seyyiât”(6) o ramazan ayının orucu ve namazları kefaret olur(7). Yani gerçekten sevap yapmak günahları yıkar(8). Evet her inanan insan iblisin sözünden yılmasın. Çünkü yüce Rabbin vaad kıldığı rahmet, şefkat, bağışlama ve kefaret haktır •

(1)“Sonra onlara, önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım.“ El A'raf, Ayet: 17, (2) “Muhakkak Allah gafurdur, rahimdir“ En Nahl Suresi, Ayet:115, (3) Bkz. Benzer ayetler 14*Böylece belinizi gerçeklikle kuşatıp doğruluk zırhını giyin ve yerinizde sıkı durun. 15*Ayaklarınıza esenlik Müjdesinin kuşanımını giyin. 16*Ve hepsinin üstüne iman kalkanını alın ki onunla kötülerin tüm kızgın oklarını söndürmeye gücünüz yetsin. 17*Kurtuluş miğferini veruhun kılıcını yani Tanrı’nın sözünü alarak; 18*Her zaman her dua ve yalvarışla ruhla dua edin ve bu uğurda tüm kutsallar için ya- kararak tam bir adanmışlıkla uyanık durun, (4)“Allah'ın rahmeti erdemli davrananlara pek yakın- dır“(A‘raf Sûresi 56)” A‘raf Suresi, Ayet 56, (5) Muhakkak Allah gafurdur. Rahimdir. En Nahl Suresi, Ayet:115, (6) “Allah'ın rahmeti erdemli davrananlara pek yakındır“(A‘raf Sûresi 56)” A‘raf Suresi, Ayet 56, (7) Muhakkak Allah gafurdur. Rahimdir. En Nahl Suresi, Ayet:115, (8) “Doğrusu bu hasenat günah- ları mahveder." Hûd Suresi; “Yani gerçekten sevap yapmak günahları yıkar” Ayet:114.


Bir öyküde bildiriliyor ki, yüce Rab, Musa (S.43-45) peygambere şöyle vah- yetti: —Ey Musa! Ben Muhammet ümmetini üç türlü adım ile ağırladım. Kera- met verdim ki, başka ümmete verdiğim yok. O adları güzel duayla okusalar, dualarını kabul ederim. Musa dedi: —Ya Rab, o adlar nedir? Yüce Rab şöyle cevapladı: ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’dỉr.

Musa’nın olduğu yerde bir gözsüz vardı. Bu sözü işittiğinde “Bismillâ- hirrahmânirrahîm” hakkı için gözlerim görsün, dedi. Yüce Rab duasını kabul etti; o saat görür oldu. “Errahman” sözünün anlamı şudur: İnançlılara ve inançsızlara dahi nimet verir demektir. Kafirlerin ve asi kulların çok küfründen ötürü rızklarını kesmez günah yapmakla utançlarını açmaz, rızıklarını kesmez ‘ve rahmetini onlardan esirgemez. ‘Errahim’ sözünün anlamı şudur: İnananları bağışlar, inanmayanlara bağışlamaz. Bazıları da ‘errahim’sözünün anlamını şöyle açıklar: Kullarını bir günahla cezalandırmaz. (Şöyle) buyurur: “Ve ya fü an kesîrin” yani yüce Rab birçok günahları bağışlar(1). Peygamber (a.s.) diyor ki: Her kim doğru-dürüst abdest alırsa yüce Rabbin hoşnutluğuna layık olur.

Yahyâ İbn-i Muâz(2) diyor ki: Her kim abdest almak isterse önce yü- zünü gözyaşıyla, dilini Allah adıyla, gönlünü O’nun korkusuyla ve günahlarını tövbe suyuyla yıkasın. Ondan sonra suyla abdest alın ki, size yarar sağlasın. Yüce Rab abdest alan kullarına on lütuf verdiğini bildirdi. Önce peygamberin ev halkıyla yâd etti: “Ve kavlühû teâlâ” (Yüce Allah’ın sözü bu hususta şudur): “Yürîdullâhü liyüzhibe ankümu’r ricse ehle’l-beyti ve yütah hiraküm tathîrâ(3) “Ve kalellahu teâlâ” (ve yüce Allah buyurdu): “ yürîdüllâhü liyec'ale aley- kum min haracin ve lâkin yurîdu liyutahhirakum”(3).

İkinci (olarak) nimetler vermekle, peygamberler ile yâd etti. “Kavlühü te’âlâ Teâlâ (Yüce Allah’ın sözü bu hususta şudur): “Ve liyütimme ni’metehû aleyküm” “Üçüncüsü sevgiyle davrananlarla birlikte andı. Dördüncüsü “in- nellâhe yühibbü’t-tevvâbîne ve yühibbü’l mütetahhirîn” (Temizler iyilerdir) diyerek andı. “Kavlü Te’âlâ (Yüce Allah’ın sözü bu hususta şudur): “ ye- messuhû ille’l-mü-tahherûn”(4): Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir”. Beşincisi gazilerle andı.“Kavlehü Teâlâ (Yüce Allah’ın sözü bu hususta şudur): “yü'minûne billâhi ve’l-yevmi’l- âhıri en yücâhidû“(5)

(1)(Şûrâ Sûresi, 30), (2) Yahyâ bin Muâz bin Ca'fer er-Râzî(830–871): İran’ın Rey (Tahran) şehrinde doğan ilk sûfilerdendir. Künyesi Ebû Zekeriyyâ ve lakabı “Vâ'iz” idi. İnsanlara nasîhatle se'âdet yolunu anlatan evliyalardandır, (3) Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. O, sizi tertemiz- yapmak ister” (Mâide S., 6), (4) Ey Ehl-·i Beyt! Peygamber ailesi Allah sizden sırf günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. El-Ahzab Süresi, Ayet:33, (5) Allaha ve ahiret gününe iman edenler mallarıyla ve canlarıyla cihad etmek hususunda senden izin istemezler. Et-Tevbe Suresi, Ayet: 44.


(S.48) Altıncısı; Peygamber (a.s) abdesti tevhid ile beraber alıp şöyle dedi: “Lâilâheillellah” Cennet’in kilidi dilidir. Abdest de namazım kilidiyle dilidir. Yedincisi; herkes abdestten Tanrı hoşnutluğuna layık olur. Sekizincisi: Abdes- tini saklamaz, korur ve samimi olan imanlı kullar hoşnutluğuna layık olur, dedi. Dokuzuncusu; “Üç şey günahlara kefaret olur, dedi. Abdesti doğru almak ve cemeat ile namaza gitmek; bir namaz kılıp, bir namazı da koymak. Abdest nişanından; üçüncüsü kıyamet gününde ümmetimin alnında nur / ışık olsun. Peygamber (a.s.) şöyle buyurur: Elini suya sokup da abdest almayan imanlı bir kişi yoktur. Ama yüce Rab o kula on kez yüz(1) gösterir. Kıyamet gününde o yüzlere bu on ayet yazılır:

Kavlühü teâlâ: İnne’l- müttegîne fî cennâtin ve uyûn: ”(2). 2. “Kavlühü teâlâ” (Yüce Allah’ın sözü bu hususta şudur): “Ve nûdû entilkümü’l-cennetü ûristümûhâ(3). 3. Lâ yezûgûne fîhe’l-mevte: Orada”(4) 4. kavlühû teâlâ el- hamdülillâhillezî ezhabe anne’l- hazene”: (Yüce Allah’ın sözü bu hususta şudur): “Ezhebe anne’l- hazene5. Kavlühû teâlâ “Kulû veşrabû henîen”(5). 6.Kavlühû teâlâ”; Yüce Allah’ın sözü bu hususta şudur: “Selâmün aleyküm tıbtüm fedhulûhâ hâlidîn(6). 7. Kavlühü teâlâ selâmü aleyküm”: Yüce Allah’ın sözü bu hususta şudur: 8.Kavlühü teâlâ“selamün aleyküm bimâ sabertüm:”(7). “Kavlühü teâlâ verzivânü minellahi ekber”(8) 10. Kavlühü teâlâ hal ceza ü il- ihsâni illâ ilâha”(9).

Dört Lütuf:

Her inanan kul abdest alırken ağzına su alsa yüce Rab ona dört lütuf verir: 1. İlk ve son anda; katında ismine tanıklık eder. 2. Münker ve Nekiri doğru yanıtlar. 3. Kıyamet gününde, yüreğinden çıkacak sözle sana tanıklık eder. 4. Kıyamet günü yüce Rab, o inananlarla konuşur.

Her yüzüne su çırpsa, yüce Rab dört lütuf verir. Birincisi: Kıyamet günü ruhunu kurtarır ve cennet (S.49) kokusunu nasip eder. İkincisi onun gönlüne Cennet bahçelerinden bir bahçe yapar. Üçüncü: Daha Cennete girmeden önce, ona Cennet kokusunu koklatır.

 

(1) Yüzünmek: Yüzünü göstermek, teveccüh etmek, (2) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır” (Hicr S.,45), (3) Onlara, "İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!" diye seslenilir.”(A’raf S.,43), (4) Orada (ilk ölümden başka) bir ölüm tatmazlar” (Duhan S., 56), (5) Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur" (Fâtır S., 34). (Tûr S., 19), (6) "Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedî kalmak üzere buraya girin." (Zümer S., 73), (7) Sabretmenize karşılık selam sizlere!“(Râd S., 24), (8) İyiligin karşılığı ancak iyiliktir. Er-Rahman 60, (9) : Allah'ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür” (Tevbe S., 72).

 

Dördüncü: Cennet şarabından içirir. Her kim ki, yüzünü yıkarsa yüce Rab dört lütuf verir. önce son zamanında Azrail’i doğru bir şekilde gösterir. İkinci yüreğinin yüzünü ayın on dördüncü gecesi gibi aydınlatır. Üçüncü yüce Rabbe secde kılan kullarla Hz. Hakka varsın. Dördüncüsü o kula kendi yü- zünü(1) göstersin. Her kim elini yıkarsa yüce Rab dört şey bağışlar. Önce def- terini(2) sağ yanından verirler; ikinci rahmet Meleklerini ona gösterirler, onlarla görüştürürler. Üçüncü Cennet altından inciyle bezenmişleri ona giydirirler. Dördüncü temiz şarabını içirirler. her kim başını meshetse yüce Rab dört şey bağışlar. Önce kıyamet gününde Cehennem azabından korur. İkinci mahşer günündeki güneşin sıcaklığı insanların beynini kavurur; o sıcaklıktan kurtarır. Üçüncü Hakkın rahmeti gölgesinde olsun. Her kimsenin bağrından kopacak başına bir taç koysunlar ve üstünde   Çalışanlar bunun için çalışsınlar”(3) yazılsın. Her kim boynunu meshetse yüce Rab dört şey versin. Önce Cehen- nem ateşinden âzât etsin. İkinci Cehennem bağlarından korusun. (S. 51) Üçün- cüsü: Demir bağlarından saklasın. Dördüncüsü boynuna altından taç örsünler ve üstüne “Kavlühü taâlâ ve’l kamuha tettehi ilâlnas ve entüm fî hâ hali- düne”(4) “Orada canlarınızın çektiği her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var” yazılsın yüce Rab dört şey versin: Önce “Sırat Köprüsü” üstünde ayağını sürçmekten saklasın. İkincisi‚ ‘Sıratı’ kolayca geçirsin. Üçüncü a- yağını cehennemin bağlarından korusun dördüncüsü Takva sahiplerinden etsin.

Bize anlatıldığı üzere bir kişi bir köle satın aldı. Köle dedi: —Ey hoca! Sana üç şartım var. Birincisi namaz vakti geldiğinde beni namazımdan ko- mayasın. İkincisi hangi şeyi buyurursan gündüz yapayım. Gece bana iş buyurmayasın. Üçüncüsü bana evinde gizli bir yer veresin. Gece evde olan hiç kimse benim yanıma gelmesin. Hoca kabul etti ve evine aldı geldi ve evini gösterdi. Avlusu içinde yıkıntı bir ev vardı; onu kabul etti. Hoca dedi ki: —Ey köle! Bu yıkıntıyı neden kabul ettin? Dedi ki: —Farketmez! Dünyada evim bir yıkıntı olsa da; ahirette mamur olsun. Sonra köle gündüzleyin hocasına hizmet etti. Geceleyin de yüce Rabbe yakardı ve bir gece; meğer hoca evinde dostları ve sevdikleriyle gelmiş sohbet ediyorlardı. Yemeye içmeye başladılar. Gece yarısı(5) geçti, gelen kavim dağıldılar ve avlu evine gittiler.

 

(1) Dîdâr: yüz, çehre, surat, (2) bititmek (bitisin): 1.Takdir etmek, nasip etmek, yazmak; 2. Mey- dana getirmek, hasıl etmek, (3) Es-Saffat, Ayet: 61. (4) “Ve leküm fîhâ mâ teştehî enfüsüküm ve leküm fîhâ mâ tedde’ûn”Fussilet Suresi, Ayet 31, (5) dün yarısı: bkz. TDK söz.: gece yarısı.


Ev Nur (ışık) doluyor: (s. 53)
Hoca giysisiyle avlu içinde gezerken kölenin odasının kapısı yanına geldi. Gördü ki odanın içi ışıkla dolmuş. Köle secde etmiş, (bakmış ki) başı ucunda bir ışık kandili göğe dek asılmış duruyor. Secdedeyken: —Ya Rab! Eğer üstümde hocamın hakkı olmasaydı gündüz de sana tapınır ibadet eder- dim. Gece gündüz senin kulluğundan ayrılmazdım. Ya Rab beni affet! Diyerek ağlar ve özür diler. Sabah olunca ışığı göğe götürdüler ve baca örtüldü. Köle secdeden başını kaldırdı ve Hoca gidip bu durumu karısına anlattı. İkinci gece olduğunda karısını alarak geldi. Oda kapısının deliğinden bakıyorlardı. Köle- nin secde ettiğini, yüce Rabbe yalvardığını ve başının üstünde ışık kandilinin durduğunu gördüler. (S.55) Köle secde ederken ya Rab! Eğer üstümde hocamın hakkı olmasaydı... Hemen odanın kapısında durdular ve ta sabaha dek ağ- ladılar. Sabah olduğunda hoca kölesini ödüllendirdi. Şöyle dedi: —Ey köle! Sen benim malımdan azat ol. Kendi kulluğunu yap ki, O’nun huzurunda özür dilerdin. Sonra o gördükleri durumu herkese bir bir anlattı. Köle başını kaldırdı: —Ya Rab! Ben senden dilerdim ki, sırrımı açmayasın, halimi kimseye bildirmeyesin. Çünkü benim halimi halka bildirdin. Artık beni huzuruna kabul et, dedi ve tekrar secdeye vardı. Canını teslim etti •

Bir anlatıya göre ilk önce can(1) verilen Adem peygamber rükü etmişti. Onun gövdesine canı girdiğinde; başını kaldırıp göklere baktı ve gördü ki, bir kılıç asılmış; hemen arkasını eğdi öne doğru eğildi ve dedi ki: —Ya Rab! Eğer beni yargılarsan; işte boynum. (S.57) Eğer üstüme yük vurursan işte sırtım, dedi; ve o kişi yakardı. Herkabil(2) adında bir Melek, arştan (göğün en yüksek katından) göklerden geçerken: —Acaba yüce Rabb’in benden daha büyük bir yaratığı var mıdır ki? Deyince; yüce Rab: “İzin verdiğim gibi uç! Yüz bin yıldır uçtuğun halde; yüce Rabbin göklerin direğine bir arşın bile erişemediğini biliyor. Yüce Rab: “Ey Herkabil! Diye vahiy etti. Eğer bu günden kıyamete kadar uçacak olursan; göklerin bir noktasına erişmeyesin”. Evet o melek şaşarak rükü etti ve Allaha yakardı. “Subhâne rabbiy’e-l azîm” (Büyük olan Rabb'im her türlü kusurdan uzaktır) dėdi. Ama secde etmek alimlerden ve sof- ulardan olmaktır. Onlar: “Önce kim secde etti?” diye birbirlerine sorduğunda:

 

(1) bkz. Tek. 2/6 “Zi-Ruh (Osm.) Hayat nefesi”, (2) Fatih Camii Kütüphanesindeki nüshada bu kelime için:“Herkâbil; o ulu bir Feriştedir” diye yazıyor. Firakî Abdurrahman Çelebi’nin yazdığı Kırk Su’al’de adı Harkâil olarak geçiyor. On sekiz bin kanadı olan bir arş meleği olarak tasvir edilmştir.


(S.59)
“İsrafil adındaki Melektir ki, Adem peygambere secde etti; bütün Kur’an o meleğin alnında yazılıdır. Önce Adem peygamber secde ettiği için yüce Rab bunu bahşetti. O kişi de yaradanına secde etti. Acaba bunun için midir ki, yüce Rab o kişinin gönlüne bağışlama yazsın ve diline iman versin? Buna işaret ediyor: “Yaratık yaratığa secde etti ve bu harikaları buldu” Yüce Rab gönlünde aflık yazsın ve dilinde iman koysun • Bir öyküde; her kim secde edip yüzünü yere sürerse ve “Sübhane Rabbiye’l-a’lâ” (Yüce olan Rabbim her türlü noksan sıfatlardan uzaktır) derse; yüce Rab der ki: Ben yüce isem, sen de yücesin. Yani sen beni yücelttin, yüce Tanrı diye andın; ben de seni ağırladım. Yüce Rab Muhammed ümmetini elin üstüne buyurdu; Çıfıtlar sec- desini yanağı üstüne buyurdu. Yani ne zaman yüce Rab, Musa’nın kavmine secde etmelerini buyurduysa dediler ki: “Semi’na ve ata’na” yani işittỉk ve uyduk(1). İmdi yüce Rab Cebrail ve Mikail’e buyurdu. Ve bir dağ erittiler ki, eni bir fersah, boyu bir fersah idi.
(S.61)
Musa’nın askerlerinin çokluğu da o kadardı. Onların üstüne bırakmak istedi; onlar korktular, secdeye vardılar. Yattıklarında yukardaki dağı(2) görüyorlardı. Yüce Rab o yarım secdelerinin bereketinden dolayı o azabı on- lardan giderdi. Öyle ki, yüce Rab onların yitik, noksan secdeleri için o azabı giderdiğinde; onlar henüz imansız idiler ve de: “Semina ve atana” yani işittỉk ve uyduk, dediler. Evet inanan kişi tam secdeyle yüzünü yere sürse, temizlikle yakarsa ve “Semi’na ve ata’na” yani işittỉk ve uyduk dese; buna şaşma! Yüce Rab onlardan ahiret azabını giderir. Evet yüce Rab der ki: “Ey kulum! sen zayıflığın ve düşkünlüğünle bana türlü türlü ibadetler edersin ayakta durmakla, eğilmekle ve alnını yere koymakla; ben kudretimle efendin olarak Cennetimi senden nasıl esirgerim? Onun içinde türlü türlü rahatlar ve nimetler var. Şuna bak: Nasıl ki ay gününde (S.63) dört gece aydınlık olur, parıldarsa; gecenin öncesinden sonuna dek nasıl gece yarısı uzun olursa; imanlı kişi de beş vakit namaz kılsa; o namaz pırıltısıyla bağrı aydınlanır. Namaz kıldığı geceden kıyamet gününe dek...

Eğer o gün uzun olsa vakit namazı beştir. Kuralları beştir. Görüntüsü dörttür ve cinsi üçtür Her birinde bir hikmet vardır; ama namaz beştir: Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı. Bu yüzden yüce Rab beş türlü kudret gösteriyor. Evet sabah namazının hikmeti odur ki, yüce Rab gece karanlığını giderir ve bu beş namaz vaktinde beş türlü kudret gösterir.

(1) Nisâ S. 46, (2) bkz. Çık.19/17 “onlar dağın altında durdular”.

 

(S.65)
Beş sabah namazının hikmeti odur ki; yüce Rab gece karanlığını giderir, gündüz aydınlığını getirir. Öyle ki, o vakit için bir kulluk buyurdu • Öğle namazının hikmeti odur ki, güneş çok sıcak olur. Kış yemişlerini eriştirir; ekinler, tahıllar erişir. O zaman güneş ışığı tam olur. Evet o zaman da bir kulluk buyurdu. İkindi namazı hikmeti odur ki, yaz günü ısısı sakin olur. Tüm yabanıllar dinlenir. Evet o zaman için de bir kulluk buyurdu. Ama akşam namazı hikmeti odur ki, gündüz aydınlığı gider, alaca karanlık gelir. Evet o zaman da bir kulluk buyurdu. Ama yatsı namazı hikmeti odur ki, şafak dolanır. Bütün insanlar ve yabanıllar yatar, dinlenir, rahat olurlar. Evet o zaman için de bir kulluk buyurdu. Tüm bunlar O kudretli yüce Rabten kullarına nimettir, rahmettir. Evet o namazlar da o nimetlerin şükrüdür.

Ama ikinci hikmet odur ki, yüce Rab İbrahim peygambere buyurdu ki, Kabe’yi yapsın. Beş dağın, taşındır. Birincisi Tur dağı, ikincisi Hut dağı(1), üçüncüsü Lübnan dağı, dördüncüsü Hira dağı, beşincisi (S.67) Cudi dağı. Evet yüce Rab o beş dağın taşından yapılan Kâbe’yi... Sana buyurduğum beş vakit namazı o kıbleye karşı kılasın ki, o dağın ağırlığınca sana sevap versin. Kendi erdemeiyle ve acımasıyla... Üçüncü hikmet odur ki; kıble beştir. Birincisi gök [arş](2), ikincisi, kürsü(3), üçüncüsü gökteki 7. katta olan köşk. Dördüncüsü Kâbe, beşincisi temizlik. Temizlik de odur ki bir kişi kırlarda olsa ve de bulutlu günde kıble nerdedir bilmese; fikri ile gönlü hangi yana tanıklık ederse, o tar- afa karşı namaz kılar. Eğer o taraf kıble olmasa dahi kıble yerine geçer. Ama gök, göğü getiren Melekler kıblesidir. Gök kubbesinin tahtı, Melekler kıblesidir. 7. katta olan köşk; yedi kat gök Meleklerinin kıblesidir. Ka’be inananların kıblesidir  Mihrabı ise  yaban  yerde kalıp,  kıble  bilmeyenin kıblesidir.

Mirac: Yüce Rab beş vakit namazı buyurdu; ta ki, o Melekler imanlılar arttıkça sevaplar versin. O beş namazı vaktiyle kılan mümin kullar arttıkça se- vaplar versin. Ama bir hikmet de odur ki, peygamber (a.s.)’ın miracı beş tür- lüdür. Birinci miracı Mekke’den Kutsal Eve(4) varmaktır. İkinci miracı (S.69) yedi kat gökten son sınıra varmaktır.

(1) Hira ya da Hut dağı(Fatih Kütüphanesi kolleksiyonuna göre), (2) Arş: Allah’ın hükümranlığı altında bulunan ve her şeyi kuşatan âlem); (3) kürsî (Kürsü: Arşa göre daha aşağıda ve sınırlı olan âlem

  • Fatih Kütüphanesindeki el yazmasında „arş kürsîyi getüren“şeklinde yazılmıştır, (4) (Mescid-i Aksa’nın olduğu tepede olan. Hz. Süleyman Tapınağı.

Üçüncü miracı son sınırdan yüce Allah’a iki yay boyu kadar yaklaşması. Dördüncü miracı Allah’a iki yay boyu kadar yaklaşmasından 9. göğe ermesi. Beşinci Kutsal Eve varması. Altıncı Kutsal Evden yedi kat göğe ışıktan mer- diven ile varması.7. kat gökten son sınıra Meleklerin kanadıyla vardı Son sınırdan Kâbe kapısına Cebrail’in kanadıyla vardı. Kâbeye iki yay uzaklıktan göğe Refref(1) ile vardı. Evet yüce Rab da O’nun ümmetine namazı beş yaptı. Her kim o beş namazı vaktiyle kılsa o makamları o kuluna ihsan eder. Ama önde gelen bu kuralların beş olduğunun hikmeti odur ki, önce tekbir (Allahü Ekber!) getirmektir. Yüce Hakk’ı (Allah’ı) ululamaktır. İkinci Ayakta üstünde durmak ve O’na uymaktır. Üçüncü Kur’an okumak ve o yüce Rabbi övmektir. Dördüncü eğilmek (rükû) ve kendini alçaltmaktır. Beşinci alnını yere değdirmek (secde) ve yüce Rabbe kulluk göstermek, yakınlık istemektir. Her ne zaman inançlı kişi bu beş kuralı yerine getirse yüce Rab o kula konuşur: “Buyur ey kulum! Dile benden ne dilersen. Sen bana Meleklerimden daha yakınsın.
(s.71)
Seni bağışladım. Atanı ve ananı da bağışladım. Acıdığın kullarımdan her dilediğini bağışladım. Ben senden hoşnudum. Ama (namazın) şekli dörttür. Ayakta durmak (kıyam), eğilmek (rükû), alnını yere sürmek (secde), oturup “Ettehiyâtü” duasını okumuak. Öyle ki, yüce Rab yarattığı her canlı ve cansız yaratıktan bu dört şekilde yaratmıştır. Birincisi dağların ve ağaçların tümü dik dururlar. İkincisi yabanıllardan iki ayaklı ve dört ayaklıların hepsi eğilmiş “rüku“ ederler. Üçüncüsü birçok yabanıl türleri, küçük kurtçağızlar, yılanlar, akrepler ve böcekler gibi hepsinin yüzleri yerde secde içinde dururlar. Dör- düncüsü yer üstünde biten her otun yaprakları yerin üstünde oturmuş “ettehi- yâtü” duasını okurlar. Bu yaratıkların tümü oldukları gibi “Yüce Rabbi” anarlar. Yüce Rab bu dört şekilde namaz buyurur. Tâ ki, o namazı kılan kullara
-kendi lütfu ile keremiyle (ikram ve cömertliğiyle)- bütün yaratıkların duası kadar ödüllendirsin •

Namazlar üç türlüdür. Yani sabah namazı iki rekattır. Öğle, ikindi ve yatsı namazı dört rekattır. Akşam namazı üç rekattır. Evet yüce Rab, Melekleri dört türlü yarattı. Kimi iki kanatlı, kimi üç kanatlı ve kimi de dört kanatlıdır. Hepsi yüce Rabbi anıp O’nu dinlerler. Her kim o namazları S.73 kılsa; o Me- lekler sevap verir. Yüce Rab o kişiye rahmet ile baksın •

(1)Manevi bir binek.


Öğüt: O beş vakit namaz kesin buyruktur. Onyedi rekat olduğunun hik- meti de budur: Yüce Rab o Cehennemin Zebanilerini on dokuz adet yarattı. Biri Mâlik’tir, ikinci onun yardımcısı. Geri kalan on yedi Melektir ki; bunlar Cehennemin halkına azap ederler. Her kim on yedi rekat namaz kılsa; yüce Rab, Zebanilerin azabından onları kurtarır. Şöyle der: “ Sizi cehenneme sokan nedir?”(1) “Gâlû lem nekü mine’l-müsallîn”. Yani Melekler böyle söyler ve Ce- hennem halkına sorarlar ki, “bu ‘sakara’ neden ötürü girdiniz?” derler. Onlar derler ki: “Biz dünyada namaz kılmazdık Yoksullara ve dervişlere yemek ver- mezdik(2) • Bize bildirildiği üzere beş vakit namazın her birini, bir peygamber bir vakitte kılmış; Hak Teâlâ (Yüce Allah) da o namazları kılan kula, o pey- gamberlerin sevabını versin. Önce sabah namazını Adem peygamber (a.s.) (S.75) kıldı. Sonra Cennet’ten çıktı ve dünyaya geldi. Gece karanlığını gördüğü yoktu. Gece, o dünyada korktu. Sabah olduğunda iki rekat namaz kıldı. Biri karanlıktan kurtulduğu için, diğeri gündüz aydınlığına geldiği için. Yani o rekat nimetin şükrüdür.

İbrahim peygambere gelen koç:

Adem peygambere kesin buyruk değildi; ama Muhammed ümmetine kesin buyruk oldu. Öyle ki her kim Sabah namazını kılsa yüce Allah o kulu, günah karanlığından kurtarır ve gönlünü iman nuruyla aydınlatır. Öğle namazı: İbrahim peygamber (a.s.) oğlunu kurban edeceği zaman (Allah buyurdu): “seslendiğim, gördüğün düşün manası gerçektir”. O zaman öğle vaktiydi. Pey- gambere (a.s.) dört şey acayip geldi. Birincisi oğlanı boğazlamak, ikincisi oğlandan ayrılmak, üçüncüsü “Allah’ın (C.C.)” kurban için fidye verdiğine ve dördüncüsü yüce Allah’a hoşnut olup dört rekat namaz kıldı. Yani her kim (S.77) öğle namazı kılsa; yüce Allah o kulu tuzaktan kurtarır. Böylece (Allah), İbrahim peygamberi oğlunun özleminden kurtardı. İkincisi Cehennem ateşinden kurtardı. Aynen İbrahim’i (a.s.) Nemrut’un ateşinden kurtardığı gibi. Üçüncüsü o kişiye kefaret/fidye için, inanmayanları Cehenneme koyar. İbra- hime oğlu için koçu kefaret kıldı. Dördüncüsü Ondan hoşnut olup namazını kabul eder. Nitekim İbrahimden hoşnut olup kurbanını kabul etti. İkindi namazını Yunus peygamber (a.s.) kıldı ki, balığın karnından kurtulmuştu. Yani dört türlü karanlıktan kurtuldu.

 

(1) Sizi cehenneme sokan nedir? (Müddessir S., 42.), Onlar şöyle derler "Biz namaz kılanlandan değildik." El-müttesir Ayet : 43, (2) (Müddessir S., 44).

 

Birinci günah karanlığı, ikinci gece karanlığı, üçüncü deniz karanlığı ve dördüncü balık karnının karanlığı. Evet o şükür için dört rekat namaz kıldı. O zaman ikindi vaktiydi. Yüce Allah o namazı Muhammed’in halkına kesin buy- ruk yaptı.Yani her kim ikindi namazını kılarsa; yüce Rab o kulu (S.79) dört türlü karanlıktan kurtarır. Birincisi günah karanlığından, ikincisi kıyamet karan- lığından, üçüncüsü Cehennem karanlığından ve dördüncüsü mezar karan- lığından...

Hz. İsa ve ‘Teslis’ Hk.:
Akşam namazını İsa (a.s.) kıldı ki; yüce Rab, İsa (a.s.)’a haber vermişti. Dedi ki: —Ey İsa! Senin kavmin senden sonra sapacak ve imansız/kâfir ola- caklar Tanrı üçtür diyecekler. Evet o zaman akşam vaktiydi ve İsa (a.s.) üç vakit namaz kıldı. Birinci rekat buna işarettir ki; “Ben Tanrının kuluyum”. İkinci rekat şuna işarettir ki; “Annem Meryem yüce Tanrı’nın hizmetçisidir”(1) (O’nun yolunda hizmet eden). Üçüncü rekatın manası da yüce Rab (C.C.) odur ki; alemleri yarattı. Ondan başka Tanrı yoktur. Ne zaman kıyamet günü olursa; yüce Rab diyecek ki: “Sen mi kavmine; sana ve annen Meryem’e Tanrı (S.81) diye tapmalarını söyledin? İsa şöyle yanıtlayacak: - Ey yüce Tanrım! Haşa ki; “ben kulun” bu gibi şeyler söylesin. Tanrım! Sen bilirsin ki, onlara demedim(2). Evet İsa peygamberi o korkudan kurtarsın, Cennet’e koysun. O üç rekat namaz Muhammed’in halkına kesin buyruk olsun. Yani her kim akşam namazını kılsa yüce Allah o kula İsa peygambere verdiği kerameti(3) versin. Yatsı namazını Hz. Musa’ya verdi ki, Med ilinden çıkmıştı. Dört kaygısı vardı: Kadın kaygısı, oğlancıklar kaygısı. Yüce Rab şöyle seslendi: —Ey Musa! Kaygılanma. Senin ev halkın, çocukların ve kardeşin Harun’la görüştüreyim, düşmanın Firavun üstüne galip edeyim, diyerek şükretti. O zaman yatsı vaktiydi. Ve dört rekat namaz kıldı. Yüce Rab namazı Muhammed’in halkına kesin buyruk yaptı. Her kim yatsı namazını kılsa yüce Rab o kişiyi (S.83) kıyamet gününde peygamber- lerle görüştürür ve düşmanı Şeytan’a karşı galip eder.

Bir anlatıya göre iyi kişilerden biri varmış. Bir gemiye binmişti. Karanlık bir gecede soğuk oldu ve bir tahta üstüne oturup abdest alıyordu. Ansızın çetin bir yel geldi. Allah’ın kışı, Allah! Diyordu ki, gemiciler şöyle bir ses işittiler: “Buyur, buyur ey kulum!” Bir saattan sonra o kişiyi gemi içindekilerle birlikte oturur gördüler. Bir anlatıya göre de yüce Rab kıyamet günü imanlıları huzu- runa getirir ve sorar ki:

(1) Metinde karavaş: cariye, hizmetçi, (2) Mâide S., 116), (3) Yetiyi ve manevi ikramları.


Ey kulum! Adın nedir? O kul şöyle yanıtlar: - Adım Muhammet’dir. Yüce Rab der: —Ey kulum ben sana azap etmeye utanıyorum. Çünkü sen benim “Sevgilim” adlı Melik’imsin, der. Bir anlatıya göre de yüce Rab, Muhammed’in yoldaşını ateşte yakmadığı gibi; onun arkadaşını da ateşte yak- maz. Nitekim yüce Rab kendi nefsine mümin dedi, inanan kullarına da mümin dedi. Ve kendi (S.85) nefsine selamet(1) dedi, imanlı kullarına müslüman dedi. Yüce Allah’ın sözü şudur: “Kavlühü teâlâ’ selâmü'l-mü'minü”(2) buyurur ki: - Ey mümin! Cömertsin; barış Kuran-ı Kerim’dir. Yani Cennet Tanrının cö- mertliğidir.

Madem “İnandık ve onayladık”. Öyleyse neden kaygılanırsın? Davut peygamber (a.s.) dedi: -Ey Allah’ım! Kullarını ne bahşedersin? Yüce Rab söyledi: —Ey Davut! Cömertliğim odur ki; asi kullarım günah ettikleri için azap edip kapımdan kovmadım. Belki lütfederim; ta ki benden utansınlar ve bana tövbe etsinler. Git benimle lezzet bulan kullara sor. Bana taparak nimet- lenenlere ve benim hizmetime erişip kulluk edenlere ki, benden daha cömert Tanrı gördüğünüz var mıdır? Haşa! Yüce Rab, Musa peygambere söyledi ki:
—Ey Musa! Benim kapımda ol. Ben lütfediciyim, bana dua et ki, ben kabul edeyim. Ne dilersen benden dile ki, ben Bey’im. Benden iste, yalvar(3) ki, ben herkesten yakınım.

Bir anlatıya göre (S.87) kıyamet koptuğunda ve inananlar mezarlarından kalktığında; melekler gelerek kabirleri üstünde dururlar. İnananların baş- larından ve bedenlerinden toprakları silerler ki, inananların alnında bir parça topraktan birşey kalmasın; böylece gitmeden silerler. Bir ses geldi: “Ey me- leklerim! Kullarımın elindeki toprağı silmeyin.O mezar toprağı değildir. Belki dünyada namaz kıldıkları yerin toprağıdır; bırakın gitsinler; Sırat’ı(4) geçsinler ve Cennet’e girsinler; tâ görenler bilsinler ki, bunlar ibadetlerini yapan, namaz kılan kullarımdır. Diğer bir öyküde Abdullah İbni Mübarek (rh.a.) anlatıyor: “Mekke’de bir yıl kıtlık oldu, yağmur yağmadı. Mekke kavmi bir Cuma günü Arafata çıktılar. Dua edip yalvardılar. Güneş gittikçe sıcak oldu ve hiç yağmur yağmadı. Cuma namazını kıldıklarında bir esmer, cılız, zayıf tenli kişi geldi. İki rekat namaz kıldı (S.89) ve dua etti. Ondan sonra secdeye vardı ve dedi ki:

 

1) Barış, rahatlık, selamet; bkz. Tek. 14/ 18’de Salem kralına “Selamet, sulh” adı veriliyor; (2) “barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren” (Haşr S., 23). (3) bkz.Apokrafiler; II.Mak. 2/10 “Musa yalvardığında...”, (4) Sırat köprüsü.

 

—Yüceliğin hakkı için; tâ kullarına yağmur verene kadar başımı secd- eden kaldırmayayım. Hemen bir bulut geldi ‘Misk’ ağzından dökülür gibi yağmur yağdı. O kişi yüce Rabbe dua edip şükretti. Sonra dönüp gitti. Ben de arkasından gttim. Bir eve varınca sordum. Meğer bir kişinin kölesiymiş.

Gidip evden keseyle gümüş para getirdim ki, bu köleyi satın alabileyim. Sahibini çağırdım ve şöyle dedim: Senin siyahî bir kölen varmış, bana sat dedim. Meğer efendisi köle taciriymiş. Ben onu yedi altına satın aldım; ama iki altın bile değmez dedi. Hemen yedi altın saydım; gidip kölesini getirdi. Gördüm ki, o Arafatta dua eden kişidir. Elini tutarak evime aldım, şöyle dedi:

—Ey efendim! Beni niçin satın aldın. Ben hizmet etmeye yetersizim. Ben de dedim ki: (S.91) —Sana hizmet etmek için aldım. Dedi: —Neden ötürü? Dedim: —Sende çok yetenek gördüğüm için. Arafatta onu sen gördün mü? dedi. Ben de: —Gördüm. Dönüp bana söyledi: - Şimdi bana özgürlüğümü ver. Ben de dedim: —Benden azad ol! “Allahâ hamdolsun” dedi. Ondan sonra durup abdest aldı. İki rekat namaz kıldı ve duasında şöyle diyordu: —Ya Rab! Sen biliyorsun ki, ben seni bildim bileli, sana günah yaptığım, baş kaldırdığım yok. Senden dileğim benim sırrımı açmaman idi. Madem ki, sırrımı açtın beni al, dedi ve canını teslim etti. Ben de yıkadım, kefene sarıp namazını kıldım. Kefenini iyi ve güzel bezle sardım. Aynı gece peygamberi düşümde gördüm. Yanında ak sakallı, temiz suratlı bir kişi bana dedi ki: —Ey Abdullah! Tanrıdan utanmaz mısın? Ona: —Sen kimsin, dedim. Dedi ki: - Muhammet! Bu da atam İbrahim peygamberdir. Ben de dedim ki:
(S.93)
-Ya Allah’ın Resulü! Senden niçin utanayım? Ben çok “Salavat” ederim. O da: - Yüce Rabbin velilerinden bir veli vefat etti. Ona güzel kefen sarmadın; bilmiyor musun? O kişi şimdi Cennette benim atam İbrahimin(1)  yoldaşıdır. Abdullah anlatır: “Sabahleyin gidip o kişiyi mezarından çıkardım. İyi kefene sardım ve yeniden gömdüm • Enes (r.anh.) rivayet eder ki: Muhammet üm- metinden şu kişiler Cehenneme girecek. Her ne kadar dört bin yıl geçmiş olsa da; en sonra çıkanlar, yedi bin yıl azap çekmiş olacak. “Ey Allahım, ey Al- lahım,ey Allahım!” Diyerek bin yıl çağıracaklar. Bin yıldan sonra “Ey çok acıyan Allah! Ey çok acıyan Allah!”(2) diye çağıracaklar.

(1) bkz. Apokrafiler; Sül. Bil. 5/5 “Ne hoş ebnâʾullah maʿdûd olmuş ve mukaddesler ile nasîbi var” ve bkz. İncil; Luk. 15/22-25 ile karşılaştırın, (2) çok acıyan, çok acıyıcı (Allah’ın C.C. adların- dandır).


Cehennem ateşi ve meleği Malik:

Bin yıldan sonra, “Ey bütün varlıkların hayat kaynağı, ebedî ve hakîkî hayat sâhibi (Hay olan) ve bütün mahlûkâtı var kılıp varlığını devam ettiren (Kayyûm olan) Allah!”. Ondan sonra yüce Rab, Cehennem’in kapıcısına şöyle diyecek: —Ey Malik! Şu kulum beni çağırıyor. Onun nerede olduğunu biliyor musun? Malik: —Cehennem dibinde bir dere vardır, ol dere içinde bir kuyu (S.95) vardır. O kuyuda bir sandık var ol sandık içindedir. O kulumu bana getir, diyecek.

Malik de bir kez Cehenneme öfkeyle bağıracak. Malik’in öfkesinden, Cehennem ateşi birbirini yakacak. Sonra o kulu çıkarıp getirecek. Bütün etleri ateş olmuş yanıyor olacak. Malik: —Gel ey bedbaht! Yüce Rab seni çağırıyor, diyecek. Kul: —Ey malik! Bu Cehennemin hangi katıdır? Diye soracak. Malik: -Diğer Cehennem ile Cehennem ateşinin şiddetidir. Ondan sonra kul:
—Ey Malik! Bedenimin yarısını Cehenneme bırak ve diğer yarısını da “Sakar”a(1). Beni huzura çıkarma ki, utanıyorum. Çünkü huzurda durmaya yüzüm yok. Malik: —Tabii gitmen gerekiyor. Ondan sonra huzura getirir. O kul korkudan balık gibi titrer. Yüce Rab der ki: —Niçin benim buyruğumu bozdun? Bana kulluk edip dinlemedin ve Şeytan’a uydun. Kul: —Ya Rabbi, Cehennem ateşi bana bu utançtan daha iyi idi.

Yüce Rab: -Malik bu kulu (S.97) geri Cehenenm’e at, diyecektir. Kul ise:
-Ya Rab! Ben senden beni Cehennem’den çıkarıp, yine Cehenneme atmanı hiç ummazdım, dediğinde; Allah: —Ey kulum! Gerçekten doğru söyledin. Bunu ben bilmezdim! Sonra yüce Rab: —Ey Malik ve ey kulum! Sen dünya- daki yaşamın içinde şu gün ve bu gecede “ ilâhe illellâh Muhammadün Resülullah”(2); (Allah’tan başka Tanrı yoktur ve Muhammet O’nun pey- gamberidir.) dedin. O yüzden seni Cehennem’den çıkardım, diyecek. Ondan sonra Meleklere: “ O kulu Cennet’e götürün” der. Kul da: -Ya Rabbi! Cennet- ’ini peygamberler ve veliler hep söylediler. Paylaştılar ve artık başka kişiye yer kalmadı, diyecek. Yüce Rab ise: —Ey kulum! Sana Cennet içinde yedi kez doğuyla batı aralığı kadar geniş mülk verdim, dedi. Sonra o kulu götürd- üler. Bir ırmak var adı “Yaşam Deryası”dır. Temizlen; yüzün ayın ondördü gibi olsun. Onu orada gördüler ve Cehennem’de olan imansız kişiler: “Ah! Biz de yaşantımızda bir kez “Allah’tan başka Tanrı yoktur ve Muhammet O’nun peygamberidir” deseydik ve bugün ateş içinde sonsuza dek kal- masaydık, dediler.
(1) “Sigar“ metindeki anlamı; küçük(Cehennem.), (1) bkz. El-Fetih, Ayet 19-29.


(S.99)
Kavlühû Te’âlâ” Yüce Allah’ın sözü: “Rubemâ yeveddüllezîne keferû lev kânû müslimîn”(1) Ebu Hureyre (r.anh.) şöyle rivayet eder: Peygamber (a.s.) buyurur ki: “Her kim günahına pişman olursa; yüce Rabbin bağışlamasına hazırdır ve kendi nefsini görüp günahtan dönmeyen kişi yüce Tanrının öfkesini kazanır, öyle değil mi?” Ve devam ett: “ Önce herkesin işlerini dünyadan göç- meden gösterip bildirirler ve kişinin son zamanında olan işleri neyse varlığı da odur” dedi. Sonra şöyle devam etti: “İki at bakıcısı gece-gündüz o atlara binip; ahirete doğru gidin; bu günü yarına bırakmayın, dedi. Çünkü ölüm ansızın(2) gelir. Bundan ötürü önce yüce Rabbin yargısını, yavaşlığını ve sabrını arayın. Çünkü Cennet ve Cehennem herkese atının nalından daha yakındır” Dedi; ve sonra şöyle devam etti: “Pişmanlık gönül tövbesidir. Tövbe eden (S.101) kişi Tanrı dostudur. Yüce Tanrı tövbe eden kulları sever. Bize bildirildiği üzere yüce Rab, Musa peygambere şöyle vahyetti: —Ey Musa! kavmine buyur ki, bir iş(3) yapsınlar da onları Cennet’e koyayım, dedi. Musa söyledi: —Ya Rab! O nasıl(4) bir iştir? Yüce Rab: —Herkesin kimde hakkı varsa birbirine versin. Musa dedi ki: —Ya Rab! Hak kızışırsa ne yapsın? Rab: —Ben diriyim; beni hoşnut etsinler. Musa: —Ya Rab! Seni nasıl hoşnut edelim? Dedi. Yüce Rab yanıt verdi: —Dört şeyle: Gönülden tövbe etmek, yüce Rabb’den dil ile ve gözyaşıyla af dilemek, tüm bedeniyle bana kulluk etmek, dedi • Hz. Âişe (r.anhü) rivayet ediyor: bir rivayette: Peygamber (a.s.) şöyle söyledi, dedi: — Bana Cennete girenleri gösterdiler: Cennete giren kişi üç türlüdür. Birincisi şehitler, ikincisi efendisine hizmet edenler ve yüce Tanrıya kulluk edenler. Üçüncüsü dervişler ki, evinin bakımıyla(5) yükümlüler. Bunlar yoksulluğuna sabredenlerdir. Önce bunlar cennete girerler. (S.103) Ama cehenneme girenler: Zalimler, büyüklük taslayan kibirli kimseler(6) ve malı olup da zekât vermeyen- lerdir. Hakimler(7) der ki: “İmanlı kişi yüce Rabbi tevhitle izzetler ve yücelt- mesi soyunun aslıyladır” • Fakîh (r.anh) diyor ki: “(tekebbür) ucubedir(8).

(1) bkz. Hicr S.2:O Yüce (Allah’ın) sözü şudur [Yüce (Allah) şöyle buyuruyor]: “İnkâr edenler, ‘Keşke Müslüman olsaydık!’ diye çok arzu edeceklerdir, (2)"Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah'a dön dürüle ceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir. (Cuma S.,8).; bkz. İncil; Luk.12/20 “Ama Allah ona:
-Ey akılsız! Bu gece canın senden alınacaktır; biriktirdiğin şeyler kimin olacak? Dedi.”, (3) bkz. Tevrat; Zek. 8/16 “Yapacağınız şeyler bunlardır: Herkes komşusuna gerçeği söylesin; kapılarınızda adalet ve gerçeklik üzerine yargılayın, (4) bir kimsenin nafakasını vermekle mükellef olduğu kimseler; bkz. “ayâl”,

(5) mazleme: zulüm, haksızlık, (6) bkz. Apokrafiler; Tobit 4/18 “ve gurur, eksiklik ile eziklik getirir. Çünkü tepeden/tafra bakmak açlığın anasıdır, (7) Akıllı, derin düşünceli, hükümleri sağlam, basîret ve sağ duyu sâhibi / hikmetli kimseler, (8) Ucub: kendini büyük görme psikolojisi.

 

(S.105) Bencil olmak imansızlar ve Firavunların sıfatıdır. Çünkü yüce Rab onları Kur’an içinde kibirlilikleri ile andı. Alçak gönüllü olmak,yani mütevazı olmak; peygamberler ve iyi olanlar sıfatıdır. Çünkü yüce Rab onları alçak gönüllüğe yar etti •

Hz. Ömer ve kölesi:

Hz. Ömer (r.anh.) kölesiyle sözleşmişti Ömer deveye biner, köle de de- venin yularını tutardı. Bir fersah gittiler Ondan sonra Ömer iner, köle deveye biner ve Ömer yürürdü. Bir fersah şehre yakın geldiklerinde bir suya eriştiler. Nöbet köledeydi. Köle deveye bindi, Ömer devenin gemini tutup suya girdi geçti. Sonra Ebu Ubeyde bin Cerrah(1), Şam Beyi ve sahabe idi. Onları karşı- layıp selamladı ve dedi ki: —Ey Müminlerin emiri! Bütün Şam halkı seni karşılamaya geliyorlar. Seni böyle görmeleri iyi değildir, dedi. Ömer yanıtladı:
-Bizim izzetimiz Tanrı ile ve İslam dini iledir. Halk ne derse desin hiçbir şey farketmez, dedi • Yüce Rab, Davut peygambere dedi ki: —Ey Davut! Tövbe et; seni tüm kullarımdan çok seveyim. Ama İblisi sevmem. Çünkü o kibirli- dir.

    • Bir anlatıya göre: Bir mümin ahirete gittiği zaman; işlerini getirirler. Onun dağlar gibi amelleri iyi ise temiz olur. Ama iyi değilse kötü olur. Ondan sonra canı çıkan kişinin varlığı, gideceği son yerdir demek anlamı budur: İnsanın tüm işleri son zamana erişse; o işlerde bulunacaklar girecek. İnanan- lardan birçokları son demde kötü olurlarsa; bu dünyadanS.107imansız gitmiş olurlar. Bel’am(2) (b.Bâûrâ)ve Berṣiṣa gibi imansız olurlar. Kimin sonu iyi olursa; Firavun’un Cadıları (sihirbazları) gibi dünyadan imanla giderler. Evet her zaman korkuyla ümit etmeli; tövbe, aflık dilemeliyiz. Belki yüce Rab acım ası ile son vakte dek iyilikte tutar ve kısmetimizi iyi yapar. Amin; ey Alemlerin Rabbi! İmam Ebu Hanife’ye (r.anh.) hangi günah korkuludur diye sorduk- larında: Dünyadan imansız gitmek, yüce Rabbin verdiğine şükr etmemek, son günden korkmamak ve zulm etmek. Her kimde bu üç şey varsa; o kişiye son günde korku olacak -Eğer yüce Rabbe tövbe etmemiş olursa (dedi). Allah’ın peygamberi (s.a.v.) dedi ki: -Yüce Rabbin yumuşaklığına; yani yavaşlığına, sabrına leke getirmek; yani yüce Rab yavaş ve sabırlıdır. Dünya egemenleri(3) gibi suç işleyenlere azap etmeye, intikam almaya acele etmez. Çünkü dünya egemenleri bu üç şeyden korkarlar:

(1) doğumu Miladi 583.Benî Hâris kabilesinden olan Ebû Ubeyde, Câhiliye devrinde Mekke'de okuma yazma bilen birkaç kişiden biriydi, (2) bkz.Tev. Say. 22/5-10, İncil: II. Petrus 2/15, Kur’an: El- araf 7, 175, 176, (3) bkz. Apokrafiler; Süleymanın Büyük Hik. 1/1.


Ya ben ölmeden o kişiden intikam almadan gidersem; ya o ölüp de benim hakkım onda kalırsa; ya malım için ölümden sonra o kişiye hakkım geçmez. Ama yüce Rab her zaman sonsuzdur, ölmez. Onun mülkü eskimez ve bütün kulları O’nun önüne gidecektir.
S.109
Öyleyse korkmak gerek. Bize bildirildiğine göre Kabil Habil’i öldür- düğünde Adem peygamber çok üzüldü. Oysa yüce Rab, Hz.Adem’e yere egemen olun(1) demişti. Adem peygamber yere şöyle seslendi: —Ey yer! Kabil’i yut; aşağı gitsin. Yer yuttu Kabil şöyle dedi: —Ey yer! Tanrı hakkı için zaman ver, diyecek sözüm var. Yer bıraktı Kabil gene söyledi: —Ey Rabbim! Babam Adem günah işledi, onu yere yutturmadın. Niçin beni yere yutturuyor- sun? Yüce Rab söyledi: —Ey! Kabil baban Adem yalnız benim buyruğumu bozdu. Sen hem benim buyruğumu bozdun ve hem de babanın buyruğunu boz- dun. Adem yere söyleyip geri tuttu. Kabil dedi ki: —Ey yer! Tanrı hakkı için güç ver sözüm var; deyeni yere koydu ve sözüne devam etti: —Ey Rabbim! İblis günah işledi yere yutturmadın. Beni Niçin yutturursun? Yüce Rabb yanıtladı: —Ey Kabil! İblis bir buyruk bozdu. Sen iki buyruk bozdun. Adem peygamber yere buyurdu, yer geri tuttu. Ve dedi ki: —Ey yer! Muhammet hakkı için diyecek sözüm var; zaman tanı. Yer bıraktı ve şunu dedi: -Ya Rab! Doksan dokuz ismin senin değil midir? Yüce Rab yanıtladı: —Evet. Kabil dedi: -Rahmân Rahîm (Çok acıyan ve çok bağışlayan), o isimlerden biri değil mi? Yüce Allah: —O isimlerdendir. Kabil: —Ya Rab! Eğer beni yok etmek istersen o iki (S.111) isim ki “Rahmân ve Rahîm’dir; onları doksandokuz adın- dan sil. Çünkü “Rahmân ve Rahîm odur ki, kulunu bir günahla cezalandırmaz. O zaman yüce Rab: Kabil’i bırak(2) dedi •

Yüce Rab, Davut peygambere şöyle vahyetti: —Ey Davut! Yüceliğim, kudretim hakkı için; her kim benim kapıma, başka kapıdan bir şey koyup umarsa o kişi umduğunu alamaz. Ona ötelenmişlik giysisi giydireceğim ve insanlar arasında horlanacaktır. —Ey Davut! Kapımı çalan kime kapımı kapattım? Ya da kim benden bir şey diledi(3) de ona vermedim. Beni kim andı da onu anmadım. Ben varken diğerlerinden bir şey istemeye utanmıyorlar mı?

 

(1) bkz. Tekvin 1/26, (2) bkz. Tek.4/16 ”Bundan sonra Kain Rabbin önünden uzaklaştı ve Ade- n’in doğu yönünde olan Nod diyarında yaşadı.”, (3) bkz.benze sözler; İncil/ Mat. 7/8 “Çünkü her dileyen alır, arayan bulur ve kapıyı çalana açılır”.


Hz. Sülayman ve devler:

Bir anlatıya göre: İlk önce İblis kibirlendi ve ilk Adem peygamber alçaklık etti. Çünkü İblis ateşten ve Adem balçıktandır. Ama ateşin tesiri iki şeyi birbirinden ayırır. Balçığın tesiri ise iki şeyi birbirine yapıştırır, paylaştırır. Böylece Adem tövbe etti ve yüce Rabbe ulaştı. İblis töbe etmedi ve Hazretten (C.C.) ayrıldı, uzaklaştı • Bir anlatıya göre Hz. Sülayman devlere bir “Ev” yapmalarını buyurdu ve altından 25 Fersah uzunluğunda insanlar için bir ev yaptılar.
(S.113)
Periler için, kuşlar için ve geyikler için... Her tarafından bin taht altından; sağ yanından bin taht gümüşten ve sol yanında ordular dahi buyurdu. Rüzgar herşeyi götürdü, kendi taht üstüne oturdu. Ta göğe dek çıktı, meleklere sesini duyurduğunda iki melek birbiriyle söyleşti. “Eğer Süleyman’ın bu saltanatıyla gönlünde biraz kibri olsaydı; yüce Rab onu göğe çıkardığı gibi, onu yerin di- bine indirmesini bilirdi. Süleyman işitti ve şükretti • İbni Abbas rivayette dü- nyaya getirilen bir kadını, kadın olarak çok çirkin gördüler. Kıyamete kalanlara sorup şöyle diyecekler: “Bu kadının kim olduğunu biliyor musunuz?”. Onlar: “Bununla beraber olmaktan Tanrı korusun!” Ondan sonra şunu derler: “Bu o dünyadır ki siz onun için birbirinizi öldürdünüz.

Peygamber (a.s.) rivayet eder ki: —Yüce Rabten; yani yüce Rab der ki: Hangi imanlı kuluma dünya versem sevinir. Oysa düşkünlük dünyasını alıp bıkacağını ve kimin bana yakın olacağını bilmiyor. Muâz rivayet eder ki; pey- gamber (a.s.): Yüce Rabbin yedi meleği vardır. Yedi göğü yaratmadan ön yarattı; herbirisi bu göktedir. Ne zaman ki, iman eden (S.115) kullarını gözeten melekler, işlerini alır göğe çıkarlar. Birinci kat gök meleği şöyle der: “Geç- meye izini yoktur; bu işi sahibinin yüzüne vur. Çünkü bu yaptığı işlerde gıybet var. Her kim gıybetli şeyler söylerse; ben o işleri göğe çıkmaya bırakmam. Ondan başka içinde gıybet olmayan bir eylem daha getirirler. Bu birinci kat gökten geçer ve ikinci kat gök meleği şöyle der: “Bu yaptığı işini yüzüne vur. Çünkü yaptığı bu işi dünya izzeti için yaptı.”

Her kim dünya izzeti için işler yaparsa; işlerinin ikinci kat gökten yukarıya gitmesini bırakmam! Üçüncü gün dünya izzeti olmayan bir iş daha getirirler. İkinci gökten geçer ve üçüncü erişir. Üçüncü gök meleği şöyle der: “Bu işi yapanın yüzüne vur. Çünkü bu işi yapan kibirlidir. Kibirli kişinin işlerini ben yukarı gitmeye bırakmam.”

 

Dördüncü gün bir iş daha getirirler. Güzellikle dolu: Namazlar, oruçlar, sadakalarla dolu. Üçüncü kat gökten geçip dördüncü kat göğe erişecek. Dör- düncü kat gök meleği şöyle diyecek: “Bu işleri sahibinin yüzüne vur. Çünkü bu işlerde acayiplik var. Yani kendi nefsini görmek. Her kim kendi nefsini gö- rürse; o kişinin işlerini ben benden yukarıya çıkmaya bırakmam”. Beşinci gün bir iş (S.117) daha getirirler ki, hac ile gaza var. Dördüncü kat göğe çıkar ve beşinci göğe geçer. Beşinci katın melekleri diyor ki: “Bu işi sahibinin yüzüne vur. Çünkü onda haset var. Her kimde haset varsa ben onun işini, buradan yukarı çıkmaya bırakmam”. Altıncı gün bir iş daha getirdiler ki, içinde birçok ibadetler var. Bu beşinci gökten geçti ve altıncı göğe ulaştı. Altıncı kat gök meleği şöyle der: “Bu işi sahibinin yüzüne vur. Çünkü ben Rahmet Meleği’- yim. Bu işi yapan acımasız ve sevgisizdir; ben her kim acımasız ve sevgisiz ise; onu yukarı çıkmaya bırakmam”. Yedinci gün bir iş daha getirdiler. Onda merhamet, dünya nimetlerini terk, eğilme ve başını secdeye koyma vardır. Üç bin melek olabildiğince gelecek, altıncı kat gökten geçip yedinci kat göğe erişecek. Yedinci kat gök meleği diyecek ki: “Git bu işi sahibinin yüzüne vur. Çünkü o, bu işi halkın arasında büyük bir kişi olsun diye yapardı. Her kim halk arasında o işi büyük olmak için yaparsa; ben onu buradan yukarı çıkmaya bırakmam”. O işleri iletsinler ve bütün işlerini yüzüne vursunlar.

Ondan sonra sekizinci gün bir iş daha getirdiler. Güneş gibi ışığı oldu. Böylece melekler onu yedi kat (S.119) gökten ve perdelerden geçirip Hazrete varacak ve yüce Rab şöyle diyecektir: —Ey sizler! O kulun işlerini bilirsiniz. Ben de gönlünüzden geçen niyetleri bilirim. Bu işi benim için yapmadı diye- siniz. Evet her iş ve ibadet ikiyüzlülük olmadan benim için yapılmazsa; ben onu kabul etmem.

Peygamber (a.s.) dedi. Muaz (r.anh.) ağladı ve dedi ki: —Ey Allah’ın Resülu! Bu hasletler kimin elinden gelir ki, bu korkularından kurtulsun? Pey- gamber (a.s.) şöyle söyledi: —Ey Muaz! Yüce Rab kolaylık verir, kolaylık olur. Sonra ekledi: —Ey Muaz! Tüm işleri için esirge; kimsenin ayıplarını, kötülüklerini sayma ve halkın atını çekme. Ta ki Cehennem köpekleri senin atını çekmesin. Oturduğun yerde kibirlenme ki, sende “kötü huyu var” diyerek tiksinmesinler, dedi •

İbni Abbas rivayet eder ki: Her kişinin başında iki zincir var. Birinin ucu yedi kat gökte, diğerinin ucu yedi kat yerdedir.


Her kim alçaklık ederse, yedinci kat gökteki zinciri çekerler. Yani; yüce Rab o kişiyi kaldırır, aziz, sevgili eder. Her ne zaman o kişi kendi nefsine uysa, kibirlense; o yerdeki zinciri çekerler. Yani; yüce Rab, o kişiyi de indirir aşağılar. Resul (a.s.) der ki: —Yüce RabS.121(katında) dünyanın sivrisinek kadar, biraz miktarı olsaydı; inanmayanlara bir içim su bile vermezdi. Evet İs- lamla, imanla, işlerle, mallarla, bir şeyle ve bir nesille değildir. Kibirlenmek imansızlık sıfatıdır •

Hasan(1) Basri (r.anh.) şöyle rivayet eder: Peygamber (a.s.) kıyamet günü derviş kulları yüce Allah huzuruna, onların özrünü sorsun diye getirirler. Nite- kim onlar da birbirlerinden özür dilemişlerdi. Rab: —Ey kulum! Ben sana dünyada bunun için mal ve bir şey vermedim. Ta ki, o dünyada senin hakkına nimet verip; yedirdi, içirdi ve giydirdi ise; o kişileri hep sana bağışlarım. Git saflar içinde yürü. Her kim sana iyilik ederse; o Cennete gitsin diye derviş kul yürüsün. Dünyada ona sadaka veren beyler de onları bulacak ve saflar arasına öne çekecekler. Mahşer (Arasat halkı)(2)   şaşa kalacak! •

İki balık avcısı:

Bir öyküye göre Musa peygamber (a.s.) bir gün deniz kıyısında gezi- yordu. Biri imanlı ve biri imansız iki kişiyi balık avlarlarken gördü. İmansız kendi putuna secde edip avını salar ve dopdolu balık çıkardı. İmanlı Tanrı’ya secde eder ve ‘Bismillahi’ deyip ağını bırakırdı; ama hiçbir şey çıkmıyordu. Üç kez öyle devam ettiler. İmansızın bıraktığı ağda çok balık çıktı. (S.123) Şaşıp kaldı! Üçüncü kez ağı bıraktığında imanlının ağından bir balık çıktı. Hemen ağdan balığı çıkardılar; ama elinden sıçrayıp suya düştü. Musa onu görünce ağladı: —Ya Rab! Sabrım kalmadı; bana bu nedir? Bildir. Yüce Rab dedi ki:
—Ey Musa! Göğe bak. Musa göğe bakınca cennette bir köşk olduğunu gör- dü. Büyüklüğü yerden göğe dek denizin kapısı üstüne o balıkçının adı yazıl- mış. İçinde altından, gümüşten havuzlar var. Havuzların içindeki sayısız balıkları Allah bilir ne kadar? Yüce Rab dedi: —Ey Musa’! O kuluma söyle ki, bu korkusu cennete mi razıdır; yoksa denizin tüm balıklarını hep onun ağına mı koymama mı razıdır? Musa o imanlıya bu sözleri söyledi. İmanlı şöyle yanıtladı: —Ya Rab! Hiçbir şey vermeyecek olsan bile sabrederim. Balık güzel şeydir; ama bana senin rızan gerek, dedi.

(1) 641-728 Tabiin döneminin en büyüklerindendir. Birçok eserleri vardır, (2) Mahşer halkı kalabalığı; bkz.Apokrafiler II. Ez.13/45 sözcük benzerliği “Aratta”.


    • Hz. Ömer (r.anh.) peygambere geldi ve alçak, karanlık bir evde hasır üstünde yattığını gördü. Ömer ağlayarak dedi ki: —Ey Allah’ın Resulü! İm- paratorlar ve krallar(1) ipek döşekler üstünde yatarlar. Sen Tanrı’nın sevgilisi, hasır üstünde yatar o karanlık evde kalırsın. Peygamber: —Ya Ömer! Eğer katı hasırın bu katılığı bir yanımıza battıysa; bu katılık sonunda yumuşaklıklar ve hoşnutluklar olur. Eğer evimiz alçak ise karanlık mezar bu evden daha alçaktır. Biz dünyayı bıraktık (S.125) onlar da ahireti bize bıraktılar • Bir öyküye göre Halife Harun Reşit(2) bir gün atla giderken Sinle yüresine uğradı. Gördü ki, deli Behlûl(3) (Dânâ)(4), bir kamışa at gibi binmiş ardına oğlancıklar üşüş- müş... Halife: —Bu kimdir? Diye sorduğunda dediler ki: —Bu deli Behlül’dür. Halife: —Ben bunu görmek istemiştim. Atını sürüp önüne geldi. Dedi ki; ‘es- selâmu aleyke’ Allah’ın selamı üzerine olsun ey Behlûl! Behlûl dedi: — “Aleyke’s-selam”: Allah’ın selamı senin (de) üzerine olsun. Halife dedi ki:

—Ey Behlül ben seni görmeyi arzuladım. Behlül yanıtladı: —Ben seni görmek istemiyorum. Halife: —Ey Behlül! Bana öğüt ver, dedi. Behlül: —Ne öğüt vereyim ki; işte sarayın? Diyerek Halifenin evini işaret etti ve işte mezarın di- yerek mezarlığa işaret etti. Herkes sarayından çıkıp mezara gidecektir. Me- zardan çıkıp saraya giden hiçS.127kimseyi görmedim. Bu öğüt yetmez mi? Dedi. Halife bir kese altın getirmelerini istedi ve Behlül’e verdiler. Ama kabul etmedi ve dedi ki: —Ey Halife! Yüce Tanrı bilir ki, bu altın kimbilir hangi fa- kirindir? Geri sahibine ver. Son günde bir haksızlık olmasın, dedi. Halife de şöyle yanıtladı: —Ey Behlül! Başka bir dileğin varsa benden dile, dedi. Behlül dedi ki: —Dileğim; artık ne sen beni gör, ne de ben seni göreyim.

                                  I.Bölüm tövbenin faziletini (erdemini) açıklar. (Bu bölüm; erdemli olmanın tövbeden geçtiğini anlatır.)

Bir habere (rivayete) göre; Hz. Süleyman’a (a.s.) Cennetten şerbet ge- tirdiler. Eğer bunu içersen kıyamete dek ölmezsin, dediler. Süleyman (a.s.) bütün halkıyla ve bütün vahşî hayvanlarla tanışıktı. Hepsi şöyle söyledi: — Ölmezsin ve sultan olursun, dediler. Başka gizli bir iş gözetmediler. Önce at ile doğan geldi. O ikisine yanıt vermedi; köpeğe vermişti. Köpek şöyle yanıtladı: —İçmesin! dedi. Sonra Süleyman (a.s.) kirpiye sordu: —Niçin atı ve doğana izin vermedin? Köpeğe izin verdin, dedi. Kirpi dedi ki:

(1) Kayserler ve kisralar (Roma imparatoru ve krallar), (2) d.763, ö. 809; 5. Abbasi halifesi, (3) Ebû Vüheyb b. Amr b. el-Mugīre el-Kûfî es-Sayrafî (ö. 799 ?) Abbasi halifesi Harun Reşit zamanında yaşamış sufi bir derviştir, (4) bilgili, bilen.

 

(S.129)
—At ve doğan vefalı değildir. Tuzak kurar, hakkı gözetmezler. Ata bir düşman binecek olursa; sahibine kasteder. Doğan da sahibinin istemediği yere uçar gider. Çağırsa da gelmez. Ama köpek vefalıdır. Tuzak kurmak hakkını saklar. Sahibi kovsa; başka kapıya gitmez. Süleyman (a.s.) sordu: —Bu şerbeti içmek hakkında ne dersin? Kirpi dedi ki: —Eğer içecek olursan yaşamın uzun olur, zindanda kalırsın. Çünkü dünya imanlıların zindanıdır. İnsan için zin- danda çok yaşamaktansa, yüce Rabbin rahmetine ulaşmak daha iyidir. Süley- man (a.s.) onu seçti ve emredip şerbeti yere(1) döktüler. Suyu tatlı oldu •
S.131
Yüce kelamda: “Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tövbe edin”(2). İbni Abbas (r.anh.) rivayet eder ki; Kureyş kabilesinin büyükleri peygamber’e(a.s.) geldiler ve şöyle dediler: —Ey Muhammet! Sen yüce Tanrı’ya dua et ki, bu Safa(3) taşını altın yapsın. O zaman sana inanırız. Peygamber (a.s.) dua etti ve Cebrail (a.s.) gelip şöyle dedi: —Ya Muhammet! Yüce Allah sana selam ediyor (ve diyor ki) Ey Muhammet! Dilersen o Safa dağını altın yaparım. Ama ondan sonra imanından dönüp tekrar inançsız olana öyle azap ederim ki, bu alemde hiç kimseye yapmadım. Ama onlar isterse Cennet kapısını; yani tövbe kapısını açmaya razı olurum. Fakih (r.a.) diyor ki: —Günah gönül hastalığından olur. Evet tüm hastalıklara da öyle çare bulurlar. Eğer Safa Dağı (tepesi) altın olsa bile sonunda biterdi. Böylece dünya malları ve gençliği/hazinesi(4) sonunda geçer: Evet dünya malları ve gençliği/hazinesi(5) sonunda geçer: ama tövbe bir gençtir (hazinedir) ki, asla tükenmez. Belki vardığınca daha çok (S.133) olur.

Bize bildirildiğine göre üç türlü tövbe vardır: Bir günahtan tövbe etmek ki, o asiler tövbesidir. İkinci gafletten tövbe etmek; o elitler tövbesidir. Üçüncü bir iş yapıp o işi görmekten tövbe etmek. “hâssü’l-hâs” (en güzel, en has kulların) tövbesidir •

 

(1) Fatih nüshasında ‘denize’.(2) Tahrim Sûresi 8, (3) gönül şenliği, eğlence,(dağını /tepesini). Mekke döneminde bir kısım putperest müşrik, Allah Resulü’ne gelip Safa tepesinin altına çevrilmesi ve Mekke’nin çevresindeki dağların yerinden silinip tarıma elverişli bir ova şekline konulmasını istemişler ve bu taleplerinin yerine getirilmesi durumunda ona iman edeceklerini söylemişlerdi. Resu- lullah da onların imanına vesile olur diye bunu Allah’tan dileyince, "Kâfirlerin istedikleri mûcizeleri göndermeyişimizin tek sebebi, daha önceki kâfirlerin bu gibi mûcizeleri yalanlamış olmalarıdır…/ İsrâ S., 59“ âyeti nâzil olmuştur. / Ali b. Ahmed b. Muhammed b. Ali Ebu'I-Hasan el-Vâhıdi, Esbabu'nNüzul, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 1991, s. 296, (4) Fatih kolleksiyonundaki bu söz ‘dünyânın nimetleri’.


İki türlü tövbe:

Bir anlatıya göre iki türlü tövbe vardır: Birisi günahtan tövbe edip itaat etmek ve dünyadan vazgeçip ahireti istemektir. Bir tevbe de ne ahiret için, ne de ödül için ve ne de o azaptan korkmak için olsun. Tertemiz yüce Allah için olsun. Ehl-i sünnet ve’l-cema'ata(1) göre tövbenin şartı üçtür: Geçen günahlara pişman olmak, artık günah yapmamak ve üçüncüsü tövbesini bozmaktan kaçınmaktır. Bazıları da tövbenin sekiz şartı vardır, diyor. 1. günahlara pişman olmak, 2. artık günah yapmamak, 3. ettiği tövbeyi bozmamak, 4. kimin hakkı varsa bunda uzlaşmak, 5. Bir kimse, yüce Tanrı’nın kulluk ibadeti vaktini kaçırdıysa; onu kaza (S.135) etmek, 6. etinde birikmiş olan haram yağları arıt- mak, gidermek gerek. Nefsi kırmakla, oruç tutmakla; 7. yediği, içtiği, giydiği helaldan olmaktır. 8. Gönül arıtmak; kinden, kibirden, hileden, kıskançlıktan ötürü öleceğini unutmamaktır. Rivayet olunduğu üzere; İsrailoğulları za- manında bir bey vardı. Ona şöyle sordular: Şu yerde aziz biri var; kesinlikle ibadet eden sofu biridir. Sordular: Şu yerde aziz biri var; kesinlikle ibadet eden sofu biridir. Sohbetine davet etti ki, o ibadet eden sofu; her zaman beyin yanına gelebilsin. Sofu şöyle dedi: —Ey beyim! Sana söyleyecek bir sözüm var. Bey de söyle bakayım, dedi. Sofu: —Ey beyim! Beni “iç odana” nasıl layık görür- sün? Bey: —Ey övgüye layık adam! Bunu yüzüme neden dersin? Dedi. Sofu:
—Benim iyi bir ‘Sultanım’ var. Günde yetmiş kez(2) suçlarımı görür; ama öf- kelenmez ve beni kapısından kovmaz rızkımı kesmez. Ben onun gibi sultanın (S.137) kapısını bırakıp, senin gibi bey kapısına mı varayım? Bana suç yapma- dan bir sözünle öfkelenirsin. Eğer suç edecek olursam; neler yaparsın neler? Deyip gitti •

Peygamber (a.s.) der ki: —Ne zaman İblis bir kişiyi azdırsa; günah yapsa ve günahtan tövbe etse; yüce Rab o tövbe bereketiyle tüm günahlarını bağışlar. Şeytan azdırdığına pişman olur ve şöyle der: —Ne olur keşke azdırmasaydım. Şimdi bir günah için, yüce Rab tüm günahlarını bağışladı”. Peygamber (a.s.) İblis’e lanet ettiğinde İblis: —Ey Rab! Kudretin, yüceliğin hakkı için adem- oğulları’ndan tâ canları çıkmayana dek ayrılmayayım. Yüce Rab yanıtladı: — Kudretim, yüceliğim hakkı için; ben de tövbeli kullarımdan tâ can boğazıma gelip takılana dek gidermeyeceğim(3).

(1) Ehl-i sünnet vel-cemaat, Resulullah'ın ve Eshab-ı kiramın gittikleri, itikattaki tek doğru yol demektir, (2) Bkz. İncil Mat. 18/21, 22,“Ya Rabb! Kaç kez kardeşim bana hata ederse ona bağışlayayım; yedi kere mi?, ...-Sana yedi kez değil; ama yetmiş kere yedi kez diyorum.”, (3)“İblîs, ‘Bana insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar mühlet ver’ dedi. Allah, ‘Haydi, sen mühlet verilenlerdensin’ buyurdu” / A’raf S, 14-15).


Peygamber (a.s) der ki: —Bir imanlı günah işlese; tâ başka bir günah yapana dek, o günahlar yazılmaz. Ne zaman bir imanlı günah etse ve o kişi bir de sevap yapsa,(139) o kişiye beş sevap yazıp, beş suçunu aklarlar. Çünkü sevap yaparsa; cazası birine ondur. Günah ederse; birine birdir. Bu sözler Şeytan’ın içini yaktı. İçi yandıktan sonra: “Nasıl kandırayım? Diye bağırıp ah! eder.” Bu sevapla Ademoğulları’na karşı tüm çabalarım bir hiçtir. Bir ri- vayete göre yüce Rab şöyle der: “Ey kullarım! Ne zaman ki, suç yapsanız; be- ni bağışlayın, dersiniz. Ben merhametli (Rahman olan) Tanrıyım. Sevgilim Muhammet’e şefeâat(1) verdim. Ne zaman günah yaparsanız; sizler benden aflık istediğinizde bağışlarım. Ben merhametli Tanrıyım; merhamet ve aflık koydum. Ne zaman günah yaparsanız; neden yaptınız? Demeden, üstünlüğüm ile sebepsiz sizi bağışlarım” der. Dostumken kibirlenmeyin; eceliniz yetiş- mesin ki, tövbesiz ölmeyesiniz. Sonra yüce Rabbin önüne “utançla” varırsınız, sakının.
Diğer bir anlatıya göre Hz. İbrahim peygamber (a.s.) miraca (S.141) çıktı, göğe erişti ve dönüp Dünya’ya baktı. Bir kişiyi zina ederken gördü. Dedi ki:
—Ya Rab! Kulunu yok et. Yüce Rab onu yok etti ve bakıp bir kişinin hırsızlık ettiğini gördü. Dedi: —Ya Rab onu da yok et. O da yok edildi. Ondan sonra yüce Rab şöyle dedi: —Ey İbrahim! Ben günde yetmiş kez her kulumun günahını görürüm; ayıbını açmam, yüzüne vurmam ve rızkını kesmem. Sen bir saat içinde iki kişinin suçlarını gördün ve ikisini de yok ettin. Kullarım üç durumdadır. Tövbe ederler bağışlarım. Ya da kendi doğru yoldan sapmışsa; iyi bir oğul çıkar, bana kulluk eder ve beni tanır. Veya bahtı kara ise son günde azap ederim. Şimdi etmem •

Fakih (r.anh.) diyor ki: —Ne zaman kul tövbe etse; inancı ile yüce Rab tövbesini kabul eder.(S.143)Bir kulun ne kadar çok günahı olursa; yüce Rabbin bağışından ümit kesilmez. Çünkü yüce Rabbin merhametinden ümit kesmek imansızlık sıfatıdır. Nitekim yüce Rab buyurur: O Yüce (Allah’ın) sözü şudur: Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez”(2) Yüce Rab yedi çeşit milleti yar- gılamak için zaman tanıdı. 1. sadaka verenleri, 2. gaza kılanları, 3. büyük gü- nahtan sakınanları, 4. yüce Rabten korkanları, 5. Zikirle tövbe edenleri, 6. günahına pişman olanları, 7. Tövbe edenleri. Yüce Rab tövbe eden kullarına, altı türlü lütuf verir:

(1) Suçun kalkması için aracılık etmek, (2) Yusuf Sûresi, 87 “Kavlühû Te’âlâ: “ve lâ tey'esû mir ravhıllâhi, innehû lâ yey'esu mir ravhıllâhi illel gavmül kâfirûn”.

 

1. günahını bağışlar, 2. günahına kefaret etmek, 3. günahını ödüle çe- virmek, 4. ‘günahtan’ kurtarmak(1), 5. Tövbe edenleri sevmek ve 6. Cennet’e koymak, dedi • Bir rivayete göre Adem peygamber (a.s.) günah işledi ve beş türlü hasletle (mizaç) (S.145) tekrar bağışlandı. 1. günahtan kaçtı, 2. suçuna pişman oldu, 3. kendi nefsini kınadı, 4. tövbe etti, 5. Yüce Rabbin merhame- tinden yoksun kalmadı. İblis’in reddolunmasının nedenleri bunlardır: 1. gü- nahtan kaçmadı, 2. pişman olmadı, 3. nefsini kınamadı, 4. tövbe etmedi, 5. Yüce Rabbin merhametinden ümüdini kesti. İbrahim peygamber (a.s.) ne zaman günahını ansa (hatırlasa) çok korkar, ağlar, yakarırdı. Bir gün Cebrail geldi ve şöyle dedi: —Ey Merhametli’nin sevgilisi(2) Yüce Rab, seni selamlıyor ve diyor ki; “Sen hiç dostundan korkan bir dostu gördün mü ki, ondan kork- sun”. İbrahim peygamber şöyle dedi: —Ey Cebrail! Ne zaman suçumu ansam (hatırlasam) dostluğu unuturdum, dedi •

Bir rivayet; Davut (a.s) ve bir çirkin köpek:

Bir rivayette yüce Rab, Davut peygambere dedi ki: —Ey Davut! Niçin benden böyle korkuyorsun? cevaben dedi: —Ya Rab! Senden nasıl kork- mayım? Ki, atamız Adem peygamberi kendi kudretli elinle yarattın ve kendi ruhundan ona üfledin(3) ve meleklerini ona secde ettirdin(4). Sonra bir suç yaptığı için cennetinden çıkardın. Yüce Rab: - Ey Davut! Herhangi bir suçun dostuna kötü geldiğini bilmiyor musun? —Ey Davut! Cehennem ateşinden kurtulmayı (S.147) kim dilerse; benim dergahımda elini kaldırıp dua etmeyi unutmasın. Her kim benim cennetime girmek isterse korkum; ağlayana tövbe ettirir. Kaʿb el-Ahbâr(5) anlatır: Nuh’un ağladığını söylediler. Çünkü Nuh çok üzülmüştü. Nuh peygamber (a.s.) önce marangozdu. Bir gün uyuz ve çirkin bir köpek gördü. Dedi ki: —Ne aşağılık bir durum?! Çirkin köpek ölüyor. Birdenbire yüce Rab, köpeğe dil verdi ve şöyle dedi:

(1) Diyanet kolleksiyonunun 3456 nolu nüshasında “Tamudan azâd eylemek”, (2) bkz. Apok.S.1377, İncil Yak.Mek.2/23. Allah’ın Habibinin İbrahim peygamber olduğunu belirtiyor, (3) bkz. Tek.2/7*Rabb-Allah, yerin toprağından Ademi yaratıp burnuna ‘Yaşam soluğunu’ üfleyerek Adem ‘yaşayan can’oldu. Veya: Zi-Ruh almış (Osm.). Ru’ah, Neşemah (İbranicesi): Hayat nefesi almış, Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!“ / Secde S., 9, (4) Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için (Allah’a) secdeye kapanın." / Hicr S., 29, (5) Kaʿb el-Ahbâr: 104 yaşında öldü- ğüne dair rivayete göre, milâdî 551(?) yılı civarında doğduğu söylenebilir. Risale-i Nur'da da zikredil- mekte ve kendisi için, "Ben-i İsrail'in alimlerinden" (Mektubat, S. 167) ifadesine yer verilmektedir.


(S.149)

Hz. Nuh’un tövbesi (*) :

- Ey Nuh! Eğer Tanrın yarattığı şeyi beğenmezse bozar. Gönlünden ge- çerse onu yapar. Eğer sahibi ben olsdaydım; kendi şeklimi iyi yapardım. Ne diyeyim; ey Nuh! Sana azap gelmeden önce bu sözünden dön, tövbe et. Böy- lece Nuh kırk yıl ağlayıp aflık diledi. Ondan sonra bu sözler işitildi: -Ey Nuh! Tövbeni kabul ettik. Evet ey imanlı! Peygamberler bir günaha bu denli ağ- larlardı. Sen her gün, her biri dağ gibi suçlar yaparsın. Hiç korkup ağlamazsın. Hikmet nedir ki, Muhammet ümmetinin tövbesi gönlündendir. Musanın halkının tövbesi kendi nefislerini öldürmekti.

Şöyle yanıtladılar: -Ey Musa! Bize yüce Tanrı’yı(1) apaçık göster ki, sana inanalım; dediler. Bu yüzden onların tövbesi kendi nefislerini öldürmek oldu. Ama Muhammt’in ümmeti gönülden inanıp iman ettiler. Evet bunların tövbesi gönülden oldu •

Şeyh Ebu’l Kasım’a sordular: -Katında, imansızın tövbesi mi; yoksa isyankar bir kulun günahından dönmesi mi daha iyidir? Cevap verdi: - İsyankarın günahından dönmesi daha iyidir; çünkü kötülük yaparken Tanrı’dan uzaktır; tanışıklığı yok ki iman getirsin. Ondan sonra isyankar kul, günah ya- parken bile Tanrı’yı bilir. Ne zaman suçundan töbe etse; tanışıklıktan dostluk katına çıkar •

Bir anlatıya göre bir imanlı (kadın) Kabe’yi tavaf ederken âdeti (hayz) geldi. Dedi ki: —Bu yıl hac sevabından yoksun kaldım. O gece düşünde yüce Rabbin şöyle dediğini gördü: -Ey cariyem!(2) Benim katımda hiç kimsenin e- meği kaybolmaz. Eğer sen böyle hac kıldınsa (yaparsan), sana yetmiş hac se- vabı verdim • Eğer su bulunmazsa “teyemmüm”ün abdest yerine geçtiği işaret ediliyor. Ey imanlı! Senin ibadetin yoksa bile; tövbe et. O bile ibadet yerine geçer. ki, Adem peygamber tövbe etti:—Ya Rabbi! Muhammet hakkı için bağışla, beni af et, dedi. Yüce Rab dedi ki: Utandığı “nur” hürmeti için ki,

(1) bkz. Çık.6/3:“Her şeyi var eden Allah ‘YEHOVAH’ kendi adıyla, hiçbir şekilde bir insan gibi, hiçbir zaman onlara görünmedi.”; “Mûsâ, tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabb’i onunla konuştuğunda o, "Rabb’im! Bana görün; sana bakayım" dedi. Rabb’i, ‘Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak; eğer o yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin’ buyurdu. Rabb’i o dağa tecelli edince onu paramparça etti; Mûsâ da bayılıp düştü. Kendine gelince dedi ki: ‘Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tövbe ettim; ben inananların ilkiyim.’" / A’râf S., 143, (2) hizmetçi (karavaş); köle.
(*) : Bu sayfada bahsedilen Nuh hikâyesi, Fatih kolleksiyonu nüshasında yok!


(S.151)
Muhammet nurudur. Bedeninde olan tüm günahlarını bağışladım. Ey imanlı! Sen de tövbe et ki, gönlündeki iman ışığı hürmeti için yüce Allah suçlarını bağışlasın. Buna işaret ediliyor Böylece yüz yıllık suçları da bir tövbe yıkar, temizler.

Hz. Ömer (r.anh.)

Müminlerin Emiri Ömer (r.anh.) diyor ki: -Peygamberle bir kişiye can çekişirken gittik. Peygamber (a.s.) dedi: —Tanrıya dön, tövbe et! Ama o kişinin konuşmaya gücü yoktu. Gözünü göğe dikti ve başıyla işaret etti. Pey- gamber (a.s.)  gülümseyince ona sordular: —Ey Allah’ın Resulü! Neden gü- lümsediniz? Peygamber (a.s.) dedi: —Ne zaman bir imanlı değişip tövbe etse; ama diliyle söylemeye gücü yoksa ve gönlünden pişman olup tövbe etse; yüce Rab der ki: —Ey meleklerim! kulumun konuşmaya gücü yok. Evde gönlü ile tövbe etti, günahlarından döndü. Siz onun tövbesini kabul ettiğime tanık olun. Günahlarını bağışladım •

Hz. Cibril /Cebrail (a.s.)

Bir anlatıya göre Peygambere (a.s.) son zamanlarında Cebrail geldi ve dedi ki: —Ey Allah’ın Resulü! Yüce Rab seni selamlıyor ve diyor ki: —Ey Muhammet! Senin halkından biri, ölmeden bir yıl önce suçlarından bağışlama dilerse ve tövbe ederse, tövbesini kabul ederim, dedi. Peygamber (a.s.) dedi ki: —Ey Cebrail! Bir yıl çoktur (S.153) dedi. Öylece Cebrail geri Hazrete (Allah’ın huzuruna) gitti. Şöyle dedi: —Ey Muhammet! Her kim ölmeden önce tövbe ederse; tövbesini kabul ederim. Peygamber (a.s.) dedi: —Bir ay dahi çoktur. Cebrail geri Hazrete gitti ve şöyle dedi: —Ey Muhammet! Her kim ölmeden bir saat önce tövbe etse; tövbesi kabul olur. Peygamber: —Bir saat de çoktur. Cebrail tekrar Hazrete gitti. Tekrar geri geldiğinde şöyle dedi:
—Ey Muhammet! Her kim tüm yaşamını suçlarla dolu geçirse; canı boğazına geldiği an bile tövbe etse; tövbesini kabul ederim, dedi •

Hz. Yusuf (a.s.)

Bir de şuna işaret ediliyor: Yusuf peygamberin kardeşleri Mısır’a gel- diklerinde Yusuf’un önüne geldiler ve onu tanıyıp dediler: —Ey sevgili! Biz Yakup peygam berin oğullarıyız. İlimizde kıtlık(1) oldu, atamız Kenan şehr- indedir. Açlıktan çıktık, geldik. Bana sadaka buğday ver. Çünkü yüce Tanrı sadaka veren kulunu sever ve çok sevap verir.
(1) bkz. Tevrat Tek.41/ 30“Ve onlardan sonra yedi yıl da çok şiddetli kıtlık olacak. Olmuş olan önceki bolluk unutulduğundan kıtlık ülkeyi kasıp kavuracaktır.”

 

Sana verecek armağanımız azıcıktır, sana layık değildir, dediler(1). Yusuf şöyle dedi: —Sizler Yusuf’a kardeşi Bünyamin ile ne yaptığınızı biliyor mu- sunuz? Onlar dediler ki: -Sen Yusuf’sun? Yusuf dedi: —Evet ben Yusuf’um. Bu yanımdaki kardeşimdir. Onlar utandılar ve yere baktılar; özür(2) dilediler. Yusuf: - -Kaygılanmayın; ben helal ettim. Yüce Rab da o suçunuzu bağışlasın(3) dedi • (S.155)
İşaret ediliyor ki; ne zaman kıyamet olursa; günahlı kullar Hazrete (Allah’ın huzuruna) varırlar ve yüce Rabten merhamet umarlar. Şöyle derler:
—Ey Rabbimiz! Eğer senin Hazretine layık ibadetimiz yoksa bile; iyisin, cö- mertsin, merhametlisin. Yüce Rab da: —Ey kullarım! Siz biliyor musunuz Peygamberiniz Muhammet’ten sonra dünyada ne suçlar yaptınız? Hepsi uta- nacaklar ve yere bakıp özür dileyecekler. Yüce Rab buyuracak: —Ey kullarım kaygılanmayın! Suçlarınızı bağışladım, diyecektir •

Şakik Belhi(4) - Allah’ın Rahmeti üzerine olsun - şöyle buyuruyor: Eğer sekiz türlü şey olmasaydı; bir kişi bile Cennet kokusunu koklamayacaktı. (S.157)
1. Tövbe etmek, 2. çocukları çok olmak, 3. Halkın haset (kıskançlık) et- mesi, 4. değişmek, 5. can acısı çekmek, 6. kıyamet korkusu, 7. Peygamber şefati, 8. Yüce Rabbin esirgemesi •
Bize bildirildiğine göre, son günde yüce Rab peygambere şöyle diyecek: “Ey Muhammet! Senden bir gereksinimim / hacetim(5) var. (Peygamber) sec- deye varıp şöyle dedi: —Ya Rabbi! Senin kullarından ne isteğin olsun ki? Yüce Rab buyurur:

(1) Bunun üzerine (Mısır'a dönüp) Yûsuf'un yanına girdiklerinde, ‘Ey güçlü vezir! Bize ve aile- mize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükâfatlandırır’ dediler. / Yısuf S., 88, (2) bkz. Tek.45/3: “Yusuf kardeşlerine: -Ben Yusuf’um. Babam daha sağ mıdır? Dediğinde; kardeşleri onun önünde dehşete kapılarak hiçbir yanıt veremediler.”, (3) Yûsuf dedi ki: ‘Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?’ / “Kardeşleri, "Yoksa sen, sen Yûsuf musun?’ dediler. O da, ‘Ben Yûsuf'um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sab- rederse,şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez’ dedi.” / “Dediler ki: ‘Allah'a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik.’ / “Yûsuf dedi ki: ‘Bugün sizekınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.’” / Yusuf S., 89-92), (4) d.?- ö.810; Belh’te doğmuş ticaret ilei lgilenmiş; Kûlân savaşında şehit olmuştur., (5) Hâcet: Allah’tan veya büyük bir makamdan yerine getirilmesi, gerçekleştirilmesi istenen dilek, demektir. Dolayısıyla Allah için böyle bir durum söz konusu olamaz. Zira O, Samed’dir. Yani her şey.


—Ey Muhammet! İstediğim benden sana vermem için çok şey dilemen(1) ve seni sevindirmem. Ben cömert, eli bol bir Tanrıyım. Çok bağışlamam ile hazinem tükenmez. Yüceliğim hakkı için. Eğer tüm isyankarlar benden dilek (S.159) dileyecek olursa, sana bağışlarım. Hz. Peygamber sevindiğinden ayağa kalkıp şükretti.İkrime(2) (r.a.) (Peygamber’den) rivayet eder ki; kıyamette ze- baniler (azap melekleri) gelip isyankarları Cehenneme çekecekler. O kullardan biri şöyle çağıracak: Nerde Muhammet, hani Muhammet? Ben O’na iman edenlerdendim. Namaz kılıp oruç tutar, Tanrı’yı bilirdim; Muhammet’i doğru bilirdim, diyecek. Öyle seslenecek ki, Cebraille peygamber onun sesini yü- rürken işitecek. Gelip şöyle söyleyecekler: —Ey isyankar! Ne diyorsun? O kul da: Muhammet sen misin? Diye soracak. Muhammet: —Benim, dediğinde hemen ayaklarına kapanacak ve eteğine yapışıp; medet, medet ey “Merhamet- li’nin” sevgilisi! (diyecek). Hz. Peygamberle Cebrail o kişinin elini tutacaklar (S.161) ve göğe çıkaracaklar. Bir ses gelip: —Ya Cebrail dur! Yerinde dur! Hz. Peygamber ileri varacak ve bir ses gelecek: —Ey Muhammet! Sen de yerinde dur! Hz. Peygamber de duracak. Yüce Rab bir perde ile o kulu perde ardında durdurup tüm suçlarının defterini ona gösterecek. O kişiyi acı bir ağlayış tutup bağırdığında; yüce Rab şöyle buyuracak: —Ey kulum; sakın bağırma! Sesini Muhammet duymasın. Hz. Peygamber yüce Rabbe şöyle yakaracak: -Ya Rab! O kulunu bana bağışla! Yüce Rab: —Ey Muhammet! Sana bağışladım; Cen- net’e ilet, diyecektir •

Bir öyküye göre Hz. Musa zamanında bir kişi vardı. Yirmi yıl kadar töv- be etti. Eski günlerini sordu. Yirmi yıl öyle geçti. Yüce Rab Musa peygambere şöyle vahyetti:S.163Ey Musa! Artık o kulumun tövbesini kabul etmem. Bundan sonra artık tövbesi bir yarar sağlamaz. Musa peygamber bu sözü o adama söyledi. O kişi tövbe etti; ama birkaç gün sonra tekrar bozdu.Yüce Rab Musa peygambere şöyle dedi: —Ey Musa! O kuluma söyle ki, ben ona öfkelendim. Artık bağışlamam. Ona azap vaciptir. Musa peygamber o adama bu sözleri anlattı. O kişi çok kederlendi ve açık bir araziye çıkıp, kuytu bir yerde başını açtı ve başına toprak saçtı. Ağlayıp yakındı ve şöyle dedi: —Ya Rab! Musa peygambere verdiğin haber nedir? Merhametin bitti mi? Benim günahıma karşı, senin merhametinin hazinesi tükendi mi?

(1) Yani her şey O’na muhtaç ise; O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu gerçek her Müslüman tarafından bilindiğine göre; bu ifadeyi, “Ey Muhammet! Senden bir şey yapmanı istiyorum” şeklinde anlamak gerekir. İhlas S., 2, (2) İkrime b. Ebû Cehil: Sonradan Müslüman olanlardan. Ebû Cehil’in oğlu.


S.165
Ya kulların suçları, senin affından daha çok mu oldu; söyleyesin? “Ben onu bağışlamam”. Niçin bağışlamazsın? Cömertsin merhametlisin, eli bol Tanrı sensin. Küstahlık benim sıfatımdır. Sen bağışlamazsan kim bağışlasın? Senin merhametinden ümitsiz olursak; kimden merhamet dileriz. Sen kapından kovarsan kimin kapısına gideriz? —Ya Rab! Eğer gerçekten merhametin tü- kendiyse; tabii ki, bana azap adersin. Bütün suçluların suçunu bana yüklet. Ben kendi canımı kulların uğruna vereyim. O çaresiz adamın yalvarışı bitince; Yüce Rab, Musa peygambere şöyle dedi: —Ey Musa! Git kuluma müjde ver! Eğer suçları yer ile gök kadar çok olsa da bağışlarım. Çünkü o benimS.167 bağışlama kudretimin ne kadar büyük olduğunu bildi. Onu bağışladım. Yüce (Allah) şöyle buyuruyor: “Nebbi ıbâdî ennî ene’l-ğafûrur rahîm”(1). (Kul- larıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu haber ver) •

Merhamet:

Peygamber (a.s.) buyurdu: Yüce Rabbin yüz merhameti vardır. Yüz mer- hametinden birini dünyaya indirdi. Ademoğuları periler, bütün kuşlar geyikler ve tüm yaratılmış yabanıllar o merhametle birbirlerini severler. Birbirleriyle dirlik ederler. Baba oğulu, oğul babayı; ana kızı ve kız anayı şefkatle sevip besler. Ama doksan dokuz merhametini de kıyamette isyankarları bağışlamak için koymuştur •

Muaz bir anlatıya (rivayet) göre: “Peygamber (a.s.) şunu buyurdu. Bunu söylememi istiyor musunuz ki, size bildireyim. Yüce Rab kıyamet günü sizinle ne konuşacak? Ve siz O’na ne söyleyeceksiniz? Dediler: —Evet; ey Allah’ın peygamberi. Dedi: —Yüce Rab kullarına diye ki; (S.169) benim yüzümü gör- meyi istiyor musunuz? Dediler: —Ya Rab! İstiyoruz. Senin bağışından ve mer- hametinden umardık. Yüce Rab der: —Öyleyse merhametimi size vacip kıldım. Yüce Allah şöyle buyurdu: “Kavlü te’âlâ ve rahmetî vesi’at kulle şeyin”(2): Fakîh der ki: [Rahmetim her şeyi kaplamıştır]. “Benim merhame- timden her şeye kısmet var” demektir. İbni Abbas diyor: —Eğer bu ayet gel- diyse; her şeye merhamet kısmet olacak. Ben de o yaratılmış şeylerden biriyim; öyleyse bana da kısmet var, dedi. Suç yapan imansızlar da sevindi; ve bu ayet geldi: “kavlü te’âlâ feseektübûhâ lillezîne yetteküne yevtüne’zzekâte ve ellezî hüm beyâtinâ yüğminûn”(3). Yani; Yüce Allah buyurdu: merhametim bana eş koşmaktan korkan o kişileredir. Ve onlar zekat verirler ve de âyetle- rime inanırlar.
1)Hicr Sûresi 49, (2) “(Onlar)Resûle, o ümmî (önceki kutsal kitapları okuyup bilmeyen, Mek- keli) peygambere uyan kimselerdir.” (A’râf S., 157), (3) A’râf S., 156,

 

Bu ayet geldikten sonra İblis merhametten ümitsiz oldu. Evet inkar eden Çıfıtlar (inkarcı Yahudiler) sevindi; dediler ki:

“Biz eş koşmaktan korkarız, zekat verip, yüce Rabbin sözlerine inanı- rız.” Sonra bu ayet geldi: “Ellezîne yettebi’ûne’r-rasûle’nnebiyye’l-ümmiyyel- lezî”. Yani; merhametim o kişileredir ki, bütün insanların peygamberi Muhammet’tir O’na inansınlar, O’na uysunlar ve O’nun kitabına inansınlar. Bu ayet gelince inkar eden çıfıtlar ümitsiz oldular. Böylece merhamet tüm ina- nanlara kaldı. Evet (S.171) her imanlıya vaciptir ki, yüce Rab İslam inancı ver- diği için şükretsin. Bu büyük bir ödüldür •

Yahya İbni Muaz der ki: “Ey Rabbim! Bir merhamet verdin ki, o mer- hametle iman ve İslam verdin. Nasıl ki, yüz merhamet gönderdiysen; eğer suç larımızı bağışlarsan, bu tuhaf mıdır? Ey Rabbimiz! Sevabın ibadet eden kullarınadır. Merhametin suç yapan kullarınadır. Benim ibadetim yok; ama merhametini umarım ki, ben de suç yapan kullarındanım. Şöyle devam etti:
—Bize vermek için cennet yarattın ve imansızları ondan yoksun bıraktın. Me- lekleri yarattın. Onların cennete gereksinimi yoktur. Ya Rab! Sen bütün şeylerden zenginsin. hiç bir şeye gereksinimin yok. O cenneti biz kullarına vermedin; kime verirsin? Bize bildirildiğine göre İblis: —Ey Rab! Sen, Mu- hammet halkı yüce Rabbi sever, Şeytan’a düşmandır, dedin. Nasıl ki, senin buyruğunu silkeler ve benim buyruğumu durularlar ise; böyle bana uyarlar. Yüce Rab: —Bak bu zalim düşmanı görüyor musun? Benim kullarımın üstüne şiddetli gazap etmemi diler. Evet; benim dostluk davasını süren Muhammet halkıdır. Hak için eksikliğine kalayım ve düşman tuttukları hakkı için her ne suçu senin buyruğunla yapmışsalar hepsini bağışlarım •
(S.173)

Vehb bin Münebbih(1):

“Yüce Rabten korkun! Şeytan’a apaçık sövmeyin”(2) der. Ona uymadan onu def edin. Her kim Şaytan’ın tuzaklarından emin olmak isterse; açık ve gizli Şeytan’ın kötülüklerinden Tanrıya sığınsın. Yüce Rabbi çok ansın •

                         (1)Vehb bin Münebbih (654 - 732), Tabiinden olan tarihçi ve din alimi. Tarihi boyunca İslam literatüründeki İsrailiyat kökenli rivayetler onun eserlerinden alınmıştır. Özellikle peygamberler ve kadim toplumlara ait İsrail kökenli rivayetler uzmanlık alanıdır, (2) bkz. Apokrafiler benzer cümle; Ekl.21/31: Fâsık şeytâna laʿnet okuduğu zamân kendỉ cânına laʿnet ėder”. Bunun anlamını günümüz psikoloji ilmi şöyle açıklar: Negatif enerjiyi (sinirlenmeyi) engelleyin, sizi mutsuz etmesini önleyin.


Bir haberde Peygamber (a.s.) bir gün sahabelerini gördü. Birbirleriyle tartışıp gülüşüyorlardı. Peygamber (a.s.) neye gülüşüyorsunuz? O şeyi anın ki, tüm lezzetleri gidericidir. Yani; ölüm ondan döndü gitti. Sahabeler kork- maya başladılar. Hemen Cebrail geldi ve şöyle dedi: —Yüce Rab! Sana selam ediyor. Der ki: “Ey Muhammet! Niçin kullarımı merhametten ümitsiz kılı- yorsun? Ben onların zorluklarına, suçlarına merhametimi verdim. Suçlarının utançlarını dünyada yer ve gök halkından örttüm, gizledim. Hattâ senden de...! Tüm halkın en iyisisin. Son günde kullarımın suçlarını, utançlarını düşman- ların içinde açıkça göstermeyim. Eğer kullarım dikkatsizce günah işlerse beis yok! Ben de bağışlarım. Bağışlamadığım o (günah) odur. Ben(1) Ben’im; o günah işleyicidir Ben bağışlayıcıyım. O acı çektiricidir; ben dostum. O yanlış yapıcıdır, ben bağışlayıcıyım. O cimri kuldur; ben cömert Tanrıyım. Bağış- layıcı merhamet edici (S.175) Tanrıyım, dedi •

99 kişiyi öldürenin tövbesi(2):

Hikaye edilir ki; eski zamanlarda bir kişi vardı. Doksan sekiz kişiyi haksız yere tepelemiş (öldürmüş) idi. Bir rahip; yani sofu kişi önüne geldi. Dedi ki: —Ben doksan sekiz kişinin kanına girdim. Acaba tövbe etsem bana merhamet olur mu? dedi. Rahip cevaben şöyle dedi: —Asla! Büyük günah yapmışsın; tövben bağışlanmaz. Sana merhamet edilmez, dedi. Bu kişiyi vurdu ve o rahibi öldürdü. Başka bir rahip önüne geldi ve ona şöyle sordu: -Ben dok- san dokuz haksız kan döktüm. Acaba tövbe etsem bana merhamet edilir mi? dedi. Rahip dedi ki: —Asla! Büyük suç yapmışsın; tövben kabul olmaz. Mer- hamet bekleme, dedi. Bunu da vurdu ve tekrar başka bir rahip önüne vardı. Ona dedi ki: —Ben yüz kişinin kanına girdim. Acaba tövbe etsem tövbemi yüce Rab bağışlar mı? dedi. Rahip şöyle yanıtladı: —Asla! Büyük suç yap- mışsın; tövbenin kabul olacağını (kesin olarak) bilmiyorum. Bir yerde iki şehir vardı. Biri cennet sahiplerinin işlerini yaparlar, diğeri cehennemliklerin işle- rini... Eğer sen o cennetlikler’in işlerini yapanlara gitsen, tövbe etsen ve onlarla Allah’ın emirlerini yapıp ibadet etsen; bir ümit tövben kabul olur, dedi. Yüce Rab sana merhamet etsin, dedi.

                         (1)bkz. benzer ifade: Çık.3/14 “Allah, Musa’ya şöyle yanıt verdi: ‘Mutlak olması gereken ben; ‘Ben’im” (Ekümenik Kutsal Kitap / Kadir Akın-Hakkı Bayraktar) .
                        (2)Not: Bu sayfadaki hikayeden giderek; Fevziye Abdullah Tansel’in (Ankara Üni. Türkçe Me- tinler 1971) dergisinde, s.20’de yazılan aynı hikâye ile karşılaştık. Bundan anladık ki; bu elimizdeki va- raklar “Miftahü’l Cenne”, Ahmed Dai’ye aittir. Bu konudaki yardımlarından ötürü Sn.üstad Ahmet Özalp’a kalbî şükranlarımı sunarım. K. Akın.


Bu kişi o şehire gitmek istedi ve gidip o iki şehrin arasında öldü. Me- lekler yüce Rabbin Hazretine şöyle sordular: —Ya Rab! O suçlu kul hangi şehrin halkındandır? Yüce Rab buyurdu: —Ey! Meleklerim. Gidin iki şehrin aralığını ölçün. Hangisine yakınsa o şehrin halkındandır- Melekler gittiler. Ölçtüler; onun bir parmak o şehre yakın düşmüş olduğunu ve cennetlikler’in işlerini yaptığını gördüler. Böylece o kişiyi cennetliklerden yazdılar(1) •

Nar ağacı ve dindar adam:

Cabir bin Abdullah şöyle anlatır (rivayet): —Peygamberden (a.s.), pey- gamber de Cebrail’den işitti. Eski zamanlarda bir dindar varmış. Yüce Rab deniz ortasında bir kubbe yaratmış. Onun uzunluğu otuz arşın o denizin dört bir tarafından karaya dek, dört bin fersah yolmuş. O kaya üstünde yüce Rab tatlı bir çeşme çıkarmış ve bir nar(2) ağacı bitirmiş. Nar günde bir nar verirmiş. O dindar adam kaya üstünde beş yüz yıl ibadet etmiş, o sudan abdest almış, içmiş ve o narı yemiş. Daima ibadet edermiş. Yüce Rabten secde ederken ölmek dilemiş ki, kıyamete dek secde içinde (S.179) dursun ve ne zaman kıya- met olursa, o zaman başını kaldırsın. Şimdi de secde içindedir. Yüce Rab o sofunun duasını kabul etti. Bizler de onu ‘Levh-i Mahfuz’da (Allah katında Korunmuş Levha’da) yazılı bulduk ki, ne zaman kıyamet günü olursa o takva sahibi dindarı götürsünler. Sonra meleklere: “Benim merhametimle bu kulumu cennete götürün”. Dindar: —Hayır ben kendi ‘amelimle’ işlerimle cennete gir- mek istiyorum, diyecek. Yüce Rab meleklerine: —Ey “Firiştelerim!” Bu kulum kendi işleriyle cennete girmek istiyor. Ben nimetlerimi buna verdim, hesaplayın; bunun ibadetlerini de hesaplayın. Melekler hesapladılar. Dindar adamın tüm ibadeti bir gözünün nimetine eşit geldi. Geri kalanlar; bedenin- deki, gönlündeki ve canındaki nimetlere karşılık iyi bir şey bulunmadı. Yüce Rab şöyle dedi: —Bu kulumu cehenneme götürün Melekler dindar adamı ce- henneme atarken; sofu ağlayyarak şöyle der: —Ben eksikli kulunu merhame- tinle cennete koy. Yüce Rab! Onu geri huzura getirmelerini ister ve der ki:
—Ey kulum! Sen yokken seni kim var etti? Dindar şöyle dedi: —Ya Rab! Sen var ettin. Yüce Rab dedi ki, —O senin ibadetinle midir; yoksa benim mer- hametimle midir? Dindar —Ya Rab! senin merhametinledir. Rab: —Seni beşyüz yıl ibadet etmeye kim yardım etti? Dindar: —Sen ettin. Yüce Rab:

(1) Aynı hikaye, hadîslerde 99 adam öldüren kişi üzerinden anlatılır ve bir rivayette "Bir miktar yol gidince, ölüm gelip çattı. Adamcağız yönünü sâlih köye doğru çevirdi. Böylece o köy ehlinden sayıldı." denilir (Buharî, Enbiya 50; Müslim, Tövbe 46 /2766; İbnu Mâce, Diyât 2 /2621), (2) Nar bir simge olarak; içindeki taneler toplumları ve üstündeki taç da egemenliği temsil eder.

 

—Deniz içinde acı sudan, tatlı sular(1) çıkaran kim? Dindar şöyle der:
—Ya Rab! Sen çıkardın. Yüce Rab buyurdu ki:(S.181)—Sana her gün nar ağacından taze bir nar kim verdi? —Ya Rab sen verdin, der. Rab: —Secde- deyken senin canını kim aldı? —Ya Rabbi! Sen aldın. Yüce Rab! Şöyle buyu- rur: —Ey kulum! Tüm bu nimetler senin ibadetinle midir? Yoksa benim merhametimle midir? Der ki: —Ya Rab! Senin merhametinledir. Yüce Rab buyurur: — Öyleyse var git! Benim merhametimle cennete gir, diyecektir •

Peygamber (a.s.) buyurur: —Sizin hiç biriniz kıyamet günü, kendi işleriyle kurtulmaz(2). Dediler: —Ey Allah’ın peygamberi! Yanıtladı: —Evet ben de... Evet yüce Rab bana merhamet etti, dedi. Yüce Allah Hz. Davut pey- gambere (a.s.) şöyle (S.183)vahyetti ve dedi ki: —Ey Davut! Günahkar kul- larıma müjdele. İbadet eden kullarıma korku haberini ver. Davur dedi: —Ya Rab! Suçlu kullarına nasıl müjdeleyim? İbadet hakkında, kullarını ne şekilde, nasıl korkutayım? Yüce Rab şöyle buyurdu: —Ey Davut! İsyankar kullarımı merhametimle müjdele ki, suçlarının çokluğundan dolayı benden ümitsiz olmasınlar; ve ibadet eden kullarımı korkutayım ki, ibadetleriyle kibirlenme- sinler • Enes(3) İbni Malik (r.anh.) öyle diyor: “Dünya bin yıllık yoldur. Altıyüz yıllığı denizdir. Dört yüz yıllığı karadır. Yaratıklar da bin çeşittir. Altı yüz çeşidi denizdedir. Dört yüz çeşidi karadadır. Denizler taşarak, yüce Rabbi şöyle çağırırlar: —Ya Rabbi! Bize izin ver, isyankarları yutalım. Yüce Rab şöyle buyurur: —Ey denizler! Eğer kullarım sizin kulunuzsa; ne yaparsanız yapın. Eğer benim kullarımsa bana bırak. Tâ ki; suçlardan usansınlar ve benim kapı-

(1) Bkz. benzer sözler; Apokrafiler II. Ezra 1/22, Tevrat Çık. 15/25., (2) (“ Hiç kimse kendi ame- liyle cennete girmez. Sen de mi ya Resulallah! dediklerinde de, - Evet ben de; meğer ki Rabbim beni rahmetinin* kucağına almış olsun.” (Buharî, Rikak, 18; Müslim, Münafikîn, 71-73); bkz. ‘işlere’ atfen bazı sözler; İncil: Yak.Mek. 2/22-24 İnancın işleriyle birlikte yürüdüğünü ve imanın işlerle ta- mamlandığını bilmiyor musunuz? “İbrahim Allah’a inandı ve bu ona doğruluk sayıldı” diye buyrulan söz tamamlanıp, Allah’ın dostu [Halil İbrahim] adı verildi. Böylece insanın salt bir inançla değil; ama işleriyle de aklandığını görmüyor musunuz? Rom. 4/1*Şimdi babamız İbrahim’in bedenine ait ne diye- lim? 2*Eğer Allah, İbrahim’i işlerinden ötürü doğru saydıysa övünebilir; ama Tanrı’ya karşı değil. 3*Çünkü kitap ne söylüyor: “İbrahim Allah’a inandı ve bu ona doğruluk (salah) sayıldı” 4*Ama çalışanın ücreti bir lütuf değil; ancak hakkıdır. 5*Oysa çalışmadan kötüyü aklayana(Allah’a) inananın inancı, kendisine doğruluk (salah) sayılır. *Tüm bunlardan anlaşılıyor ki, insan salt işleriyle değil, Allah’ın (C.C.) merhametiyle kurtulur, (3) Enes bin Mâlik (612-709), İslam peygamberi Muhammed'in sahabisi. Hicretten on yıl önce (612) doğmuş, 10 yaşından itibaren Muhammed'e hizmet etmiş ve ölü- müne kadar onun yanından hiç ayrılmamıştır.


ma gelsinler. Gece yarısında(1) gelseler kabul ederim. Eğer gece ya- rısından sonra gelseler kabul ederim. Eğer gündüz gelseler kabul ederim Kapımda bekçi yoktur! •

Bir habere (rivayete) göre Cebrail ve Mikail (a.s.) şöyle dediler: -Bun- dan tuhaf şey olur mu? Yüce Rab! Bu halkı yarattı. Şekillerini iyi yaptı ve bir- çok nimetler verdi. Bunlar yüce Rabbe isyankar olurlar. (S.187)Yüce Rab! Bunlara azap etmez. Mikail dedi ki: —Evet bundan daha şaşılacak şey budur. Eğer tüm hizmetçiler bütün yaşamları içinde inanarak ibadet etseler. O’nun mülkünden birşey aratmaz. Eğer tüm hizmetçiler tüm yaşamlarında imansız olup, O’na isyankarlık etseler; O’nun mekanından birşey eksilmez. Yüce Rab buyurdu: —Evet; Mikail’in dediği gibidir. Cebrail’in dediği gibi değil •

Hz. Muhammet’in ağlayışı:

Hz. Ömer (r.anh.) der ki: —Bir gün Hz. Peygamberin önüne geldim. Gördüğümde ağlıyordu Sordum: —Ey Allah’un peygamberi! Niçin ağlıyor- sun? Dedi: —Cebrail’den şunu duydum: “Her kim ki, İslam içinde saçından, sakalından bir kıl ağarsa. Yüce Rab (S.189) o kişiye azap etmeye utanır. Bunlar ise; tümünün saçı-sakalı İslam içinde ağarmış Yüce Rab’ten utanmazlar, suç işlerler. Peygamber (a.s.) böyle buyurdu: —Yedi çeşit insan gök gölgesinde duracak. O gün hiç gölge olmayacak. Birincisi adaletli sultanlar; ikincisi o gençliğinde tövbe eden yiğitler; üçüncüsü gönlü mesçitte olan kişiler. Yani; mesçide gitmeyi seviyorlar. Dördüncüsü Tanrı için sevişen kişiler. Beşincisi Tanrı korkusundan gözleri yaşaran kişiler. Altıncısı güzel bir kadının, o kişiye gönül vermesi. Onunsa Tanrı’dan korkup ondan uzaklaşması. Yedincisi sada- kasını gizli veren kişi. (S.191) Öyle ki; sağ elinin verdiğini, sol eli görmesin •

Miraç gecesi ve cehennem meleği Malik:

Hz. Peygamner (a.s.) şöyle anlatır: Miraç gecesi dünyadan siyah bir dumanın çıktığını gördüm. Onun gibisini hiç görmemiştim. Cebrail’e o nedir? Diye sordum: —O cehennemin dumanıdır, dedi. Sonra bir melek gördüm. Yedi kat gökten daha büyük, siyahlara bürünmüş, kara bir taht üstünde oturuyor. Onun gibi korkunç birini hiç gördüğüm yoktu. Önünde birçok melekler du- ruyor ve ona hizmet ediyorlardı. Hepsi siyah giyinmişler, ellerinde ateşten değnekler tutuyorlardı. Cebrail’e bunlar kimlerdir, diye sordum. O tahtta otu- ran Cehennem kapıcısı Malik’tir, dedi. Onun önünde duranlar onun (S.193) hiz- metçileridir.
(1) Bkz. İncil Luk.10/5 ve diğ.“-Sizden kimin bir dostu varsa ve gece yarısı yanına gelerek...”


Sonra Malik’e: —Ey Malik! Cehennemi bana göster, dedim. O —Ey Allah’ın peygamberi! Dayanamazsın, dedi. Dedim: —İğne deliği kadar yerden bakayım. Dedi: —Bak! Gördüm ki, domuz gibi gaddar bir kavim. Bunlar kim- lerdir? diye sordum. Dedi: -Bunlar inananlar arasında fitne koparanlardır. Domuz şeklinde bir kavim daha gördüm. Bunlar da kimdir? Dedim. Dedi ki:
—Bunlar haram yiyicilerdir. Sonra elleri, ayakları zincirli bir kavim daha gör- düm. Üzerlerine ergimiş bakır döküyorlar. Sordum: —Bunlar da kimdir? Dedi:
—Bunlar içki içenlerdir. Sonra pis gövdelerinden, dayanılmaz koku çıkan bir kavim daha gördüm. —Bunlar da kimdir? Diye sordum. Dedi ki: —Bunlar yalan tanıklık edenlerdir. (S.195)

Hz. Âmine’nin feryadı (Emine anamız) ve bağışlanması:
Ve bir kadın gördüm. Ateşle bağlanmış; şöyle feryat ediyor: “ şefîâ'l- üsâti fî yevmi'l-arasâtel-emân min şiddeti’n-nirân”(1) • -Ah! Bu kıyamet gü- nünde kuluna acı. Ateşin şiddetinden; imdât, imdât! Ey Merhametli’nin sevgilisi, imdat! diyor. -Bu kimdir? Diye sordum. Cebrail başını aşağı eğdi. Utandığından hiç bir şey diyemedi. -Bu kimdir? Diye yine sordum. Ağlayarak dedi ki: -Ey Allah’ın peygamberi! Bu senin annendir(2). Çok ağlayıp yakardım; yüreğim yandı. Sonra bir melek gelip şöyle seslendi: -Yüce Allah! şöyle buyu- ruyor: “Ey Muhammet! Ya anneni seç; veya halkını. Annemi bıraktım ve halkımı seçtim.S.197

I.Bölüm/mecliskaza ve kader sözlerini açıklar

“Yüce Allah’ın sözü şudur: “Kavlü te’âlâ • “İnnellezîne gâlû rabbünel- lâhü sümmestegâmû felâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn”(3) Hâmid b. Ab- dullah (r.a.) rivayet eder ki: “Peygamberden(s.a.) sordular: —Ey Allah’ın peygamberi! Bize bildir Dinimize göre her ne yapsak o mu olur; yoksa ne yazıldıysa o mu olur? Peygamber (a.s.) şöyle yanıtladı: —Bil ki; önceden her ne yazıldıysa o olur. Dediler: —Ey Allah’ın peygamberi!

(1) Ateşin (cehennemin) şiddetinden dolayı imdât, imdât (aman ya Rabbi!), (2) bkz. S. 369; 10. satırda Cebrail, Amine( Emine) annemizin bağışlandığı müjdesini getiriyor, (3) Bu paragrafın özü: HakTeʿâlâ, Hz. Muhammede iki seçenek sunsa; “ÜMMETİMİ SEÇERİM” diyerek insanlığın kur tuluşunun ne kadar önemli olduğunu vurgular. Abese Sûresi bu konuda bize bir fikir verebilir, 80/33-37 (İrca yolu ile ispat): “(Kıyamette) şiddetle çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiğinde; bir gün ki o, kişi öz kardeşinden kaçar. Öz annesinden, öz babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün onlardan her kişinin kendisine yetecek bir uğraşı vardır.", (3) Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır, deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.’(Ahkâf S., 13; ayrıca bkz.: Fussilet S., 30).


Öyleyse yaptığımız işlerin ne faydası var? Peygamber (a.s.) şöyle ya- nıtladı: —İnanıp yerine getirin! Her kim niçin yaradılmışsa onu yapması gere- kir. Her kim cenneti hak etmişse; cennetlik işleri yapması gerek. Her kim cehenneme aitse; cehennemlik işleri yapması gerekir”. Fakih (rh.a.) der ki: — Hadîsten (Peygamber sözünden), yüce Allah’ın, hayır gibi şerri de takdir ettiği ma’lumdur (bilinendir).Yani; sonsuz başlangıçta her ne varsa; sonsuza dek olması gerek. Hepsi yüce Allah’ın bilgisi içindedir. Yüce Allah yüceliğini, kudretini göstermek için ‘Levh’i(1) yarattı. Sonra kaleme; son güne dek olacak şeyleri yazmasını buyurdu. (S.199) Kim cennetliktir, kim cehennemlik?

Kalem korktu, ‘Levh’ titredi. Yüce Rab! Merhametini verdiği o ku- luna: “Bismillâhirrahmanirrahîm errahmanirrahîm”(Acıyan ve bağışlayan Allah adıyla başla” diye yazmasını buyurdu). Yazdı ve ‘Levh’ kaydetti. Ondan sonra Adem adını yazdı ve şöyle sordu: —Ya Rab altına ne yazayım? Yüce Rab dedi ki: —Kim mutlu/salih kim mutsuz/şaki; yaz. Adem adını mutlu yazdı. Ondan sonra Kabil adını mutsuz yazdı. Allah’ın dostu(2) Hz.İbrahim’i mutlu yazdı. Babasının adını mutsuz yazdı. Firavun’u mutsuz yazdı. Karısı Asiye’yi mutlu yazdı. Ondan sonra Muhammet adını “Kıyametin Övüncü / Şereflisi” yazdı. Abdullah’la Amine’yi; ikisini de mutsuz yazdı. Ey imanlı! Biz adımızın mutlu mu, mutsuz mu olduğunu bilmiyoruz. O dört yerde belli olacaktır: 1. önce ölüm vaktinde. Yani inanan kişi dünyadan imanla, tövbesini bildirerek mi ya da küfürle veya asilikle mi gider? 2. Münker’i ve Nekir’i(3) cevapladığında; kim iyi cevap verecek, kim kötü cevap verecek? 3. Son günde amel defteri verildiği zaman; amel defteri sağ(4) eline mi verilecek; yoksa sol eline mi verilecek?(4) 4. Terazide(5) işleri tartıldığına sevabı mı ağır gelecek; yoksa günahı mı? •

(1) Üzerinde yazı yazılabilecek düzlük; “Korunan Levha/Levh-el Mahfuz”. Temaşa edilebilen şey. Metinde yazı yazılabilecek manevi bir levha anlamına geliyor, (2) Bu yüzden Kudüs’ün bir kapısına: “Lâ ilâhe illallah İbrahim halilullah’’ diye bir kitabe bile yazılmıştır, (3) Mezarda soru soracak olan iki melek, (4) bkz. benzer sözler; İncil Matta 25/33 “Koyunları sağında ve keçileri solunda durduracak.”, (“Kime de kitabı sağından verilirse bunlar, (sevinç ve müjde içinde) kitaplarını okur, kıl kadar dahi olsa zulme uğramazlar.” (17/İsrâ 71) / “Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: ‘Keşke kitabım bana verilmeseydi!’ der” (Hâkka S., 25), (5) ("Kıyamet günü adalet terazileri koyacağız. Hiç bir kimseye hiç bir haksızlık yapılmaz. Hardal tanesi kadar bile olsa yapılanı ortaya koyarız. Hesab görenler olarak bizler yeteriz" / el-Enbiya, 21/47; "O gün vezin (amellerin tartılması) haktır ve gerçektir. Mîzânları ağır basanlar, işte onlar kurtulanlardır. Mîzânları hafif gelenler, âyetlerimize yaptıkları haksızlıktan ötürü kendilerini zarar ve ziyana uğratanlardır" /el-A'râf, 7/8-9).

 

(s.201)

Şuna işaret ediliyor. Belam(1) Bersisa nice yıldır itaat ettiler; ama so- nunda dünyadan imansız gittiler. Başlangıçta adları ‘eşkıya, bedbaht imansız’ yazılmıştı. Ama inananların Emiri Ebubekir Sıddık ve Ömer-ül Faruk (r.anh.) için başlangıçta adları mutlu imanlı yazılmış idi. Neticede putperestlikten imana geldiler ve dünyadan mutlu gittiler. Her şey yüce Rabbin ‘kaza ve kad- eriyledir’ . “Kavlü te’âlâ innellezîne kâlü Rabbünâ Allahü sümme”. Yani; Allah (deyip) o inananlar şöyle der:

İmanlıların Bağışlanma Ümitleri ( vaad edilen cennet ) :
“Bizim Tanrımız, bizim besleyicimiz olan Tanrı(2) yüce Allah’tır. “Süm- me estafâmü”. Dahi korunurlar, sağlam dururlar. Dinlerine üzere imansızlıktan ve suçlardan uzak olurlar.‘Netennez’ül aleyhim-ül melâike” onların üzerine akın akın melekler iner. Merhamet melekleri gelip onlara öldükleri vakit “Ellâ tehâfû ve lâ tehzenû” derler. Ey imanlılar! Korkmayın, üzülmeyin. Dünyadan kimin imanlı, kimin imansız gideceğine kaygılanmayınız ve korkmayınız. Yüce Rab! Yüceliğiyle ve cömertliğiyle yaptığınız suçları bağışlayacaktır. “Ve ebşirû bi’l-cennetilletî küntüm tûadûn”. Ve dahi size (dünyada iken) vaadedil- mekte olan cennetle sevinin: Bu müjde o kişileredir ki, son nefeste dünyadan nasıl gideceklerini bilmiyorlar? Bu yüzden korkarlar. Ama yüce Rabbin mer- hametinden ümidini kesmezler. Peygamber (a.s.) şöyle diyor: —Yüce Rab “Ben kuluma aynı anda iki korku ve iki güvenlik vermedim”. Yani; her kim (S.203) dünyada korkarsa. Öbür dünyada korkmasın. Her kimin dünyada kor- kusu olmazsa; öbür dünyada korkusu vardır. Bir öyküde şöyle anlatılıyor: İsrailoğulları zamanında yetmiş dindar vardı. Yüce Rab! O zamanın peygam- berine şöyle vahyetti: —Ey peygamberim! O yetmiş dindar adamın hepsi, bu dünyadan imansız gidecektir. O peygamber: —Ya Rab! Neden ötürü? Diye sordu. Yüce Rab buyurdu: —Çünkü son andan korkmazlar. Kendileri kibir- lenmişlerdir • Bir anlatıya göre: Yüce Rab! Meleklerine göz attığında; onların ağlaştıklarını gördü. Sordu: —Ey! Meleklerim. Sizin bir suçunuz ytoktur; neden ağlıyorsunuz? Dediler ki: —Ya Rab! Senin planlarından emin değiliz. Beklenmedik şeylerle halimizin değişmesinden korkarız. Yüce Rab şöyle yanıtladı: —Biliniz ki; kim benim planlarımdan emin olmazsa o ağlasın! •

(1) bkz.Tev. Say. 22/5-10, İncil: II. Petrus 2/15, Kur’an: El-araf 7, 175, 176, (2) Ayetin tamamı: “İnnellezîne kâlû rabbünellahü sümme stekâmû”: Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah'tır’ deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya/Fussilet S., 30). O Yüce (Allah’ın) sözü şudur [Yüce (Allah) şöyle buyuruyor]: “Şüphe- siz "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va'dedilmekte olan cennetle sevinin!" (Fus.30).


Kabe örtüsüne sarılan bir kişi:

Ali İbni Ahmet (rh.a.) şöyle dedi: —Kabe’yi tavaf ederken; bir kişi gör- düm. Kabe’nin örtüsüne sarılmış dua ederken şöyle diyor: —Ya Rab! Beni dünyadan imanla çıkar! Başka birşey demiyordu... O kişinin durumunu sor- dum; dedi ki: —Benim iki kardeşim vardı. Birisi kırk yaşında öldü. Son anında Mushaf (Kur’ân) getirmelerini istedi. Getirdik... Biz onun Kur’andan (s.205) bir şey okuduğunu sandık. Elini ‘Mushafa’ koydu ve bunun içindekilerden ben bıktım diyerek, imansız olarak can verdi. Diğer kardeşim de otuz yaşında öldü. O da öyle aynen onun gibi gitti. Şimdi ben korkarım ki, yüce Rab onun gibi yapmasın; merhametiyle imanla korusun.

Şeytan nasıl azdırır?

Bir anlatıya göre Şeytan Ademoğulları’nı iki türlü azdırır. Biri gençlikte, diğeri yaşlılıkta. Gençliğinde der ki: —Ey genç! Ye, iç(1) aldırma. Dünyanın zevkini(2) sür. O zaman; gençliğinde sana kim yaşlı diyebilir? Tövbe ve ibadet et. Her kim yaşlanırsa Şeytan gelip şöyle der: —Ey yoksul! Yaşlandın, koca- dın; gücün kuvvetin gitti. İbadet edemezsin. Gönlünden geçir, yeter. İki vakitte de ibadetten başka korkacak bir vakit olsa; gelip azağının önünde şöyle der:
—Ey yoksul! Bu suçların kimin yüzünden? Tümüne ben neden oldum. Eğer dilersen bu can acındır; seni kurtarayım bana uy, diyecek. Her kimi (Allah) rahmetiyle saklarsa; o zaman Şeytan’a uymaz, İslamı anmakla meşgul olur. Her kim bedbaht olursa; o zaman Şeytan’a uyar, Allah korusun imansız olur •

Kefen Hırsızı:

Şeyh Hatime Asam(3) (rh.a.) zamanında bir kefen hırsızı vardı. Şeyh katına gelerek tövbe etti. Şeyh ona sorduğuna dedi ki: -Tüm yaşamında kaç kefen çaldın? —Yedi bin, mezar açtım. Şeyh: —Kaç yılda? Dedi. Hırsız: — Yirmi yılda. Şeyh şunu sordu: -Müslümanların mezarından mı, inanmayanların mezarından mı? —Hepisi müslümanların mezarından, dedi. Şeyh: —Kaç ölüyü Kıbleye karşı yatırılmış gördün? —Üçyüz ölüyü Kıbleye karşı yatırılmış gördüm. Geri kalanının yüzleri Kıbleden dönmüş buldum, dedi •

(1) bkz. benzer sözler: Apokrafiler Hz. Süleyman’ın Büyük Hikmeti; 2/5-9 “ Güzel içkiler içelim, kokulu yağla yağlanalım ve gençliğimizin çiçeğini soldurmayalım”, (2) (“Şeytan, amellerini onlara süslü göstermiş ve onları (dosdoğru) yoldan alıkoymuştur. (Bu sebeple) onlar doğru yolu bulamıyorlar.” (27/Neml 24, (3) 9.yy`da Afganistan’ın Belh şehrinde doğup, nahiyesi olan Mâhcer’de vefât eden bir ulemadır, (4) sirkat, hırsızlık (Metinde kefen soyucusu; yani mezar hırsızı).

 

(s.207)

Davut Tai’nin(1) kaygısı:

Fudayl İbni İyâz(2) (rh.a.) bir gün Davut Tai’yi benzi solmuş, korkuyla ağlarken gördü. Sordu: —Ey Şeyh! Niçin ağlıyorsun? Dedi ki: —Sekiz türlü şey önüme geliyor; onu düşünüp ağlıyorum. Ona sordu: —O sekiz şey nedir?

  • Canımın bedenimden imanla mı çıkacağını; ya da imansızlıkla mı çıkacağını bilmiyorum, dedi. 2. mezarımın bana cennet bahçelerinden bir bahçe mi; yoksa Cehennem çukurlarından bir çukur mu olacağını bilmiyorum? dedi. 3. Münker ve Nekir soru sorunca nasıl yanıtlayacağımı? 4. Mezardan çıkınca yüzümün ak mı; yoksa kara mı olacağı? 5. Mahşerde Burak mı benim? Yoksa ateş mi benim? 6. Terazinin sevabı mı; yoksa günahı mı ağır olacak? 7. (S.209) Defte- rimi sağ elime mi; yoksa sol elime mi verecekler? 8. Yolum cennete mi gider; yoksa cehenneme mi?

Abîd olan nasipsiz:

Bir öyküde: —Bir zamanlar çok ibadet edenler arasında, bir adam vardı. Öyle ki, melekler onun ibadetini gizliyorlardı. Bir gün Cebrail yüce Allah’tan (varıp, o ibadet eden ‘zâhit’adamı ziyaret etmesi için) izin istedi. Yüce Rab şöyle buyurdu: —Ey Cebrail! O yazılı Levha’ya bak. Ondan sonra, o çok iba- det eden adamın yanına gidersin. Cebrail yazılı Levha’ya baktı ve o çok ibadet eden adamın adını ‘Hak katında makbul olmayan, nasipsizlerden’ yazmışlar Cebrail şaşırdı kaldı!? Sonra o çok ibadet eden adamın önüne geldi. Yazılı Levha’ da gördüğünü ona söyledi. O çok ibadet eden adam da şöyle yanıt verdi: —Allah’a hamdolsun! Cebrail’i kulağı işitmez sandı. Sordu: —Ne dediğimi işittin mi? —Tabii işittim. Evet; yüce Allah’ın belalarına sabretmek kula vaciptir. Böylece nimetlerine şükrederler. Eğer ben ona layık olmasaydım (S.211) yazmazdı, dedi. Ondan sonra Cebrail, Hazrete (Allah’ın huzuruna) gitti. Dedi ki: -Ya Rab! Ben şunu dedim; o bunu söyledi.Yüce Rab buyurdu: —Ey Cebrail! Korunmş Levhaya bak! Baktı ki, o çok ibadet eden adamın adını kutlu, mübarek yazmışlar. Gördü ve şaşırdı? •

Ka’b-el Ahbar’dan (rh.a.) sordular: Ademoğulları’nın en çok bekledik- leri gün hangisidir? -Dünyada mı, ahirette mi? Diye sordu. - İkisini de söyle, dediler.
1)Davûd-i Ta’î (d. ? - ö. M. 781 / H. 165, Bağdat). Horosanlı mutasavvıftır, (2) Evliyânın büyük- lerinden. Semerkant’ta 107 (m. 726) yılında doğdu. Kûfe şehrine yerleşip, orada ilim tahsilini yaptı. Ömrünün sonuna doğru Mekke’ye gelip yerleşti. 187 (m. 803) yılında Mekke’de vefât etti. Önceleri İs- lâmiyete uygun ol mayan hayatı vardı. Tövbe etti. Tasavvuf yoluna girdikten sonra, yüksek derecelere kavuşarak olgun bir veli oldu.


En acı gün ölüm:

Dedi ki: —Dünyada görebileceğimiz en acı gün; can çekişirken, gözlerin ışığının söndüğü, dilin tutulduğu, dudakların kuruyup buruştuğu, yüzün kızarıp bozardığı, alnın terlediği, konuşmaya derman kalmadığı, ümitlerin (s.213) kesildiği, yaptıklarına pişman olunduğu, burnun aktığı, elin-ayağın titrediği, aklın dağıldığı, dostların kardeşlerinden ayrıldığı, malın-mülkün sahibine kalmadığı ve öleceğine yakın Şeytan’ın bile imanına saldıracağı andır. Evet o saat zor saattir. O halde bulunan kişi: Allah’tan başka Tanrı yoktur ve Muham- met O’nun elçisidir, desin. Ama son zamandaki o gün Sur(1) çalınsın, herkes topraktan başını kaldırsın. Kim haksızlık etmişse; boynunda asılı gelsin ve sa- hibi yakasına yapışsın. Melekler tanık olsun; yüce Rab yargıç olsun. Oğul ba- badan, kız anadan(2) kardeş kardeşten kaçsın. O günün ululuğundan halk sarhoş gibi olsun. O gün çetin ve zor bir gündür. Ne mutlu o gün yüce Rabbin mer- hametine uğrayanlara.!...

I.BÖLÜM: Recep Ayının Faziletleri

Ayların sayısı ve süresi (S.215) on ikidir. “Korunmuş Levha” da o on iki aydandır.‘Dinâ şehrü’l harâm’ derler. Yani; saygı gösterilen o dört ay: Zi’l- Kaʿde Zi’l-Hicce Muharrem ve Recep ayıdır. Bu dört ay içinde imansızlarla savaşmak, gaza etmek ve imansızları öldürmek yüce Rab tarafından haram edildi • Bir haberde anlatılıyor ki: İşaret ehli der ki; yüce Rab! kullarına on iki ay oruç buyurdu. Peygamber (a.s.) dedi ki: —Halkım zayıftır, katlanamaz. Yüce Rab! Dedi: -Bu dört ay oruç tutsunlar. Peygamber: —Halkım zayıftır, dört ay da dayanamazlar. Yüce Rab dedi ki: —Öyleyse üç ay: Recep, Şaban ve Ramazan ayını oruç tutsunlar. Peygamber dedi ki: —Üç ay da çoktur; halkım dayanamaz. Yüce Rab dedi ki: —Öyleyse Ramazan ayında oruç tut- sunlar. Yüce Rab dedi: —Çünkü Recep ayı benimdir. Her kim Recep ayında oruç tutsa; onları merhametimle bağışlarım. Şaban ayı senin ayındır. Her kim Şaban ayında oruç tutarsa; dileğin ile bağışlarım. Ramazan ayı ümmetlerinin ayıdır. Her kim Ramazan ayında oruç tutsa; o orucu bir kişiye bağışlarım.

1) bkz. Apokrafiler II.Ez. 5/14 ve 6/23’te “Sur çalınsın” ve İncil; Vah.11/15’te aynı şekilde ge- çiyor. Bak Kur’an El-Müminun 101;“Sûr'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır”, (2) bkz. Kur’an.Abese Sûresi 80/33-37 (İrca yolu ile ispat): “(Kıya met te) şiddetle çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiğinde; bir gün ki o, kişi öz kardeşinden kaçar. Öz annesinden, öz babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün onlardan her kişinin ken- disine yetecek bir uğraşı vardır."


IV.Bölüm (Meclis) Recep Ayı’nın faziletini açıklar:

 

Yüce Rab! Recep ayı benim ayımdır, diye işaret ediyor. Öyleyse o ay af dilemenin, ibadet etmenin çok sevabı var. Mescit “Benim Evimdir” dedi. Öy- leyse ondan ötürü (S.217) mesciti satmak uygun değildir ve Kabe de benim evimdir, dedi. Öyleyse o sebepten Kabeyi yıkmak haram oldu. Muhammet benim peygamberimdir, dedi. O sebepten imansızlar oldu ve inananlara kulum, dedi. Öyleyse o ödülden ötürü onlara azap etmez. Buna işaret ediliyor ki, eğer mesçit yüce Rabbin eviyse; bizim ibadet edecek yerimizdir. Eğer Kabe yüce Rabbin eviyse; bizim kıblemizdir. Eğer inananlar yüce Rabbin kuluysa; bizim kardeşlerimizdir. Eğer Recep yüce Rabbin ayı ise; bizim de oruç tutacak ayımızdır. Tanrıya şükür ki, tüm bu şeyler O’ndan bize rahmettir. Alimler diyor ki: “Recep ayı abdeste benzer, Şaban ayı tövbe giysisine benzer. Ramazan ayı kılınacak namaza benzer, her kim Recep ayında pişmanlık suyuyla abdest al- mazsa, Şaban ayında tövbe giysisini giymezse; Ramazan ayında nasıl namaz kılar? Bak şu işarete: Racep ayı Allah’ın emirlerine uyma ibadet tohumunu ekme zamandır. Şaban ayı o tohumu göz yaşıyla sulayacak aydır. Ramazan ayı onun tamamı ki, sevaptır. O sevabı götüreceğin vakittir. Her kim Recep ayında ibadet tohumunu ekmese de; Şaban ayında töbe edip gözyaşıylao ekini sulamazsa; Ramazan ayında sevap bağışının ürününü nasıl götürsün?(S.219) buyurur: —Recep “Şehru’l-Esam”(1) (sağırlık ayı)’dır. Yüce Rabbin ayıdır. Her kim Recep ayında imanla, ihsanla bir gün oruç tutsa; yani inancıyla yüce Rabbin hoşnutluğuna layık olur. Ve her kim iki gün oruç tutsa; yüce Rab o kişiye o denli sevap verir ki; yerde ve gökte olanlar onu anlatamazlar. Her kim üç gün oruç tutsa; o kişiyle cehennem arasına bir mesafe koyar. Uzunluğu yetmiş günlük bir yerdir.

(1) “Recep şehru’l-esam(sağırlık ayı)dır. İbni Enbârî’ye göre bu aya ‘Şehru Esam’ (sağır, duy- mayan ay) denmesinin sebebi şu idi: Araplar her zaman birbirleriyle vuruşur, dövüşürlerdi. Ancak receb ayının hilâli görülünce silahları bırakır, mızrakları kaldırırlardı. Receb ayında silah sesi asla duyulmazdı.Bir kimse babasını öldüreni bulsa, onu öldürmesi gerekirken onu görmemiş gibi hareket ederdi. Onun için bu isim verilmiştir denir. / Bâzıları da, receb ayına Esam denilmesinin sebebini şöyle açıklar: Bu ayda Cenâb-ı Hakk’ın gadabı, öfke ve şiddeti bir kavim üzerine zuhur etmemiştir. / Receb- i şerîfe Şeh ru’l-Esam’ denmesinin sebebi; Ey Mümin, mübârek receb ayı, senin ondaki cefa ve rezâle- tindene sâm olman yâni sağır olmandır ve Hak Teâlâ senin şeref ve faziletini işiticidir. Cenab-ı Allah’ın, recebi senin cefa ve zilletinden sağır etmesi, kıyamet gününde kendisinde işlediğin cefa ve zilleti hab- ervermesin ancak iyilik ve güzel amellerin senin lehine şahidlik etsin diyedir. Yüce Allah’ın ayıdır.

 

(S.221)
Ve her kim dört gün oruç tutsa yüce Rab o kişiyi dünya belalarından korur. Yani; delirip yollara düşmekten(1), yaramaz olmaktan ve Deccal’in fit- nesinden korur •

Beyt’ül-Mukaddes (Hz. Süleyman Tapınağı’ndaki) kadın:
Bir anlatıya göre: Kutsal Ev’de(2) bir kadın vardı. Recep ayında her gün onbir(3) kez İhlas (Sûresini) "De ki, O, Allah'tır, bir tektir."(4) diye dua okur ve Recep ayında da yünden hırka giyerdi. Öleceği zaman oğluna şöyle vasiyet etti: —Beni hırkamla göm. O öldükten sonra oğlu hırkasını çıkardı, başka ke- fene sardı ve gömdü. Gece düşünde şöyle seslendiğini gördü: —Ey oğlum! Senden razı değilim. Çünkü benim vasiyetimi yapmadın. Sabahleyin gidip ye- niden annesini çıkarmak ve hırkasına sarmak istedi. (S.223)

Ama annesini mezarında bulamadı. Gaipten şöyle bir ses geldi: —Sen bilmiyor musun ki, Recep ayında ibadet edenleri biz mezarda bırakmayız. Bunun hikmeti nedir? Neden Recep ayına “Asem”(5) dediler? Çünkü “Asem” demek “Sağır”(6) demek oluyor. El-cevap: Bu yüzden bize bildiriliyor ki; her kime kıyamette Recep ayını getirseler. Muhammet halkı; o ay içinde yaptığın suçları ondan sorarlar. Recep ayı “Ben sağırım” görmedim, duymadım der. Burada hikmet(7):

Recep nedir?

Recep ayına neden Recep dediler? El cevap: Cennet içinde bir ırmak vardır. Onun adı Recep’tir. Yani her kim Recep ayında oruç tutsa; yüce Allah o ırmaktan o kişiye içirir • (S.225)

(1) yoldagı: yola düşmek; göndermek; bkz. Diyanet 4307 nüshasında “yoldagılardan” çoğul ola- rak yazılmış, (2) Beytü'l-Mukaddes (Beyt-ül-Makdis): Merkezi Mescid-i Aksa olup, Mekke'ye bir aylıkmesafede olduğu için bu isim verilmiştir. Mescid-i Aksâ'ya da çevresiyle birlikte Harem-i Şerif de- nilmektedir. Mescid-i Aksa, Kudüs'ün doğusunda, etrafı yüksek surlarla çevrili, yaklaşık 144 bin me- trekarelik bir alanı kapsamaktadır. (3) Diyanet’in 4307 No’lu nüshasında 12 kez yazıyor, (4) “ku’l huvallahü ehâd.” (“De ki: ‘O, Allah'tır, bir tektir. / Allah Samed'dir (Her şey O'na muhtaçtır, O hiçbirşeye muhtaç değildir.) / O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir); kendisi de doğmamıştır (kim- senin çocuğu değildir). / Hiçbir şey O'na denk ve benzer değildir.), (5) çok sağır, kulakları duymayan kişi, (6) sağır, (7) Hikmet, ilâhî sırların ve gerçeklerin bilgisi; varlıkların var oluş amaçlarının kav- ranması; sebeplerle bunların sonuçları arasındaki ilişkilerde ilâhî iradenin rolünün keşfedilmesi anlamında kullanılır.


Hz. Muhammet’in ağlaması:

Sevban(1) (rh.) buyurur: Bir gün mezarlıkta yürüdük. Peygamber (a.s.) bir mezara geldi. Sonra ağlamaya başladı. Sordum: —Ey Allah’ın elçisi! Neden ağlıyorsun? Dedi ki: —Ey Sevban! O mezardaki kişiye azap ediyorlar. Yüce Allah o kulun azabını bağışlaması için dua ettim. Söylemeye devam etti:
—Ey Sevban! Eğer o kişi bütün yaşamında bir gün Recep ayında oruç tutmuş olsaydı; ona kor/ateş azabı etmeyecekler idi. Ve ekledi: —Her kim Recep ayın- da bir gün oruç tutarsa; yüce Rab o kişiye bir yıl gündüz oruç tutup; gece sa- baha dek namaz kılmış gibi sevap verir •
(S.227)
Enes bin Malik (rh.a.) diyor ki: Muaz bin Cebel’e uğradım, sordum. Pey- gamberden şöyle işittiğini söyledi: Her kim tüm gönlünden “Allah’tan başka Allah yoktur” derse Cennete girer. Her kim Recep ayında bir gün oruç tutsa Cennete girer. Ben de huzuruna vardım ve şöyle dedim: -Ey Allah’ın elçisi! Muaz senden bu haberi getirdi. Peygamber: —Evet; Muaz gerçek demiş. Ben şunu söyledim ve böyledir •

İşaret: Yüce Rab! Muhammet’in halkına günde beş vakit cemaat iba- detini verdi. Bir gün Cuma verdi ve yılda üç ayı kutsal kıldı. Bu demek oluyor ki: —Ey günahkâr! Eğer benim kapıma her gün gelmekten acizsen haftada bir gel. Eğer haftada bir gelmezsen; Recep ayında gel. Eğer Recep ayında gel- mezsen; Şaban ayında gel. Eğer Şaban ayında gelmezsen; Ramazan ayında gel. Eğer Ramazan ayında gelmezsen; Kadir Gecesi’nde gel. Yani; bu aylarda bu günlerde ibadet etmen senin günahına kefarettir(2) •

Bir hikmet: Recep’in manası yemiş demektir. Yani; imanlı kulun bed- eninin parçaları; yaş bir ağaca benzer. Onun yemişi ibadettir, baş eğmektir. Yani; Recep ayında o ağaç yemişini verir. Örneğin göz yemişi ağlamaktır. Her şeye bakıp ders çıkarmaktır. Kulağın yemişi Kur’an di lemek; ilim ve hikmet dinlemektir. Dil yemişi Kur’an okumak, Allah’ı anmak ve zikr etmektir. (S.229) Elin yemişi ibadet etmek ve sadaka vermektir. Ayağın yemişi mescide gitmek, Kâbe’ye varmak ve âlimler, sâlihler(3) sohbetinde bulunmaktır. Geri kalan bed- enin parçalarının yemişi; namaz kılmak ve oruç tutmaktır.

(1) d. ? ö (m. 675): Hz. Sevban aslen Yemenliydi. Esir olarak satılıyordu. Peygamberimiz esaret parasını vererek, onu hürriyetine kavuşturdu, sonra da serbest bıraktı.ama, (2) Kefaret: Bir günahı Tanrı'ya bağışlatmak umuduyla verilen sadaka veya tutulan oruç. (3) Kur’ân’da sâlih kavramı biri “iyi, hayırlı iş ve davranış”, diğeri “dinî ve ahlâkî bakımdan iyi davranışlara sahip kişi” .


Meyve veren ağaç:

Öyleyse hangi ağaç yemiş verirse onu tertip edip (düzeltip, düzenleyip) suyla sulamak gerekir. Yemiş vermeyen(1) ağacı kesip ateşe atarlar •

Bunun gibi; Recep ayı yaş ağaca benzer. Şaban ayı onun çiçeğidir. Ra- mazan ayı onun yemişidir. Her kim Recep ayında ibadet ağacını tertip etmezse; o ağaç şaban ayında yapraklanmaz, çiçek vermez ve Ramazan ayında yemiş vermez •

Köle hizmetçi:

Hikaye edilir ki: Bir kişi bir hizmetçi satın aldı. O hizmetçi irfan sahibi biriydi. Efendisi dedi ki: —Ey hizmetçi! Yarın yıkan, temizlen ki, Recep ayının ilk günlerinde ibadet etmeye layık olasın. Hizmetçi şöyle yanıt verdi: —Ey efendi! Yarın beni sat! Efendisi sordu: —Niçin ey hizmetçi! Hizmetçi: —Onun gibi bir efendi gerekmez. Tanrı’ya gönülle kulluk edin; yani bana. Yüce Rab sonsuzdur, her an vardır. Her zamanda ve anda kullarına nimetleri sonsuzdur. Öyleyse onun kulluğunun her zaman sonsuz olması gerekir. (Efendisi) o kişiyi gönderip özgür kıldı •

Hz. Ayşe (Aişe): (S.231)
Ayşe annemiz (r.ah.) diyor ki: —Peygambere şöyle sordum. Ey Allah’ın elçisi! Diriliş gününde insanlar(2) mezarlarından nasıl çıkarlar? Peygamber (a.s.) dedi ki: -Çırılçıplak(3) ve yalın ayak. Dedim ki: —Ey Allah’ın elçisi! Eş- lerinden utanmıyorlar mı? Dedi: —Ey Ayşe! O gün “Baş kapısıdır” herkes kendi başının çaresine bakar. Kimse kimseye bakmaz(4). Dedim: —Ey Allah’ın elçisi! O gün bir giysiye veya örtüye izin var mı? —Evet, dedi. Peygamberler, peygamberlerin ev halkı, kavmi ve dahi Recep ile Şaban ayında oruç tutanlar.

Ebu Derda (rh.a.) Peygamberden (a.s.) rivayet her kim Recep ayında bir gün oruç tutsa, tüm yaşamını namazla ve oruçla geçirmiş gibi yüce Allah’a kulluk ettiği için sevap vardır.

(1)bkz.benzer cümleler: İncil Mat. 3/10 ve 7/19 “meyve vermeyen her ağacı kesip ateşe atarlar,
(2)Diyanet 3456 No’lu nüshasında “mahlûkât”, (3) Çırılçıplak: "Hasta, binlerle, bakan yok; diriler çı- rçıplak / Ölüler kaskatı olmuş, hani kim kaldıracak?" M. A. Ersoy, (bkz. Evliya Çelebi Seyehatnamesi; Osmanlıda zafer alaylarında resmi geçit yapan üryan dervişler.), (4) Kişinin kardeşinden, annesinden babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.”/ Abese S., 33-37.

 

Her kim kalan günlerinde oruç tutsa. (Allah) her gününe karşılık yine onun gibi sevap verir. Ve her kim bütün Recep ayını oruçla geçirse; gökteki melekler şöyle der: —Ey Tanrı’nın dostu! Büyük ödülün ile sana müjde olsun. Sonra o kişiye yüce Rab! Son deminde susuzluğunu gidersin diye bir şerbet içirir. Ondan sonra bu dünyadan gider. Diriliş gününde bir daha susamaz ve ona Cennette sevineceği bir ev verir. “Kavlühû Te’âlâ” Yüce Allah şöyle bu- yur: “Yevmeizin tühaddisü ahbârahâ”(1) Yani; peygamber (a.s.) kıyamet günü, Adem oğullarının onun üzerinde neler yaptıklarına dair (yer) bir tanıklık verir.
(S.233)
İbni Abbas (rh.a.) dedi ki: —Ey Allah’ın elçisi! O kişi kimdir ki, yer ona tanıklık vermez? Peygamber dedi ki: —Evet; 1. Tüm benim sevdiklerime, 2. Tanrı korkusundan ağlayanlara, 3. Babasından anasından helallik isteyen oğullardır, 4. Erkeğini sevindiren kadındır, 5. Eşine, çocuğuna helalden ka- zanıp yediren kişi, 6. Recep, Şaban ve Ramazan ayının üç gecesi; yani onuncu, yirminci ve otuzuncu gecelerinde ibadet eden kişidir, dedi • Bir haberde anlatıldığına göre, yüce Allah diyor ki: Recep ayında oruç tutup ibadet eden kullarımın utanmalarından dolayı bir nur/ışık çıkar; o utançlarla oruç tutan kullar, o nurla gelip geçerler. Cebrail, Mikail, İsrafil o ışıkla birlikte olurlar. Ondan sonra o kullar gidip Allah’ın huzurunda secde ederler. Yüce Rab şöyle der: “Ey kullarım! Başınızı yerden kaldırın. O kulluğu dünyadayken yerine getirdiniz. Şimdi gelin; Cennette o görkemli yere gidin”• Bize bildiriliyor ki; Kiramen katibin(2) melekleri ki; inananların sevabını, günahını yazarlar. Diğer aylarda da sevabını, günahnı yazarlar. Ama Recep ayında sevabını yazarlar, günahını yazmazlar •

Abdullah İbni Mesut (r.anh.) diyor ki: Bir gün Peygamber (a.s.) önünde oturuyorduk. Güzel yüzlü biri gelip peygambere selam verdi ki, onun gibi temiz yüzlü birini gördüğümüz yoktu. Sonra peygamberle başka bir dille konuştu. Peygamber de onu yanıtladı; sonra diyerek halini, hatırını sordu. O da: —Ey Allah’ın elçisi!

(1)Veya: “ O Yüce (Allah’ın) sözü şudur”; [Yüce (Allah) şöyle buyuruyor]: “İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır” (Zilzal Sûresi, 4.), (2) Kiramen katibin: İnsanın iki yanında bulunduğu ve sağdakinin sevapları, soldakinin günahları yazdığı kabul edilen iki melek. “değerli yazıcılar” mânasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de ceza ve mükâfat günü olarak nitelendirilen kıyametin vukuunu inkâr edenlere hitap edilirken insanların üzerinde yaptıklarını bilen gözetleyicilerin bulunduğu ifade edilir ve bunların Allah nezdinde makbul yazıcılar olduğu belirtilir (el-İnfitâr 82/9-12). Âyetin “makbul yazıcılar” anlamındaki kısmı cümle kuralları gereği kirâmen kâtibîn şeklini almıştır.

 

(s.235)

Hz. İsa zamanından kalmış bir tanık:

Ben İsa peygamber zamanından kalmış bir kişiyim. Birçok yıl annesi Meryem’e kölelik(1) yaptım. Birçok yıl da İsa peygambere hizmet ettim. Pey- gamber (a.s.) sordu: —Neden bunca uzun yaşadın? Benimle İsa (a.s.) arasında altıyüz yıl geçmiştir, dedi. O kişi şöyle dedi: —Ey Allah’ın elçisi! Ben İsa pey- gamber önünde Tevrat(2) ve İncil okurdum. O kitaplar içinde senin adını ve sıfatını buldum. İsa peygambere senin ashabını görmem için ve bana uzun yaşam vermesi uğruna yüce Rabbe yalvarmasını diledim ki; senin ümmetlerini göreyim. Yüce Rab da İsa peygamberin duasını kabul etti. Bana uzun yaşam verdi. Ondan sonra gördüğü acayipliklerden söz etti: Bir gün İsa peygamberle bir dağ başında yürüdük. Yüksek bir dağın tepesindeki cevherlerden ışık(nur) gibi bir şimşek çaktı. İsa peygamber şöyle dua etti: —Ya Rab! Bizi o dağ üs- tüne çıkar. Göz açıp kapayıncaya dek o dağın(3) (S.237) üzerine çıktığımızı gör- dük. Yüksekliği göğe erişiyor. Ondan sonra İsa peygamber; o dağa dil vermesi için yüce Rabbe dua etti ki, o dağ bizimle konuşsun. Böylece o dağ dile gelip şöyle ses verdi: —Ey Allah’ın Ruhu! Benden neyi sorarsın? İsa peygamber dedi ki: —Bana; Tanrının harikalarından, kudretinden haber ver. Dağ: — İçimde bir mağara ve o mağara içinde Musa kavminden; ama Muhammedi seven bir kişi var. Onu görmeyi çok istiyor. İsa peygamber dua edip dedi ki:
—Ya Rab! O kişiyi bana göster. Hemen o saat dağ yarıldı ve bir kişi çıktı. Selam verdi, İsa peygamber de selamını aldı. Ona halini sordu. Şöyle yanıtladı:
—Ben, Ben-i İsrail kavminden; eski zamanlarda Musa’nın (a.s.) kitaplarından. Son (âhir) zaman peygamberi Muhammet’in adını ve sıfatlarını gördüm. Oku- dum dua ettim ve dedim ki: —Ya Rab! Gerçi bizimle ve Muhammet arasında uzun yıllar olsa gerek. Şimdi beni bu dağ içinde sakla ki; tâ Muhammet zamanına dek durayım ve Muhammet’in yüzünü göreyim, dedim. Yüce Rab duamı kabul etti ve beni bu dağ içinde bıraktı. Ondan sonra İsa (a.s.) pey- gamber: —Kaç yıldır bu dağ içinde ibadet ediyorsun? - Altıyüz yıldır, dedi. Sonra İsa (a.s.) peygamber şöyle yakardı: (S.239) -Ya Rabbi! Yeryüzünde bu kulundan daha lütufkâr bir kulun var mıdır?

(1) İsa Mesih’ten sonra Hz. Meryem’e hizmet eden kişi ve en genç havari Yuhanna’dır M eryem'i ömrünün sonuna kadar baktığı söylenir. İsa onun hakkında şu sözleri söyledi:” İsa: -Geleceğim zamana dek onun (Yuhanna’nın) kalmasını istersem bundan sana ne? Sen beni takip et, dedi. İsa’nın bu sözleri üzerine söz konusu öğrencinin ölmeyeceğine dair bir yorum diğer öğrenciler arasında yayıldı.” (bkz. İncil/Yuh. 21/22-23). Bu kitaptaki anlatımlar daha çok metaforik/ mecazi ve sembolik anlatımlardır... (2) Tevrît=Tevrât, (3) bkz. İncil Mat.1/1; Mark. 9/1 “İsa onları ıssız yüksek bir dağ üzerine götürdü.”


Yüce Rab dedi ki: —Evet! Her kim Muhammet halkından Recep ayında bir gün oruç tutsa o kişi o kulumdan, katımda daha şerefli, saygın olur, dedi •

Selman-ı Farisi(1) (rh.a.) diyor: —Ne zaman Recep ayı gelse tüm saha- biler peygamber (a. s.) önüne gelirlerdi. Peygamber öğüt verir vaaz ederdi. Bir gün dedi ki: —Size müjde vereyim mi? Müjde vermemi bu gün kardeşim Cebrail müjdeledi. Sordular: —Evet; ey Allah’ın elçisi! Peygamber (a.s.) dedi ki: —Ne zaman yüce Rab! Beş çeşit kavmin canını almak istese; Rıdvan’a(2) cennet’in kapılarını açmasını buyurur. Tüm melekler o can ile birlikte göke çıkarlar. Gökyüzündeki melekler, peygamberlerin canları ve cennetteki Hu- rilerin hepsi o canı karşılamaya çıkarlar. Cennetteki sarayların, köşklerin kapılarını açarlar. Yüce Rab o cana; peygamberlerin canlarıyla meleklerin görüşmesini buyurur. Ondan sonra Ömer (r.anh.) sordu: —Ey Allah’ın elçisi! Başka bir kişi de o sebepten halkın önüne gelip onlardan sayılır mı? Pey- gamber dedi ki: —Evet! Her kim onların yaptıklarını yapsa; onlar onlardan sayılır. Ondan sordu: — Allah’ın elçisi! Onlar (S.241) kimlerdir, onların işleri nelerdir? • 1. Her kim Recep ayında tövbe etse, iyi işler yapsa; cennet içinde bir ırmak var adı Receptir. Onun suyundan içmeyene dek dünyadan çıkmazlar.
2. Şehitler ki, cennetin bal ırmağının şarabından içmeyinceye dek dünyadan çıkmazlar. 3. Cuma namazını kılanlar. Bunlar cennetin süt ırmağından içmey- ince dünyadan çıkmazlar. 4. Halka öğüt veren âlimler, cennetin Kevser şarabından/şerbetinden(3) içmeyince dünyadan çıkmazlar. 5. Yüce Rabbin yü- züne görmeyi arzulayan kişi cennet (şarabından) şerbetinden içmeyince dün- yadan çıkmaz • Peygamber (a.s.) diyor ki: —İsyankar kulları mezara koyduklarında; kavmi, kabilesi, hepsi üstüne toprak dökerken şöyle söylerler: “Vah yüce ve kıymetlim! Vah Şereflim!” diyerek çağrışırlar. Sonra mezarla görevli olan melek şöyle der: —Ey kul! Kavmin, kabilenin ne söylediklerini bilmek ister misin? Kul: —Evet! Melek: —Sen dünyada sevilen biri ve şerefli biri miydin? O dedikleri sen misin? Kul yanıtlar: —Ben kendim o(4) değilim! Evet onlar öyle derler. Ah! Ne olurdu onlar sussalardı(5), diyecektir. Ondan sonra gör bak ayakları ne kısa, birbirine geçer; ve şöyle bağırır: —Ah ayaklarım kırıldı! Vay! Mekanım alçaltılıp horlandı. Vay yerim darlandı!

Sorulara yanıtım kötü oldu, diye bu şekilde acı çeker •

(1) (d. 568 - ö. 656), İslamiyet'i kabul eden İran asıllı ilk sahabe, (2) Cennet kapıcısı meleği.
(3)Fatih kolleksiyonu nüshasında “nûş-ı şarabından”; Diyanetin 3456 No’lu nüshasında “dökeli (bütün) şerbetlerinden“ yazıyor, (4) “hôd ulu değilem” Fatih kolleksiyonu ve Diyanet 4307 no ve 3456“, (5) epsem olsalardı: Sessiz, ses çikarmayan, sakin, suskun olsalardı.

 

(s.243)

Recep ayının birinci gecesi olunca; ne zaman Recep ayının birinci gecesi olursa; yüce Rab! Diyor ki: “Ey Meleklerim!” o sözü edilen kulum; yal- nızlıktan karanlıktan ve mezar darlığından acı çekiyor. Onun suçlarını bağış- ladım. Recep ayında oruç tutan kullarımın hürmeti için onu o acıdan kurtarın ki, bu gece benim ayımın ilk gecesidir.

IV.Bölüm (Meclis) Şaban ayının mükâfatını açıklar:

 

Kavlühû teâlâ ve Rabbüke” Yüce Allah’ın sözü şudur: “Ve Rabbüke”; senin Rabbin. Yani seni besleyip büyüten Tanrın,“Yahlügu mâ yeşâü:” dilediği- ni yaratır. Her ne dilerse eşini / benzerlerini(1) de seçkin kılar, arındırır(2). Her neyi dilerse veya her kimi dilerse, onu seçer. Peygamberlik için İslam için ve diğer armağanlar için [ kâne lehümü’l-hıyeratü]. Yani o imansızlara bu işlerde o şeylerden bir tercih ve dileme / irade yoktur. Ve o imansızlara bu işlerine o şeyleri seçmek için gönlü yoktur. “Sübhânellahi ve te’âlâ ammâ yüşrikûn”(3). Yani; yüce Rab temizdir, saftır, bu şeylerden tenzih edilmiştir. İmansızlar O’na eş koşarlar ve ‘Ona derler... • İşaret ehli diyor ki: —Yüce Rab on sekiz bin alemden dört alemi seçti. 1. O suyu bütün şeyleri temizlemek ve arıtmak için seçti. Herşey onunla (s.245) canlıdır(4). 2. toprağı sana secde etmel- eri için seçti. Tüm nimetler ondan biter. Tüm Ademoğulları ondan yaratıldı(5).

3. Rüzgarı seçti ki, bütün insanlar onunla diridir; ondan rahat ederler. 4. Ateşi seçti ki, bütün nimetler onunla pişer(6). Bütün şeylerin temelinde bu dört şey vardır. Meleklerden de bu dört meleği seçti: 1. Peygamberlere vahiy iletmek için Cebrail’i, 2. Kullarına rızk ulaştırmak için Mikail’i, 3. Sur’u vurmak (üfür- mek) için İsrafil’i, 4. Korunmuş Levhakorumak ve canları almak için Az- rail’i, seçti.

(1) Yehtâr: 1) benzerler, misiller, eşler, nazırlar; (2) Fatih kolleksiyonu nüshasında “Rabbin di- lediği nesneyi yaratır ve dahi güzîde kılar. Yani her kim ne dilerse ona ihtiyâr eyler”, (3) (Ayetin tamamı şudur: “Ve rabbüke yahlügu mâ yeşâu ve yahtâru mâ kâne lehümü’l-hıyerah sübhânellâhi ve teâlâ ammâ yüşrikûn: Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koş- tuklarından uzaktır ve yücedir” / Kasas S., 68), (4) “İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” / Enbiyâ S., 30, (5) Allah sizi (Hz. Âdem'i) bir topraktan, sonra bir meniden (Hz. Âdem'in neslini) yarattı." (Fatır S., 11). Şu ayet-i kerimelerde de insanın topraktan yaratıldığı belirtilir: 3/59; 18/37; 22/5; 35/11; 40/67; 30/20. "O'dur ki, her şeyin yaratılışını güzel yaptı ve insanı yaratmaya çamurdan başladı." (Secde S, 7.), (6) bişmek=pişmek; bkz.Apokrafilere Ekl.39/34 “İnsan yaşamının en başta gelen gerek- sinimleri: Su, ateş, demir,tuz, buğday unu,bal, süt, sıkılmış üzüm suyu, zeytin yağı ve giysidir”.

 

Kitaplardan da dört kitabı seçti: 1. Dua ve yakarış için Tevrat’ı, 2. Bilgelik için İncil’i, 3. Vaaz ve öğütler için Zebur’u (Mezburlar) ve 4. Şeriat (Yasaları) için Kur’anı. Kıblelerden dört kıbleyi seçti: 1. Dua ve yakarış için Arş’ı, 2. Rahmet/yağmur indirmek için Kürsî’yi(1), 3. İşleri çekmek için Bey- tü'l-Ma‘mûr’u(2) 4. İbadet için Ka`be’yi ve tesbihlerden dört tesbih daha seçti:

1. Cennete girmek için “Subhâne'llâh” (Allah’ı yüceltirim), 2. Nimetlere şükür etmek için “El-hamdü li'llâh” (Allah’a hamdolsun), 3. Tanrıyı bilmek için “ ilâhe illa’llâh” (Allah’tan başka Allah yoktur) ve 4. Namaz kılmak için “Allahu ekber”(Allah büyüktür).

Yasalardan (şeriattan) (S.247) dört yasa seçti: 1. Kulluk için namaz, 2. Te- mizlik için abdest, 3. Nimetleri için oruç açmak ve 4. Mal şükrü varlığı için zekat. Vakitlerden dört vakti seçti: 1. Yakarış için seher vakti, 2. Dua için sabah vakti(3); Kur’an okumak ve namaz kılmak. 3. Oruç açmak ve yemek yemek için akşam vakti, 4. Uyumak ve rahat etmek için gece yarısı.

Aylardan dört ay seçti. 1. Hürmet ve yüceltme için “Muharrem” (Hicrî Yılbaşı), 2. İbadet için “Recep” (üç ayların ilki), 3. Oruç tutmak için “Şaban”(4) (Hicrî 8. ay). Peygamber (a.s.) diyor ki: “Ne zaman Şaban ayı gelse; gönlünüzü günahtan ve bedeninizi kirlilikten arıtın”. 4. Ramazan ayı için niyetinizi iyiliğe yönlendirin. Yani; kulluğa, ibadete. Çünkü benim olgunluğum size nasılsa; Şaban ayının erdemliği de geri kalan aylar üzerine böyledir, dedi”. Alimler diyor ki: Recep bedeni temizlemek içindir. Ramazan ayı can temizlemek için. Buna işaret: Bedende pislik olsa; abdest gibi, ‘Gusl abdesti’ gibi suyla arınır. Ama gönül kirliliği günahtır. O suyla arınmaz, tövbeyle arınır

Fakih diyor ki: “Peyġamber (a.s.) niyetiniz iyi olsun, dedi. Çünkü kim işlerini iyi yaparsa; onun ücreti niyete göre verilir. Nitekim Peygamber (a.s.) buyurur: “El-a’mâl bi’n-niyât”(1). Yani; işleri niyetlerine göredir. Alimler (der ki): Bir kişi niyetsiz abdest alsa görünen kirlilikten arınır.
(1) arş-ı a’zamın altında bir düzlükte olan, levh-i mahfûz’un bulunduğu yer, (2) Beytü’l Maʿmûr: Yedinci kat gökte, Cennet-i Firdevs’te bir köşk, (3) bkz. Apokrafiler: Süleyman’ın bilgeliği; 16/28*Tâ maʿlûm ola ki, sana şükür etmek içỉn güneşden evvel kalkmak ve gün doğmadan evvel namâz kılmak vâcibdir, (4) Şabân ayı; gönül ayı, (5) “Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûlü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûlü"nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadındandolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.” / M4927 Müslim, İmâre, 155; B1 Buhârî, Bedü’l-vahy, 1.

 

(s.249)

Ama; eğer niyetle abdest alsa; hem kirlilikten ve hem de günahtan arınır. Bunun gibi herhangi biri taate / kulluğa, ibadete güç yetirsin diye yemek yese, hem karnı doyar hem de sevap kazanır. Ama taate (iman işlerine) kuvvet olsun diye yemese karnı doyar. Evet tüm bu armağanlar sevap işi olmaz. Niyetinin iyi olmasıyla ve hayırlı olmasıyla olur •

Peygamber (a.s.) diyor ki: “Her kim ‘Sübhânellâh’ derse; onun sevabı kıyamet günü terazide yedi kat gök ve yedi kat yer ağırlığı kadar o kişiye olur ‘Her kim ‘Sübhânellâh’ derse; onun sevabı bir kat gök ağırlığınca olur. Her- hangi bir kişi ‘Sübhânellâh’ derse; onun sevabı sinek kanadı ağırlığınca olur. Bu üç kişinin Allah’ı anmaları birdir; ama sevapları farklıdır. Niyetleri bir ol- makla o kişi yedi kat gök ve yedi kat yer ağırlığınca sevap alır. O ki, yedi kat gökte ve yedi kat yerde her ne yaratılmışsa hepsine bakar, düşünür. Yüce Rab- bin kudretinden ve hikmetlerinnin hepsinden ders alır. Ama onun bir kat gök ağırlığınca sevabı var. O kişi; ki bilir yüce Rabbin bütün şeylere gücü yeter; ama her şeyin hikmetinden bahsetmez, ders çıkarmaz. Öyleyse sevap dahi o kadardır. Ama o kişinin sinek kadar sevabı var. O kişi ki, (s.251)Yüce Rabden habersizdir. Diliyle “Sübhanallah” der; gönlü başka yerdedir. Peygamber (a.s.) diyor: Her kim Zilhicce (Hac ayı) ayının ilk on gününde ve Muharremin (I. Hıcrî yılbaşı) ilk on gününde; ve Recep’le Şaban ayının ilk on gününde. Tamamı kırk gündür. Oruç tutsa son günün azabından emin olur ve Sırat Köp- rüsü’nden yıldırım gibi geçer •

Esved (r.a.) diyor ki: —Ayşe anamızdan (r.ah.) şöyle sordu: —Ey! İna- nanların annesi. Peygamber’den sordum ki; bir şehidin acısı; neyle hafifler? Buyurdu ki, evet sordum ve şöyle yanıt verip buyurdu - Kur`an’ı çok okumak, yetimlere iyi davranmak ve Recep ile Şaban (s.253) aylarının on üçü, on dördü, on beşinci günleri oruç tutmak ve gece yarısı namazını kılmaktır. Müminlerin Emiri Ali (r.a.) şöyle rivayet eder: —Peygamber (a.s.) buyurur ki; her kim Şaban ayında oruç tutsa; yüce Rab! O kişinin bedenini cehennem ateşine haram eder. Her kim tüm Şaban ayını tutsa; o kişiye cennet vacip olur. Yüce Rab o kişiye can çekişmeyi kolay kılıverir; mezar karanlığından kurtarır. Ve de Münker ile Nekir’i kolayca yanıtlar. Kıyamette utançlarını örter. Hikmet sahipleri diyor ki: —Ademoğlu’nun hayatı üç gündür. Biri odur ki geçti; artık gelmez. Ona pişmanlıktan (s.255) artık bir sahibi yok! Biri de yarındır ki, henüz gelmemiştir. Hiç kimse bilmiyor ki, yarın ne olacak ve yarına kim erecek? Öy- leyse gün bu gündür. İbadetle iyi işleri ganimet bilmek gerek.


Evet biri de bu üç aydır: Eğer Recep ayında Allah’ın buyruklarını yap- madın, omursamazlık ile geçirdinse; artık ona pişmanlıktan bir yarar yok! Ra- mazan ayı dahi gelmedi; ona erişmek belli değil. Öyleyse Şaban ayını Allah’a ibadetle ganimet tutmak gerek • Peygamber (a.s.) buyurur: —Her kim iki bay- ram gecesi ve de Şaban ayının on beşinci gecesinde aktif olsa (o geceyi diri tutsa), ibadet etse, uyumasa. O kişinin gönlü o gün (S.257) -tüm gönüller ölse bile- ölmez.

Fakîh (rh.a). diyor ki: Yani; gönlünden dünya sevgisi gitsin. Tâ son zaman için uğraşıp; yüreğinde dünyayı arzulamasın. Bu yüzden peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: Ölülerle sohbet etmeniz; yani dünya sevici beyler ile... Bazı alimler diyor ki: Yüce Allah küfürden / imansızlıktan korur demek olur. Çünkü yüce Allah, imansızları / kâfirleri ölüler diye andı. “Kavlü te’âlâ”; yüce Allah’ın sözü şudur: “Feinneke lâ tüsmi’u-l-mevtâ”(1) yani; şöyle buyurur: - Ey Muhammet! Sen ölülere bir şey duyurmazsın. Yani; imansızlara..! Bazılar dedi ki: —Son anında aklı şaşmaktan ve kıyamet korkusundan emin olmak iyidir. Bir anlatıya göre Hz. Ayşe (r.ah.): Peygamber (a.s.) (S.259) buyurdu ki, Berat gecesi tüm inananları bağışlar. Ama altı bölük toplumu bağışlamaz. Bun- lar: Sürekli içkicidir, alkol alırlar, fuhuş yaparlar, ribâ/faiz (yerler). babasını, anasını azarlarlar, kötü söylerler ‘koğuculuk’ (söz taşıma, jurnalcilik) ederler. Berat gecesi yüce Rabbin Cehennem’den özgür olan kulları var. Benî Kelb (Kelboğulları) kabilesinin(2) koyununun kılları sayısınca, “Kavlühû te'âlâ innâ enzelnâhü”(3) Yüce Allah’ın sözü şudur: “İnnâ enzelnâhü.” Yani Yüce Allah buyurur: Gerçek şu ki, doğrusu(4) biz indirdik Kur’anı... “Fî leyletin mübâ- reketin”. Yani; kutsal gecede... Bazı müfessirler şöyle diyor: O kutsal Kadir gecesidir. Diğer bazı müfessirler ise: Berat gecesidir. Bunun hikmeti nedir. Neden Berat gecesi kutsaldır dediler?

(1) “Feinneke lâ tüsmi’u-l-mevtâ ve lâ tüsmi’us-summed dü’âe izâ vellev mudbirîn: Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin” Rûm S., 52; bkz. Mat. 8/22 benzer sözler “...Bırak ölüler kendi ölülerini gömsünler, dedi.”. Burada söz konusu olan imansızların, Allah katında ölüler durumunda olduğudur, (2) Ben-i Kilâb b. Rebîa'nın soyu Adnân'a dayanır; [Benî Kelb (Kelboğulları)], (3) Duhan S./2-3 “İnna enzelnahü fı leyletin mü baraketin inna künna münzirîn”Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.", (4) Be- dürüstî: Şüphesiz, muhakkak. Hak-Taâlâ Mûsâ pey-ġambere eyitdi.“Yâ Mûsâ, be-dürüstủ ben bir ev yaptım nûrdan, âdem oğlanları içinde ol evi emânetkodum, ona ‘gönül’ diye ad kodum (Ahmed Bîcan.); bkz. Misalli Büyük Türkçe Söz.S.125; râstî: doğru.

 

(s.261)

Cevap: Çünkü o gece Yüce Allah’tan rahmetler ve bereketler iner. Bun- dan ötürü o kutsal gece olur “Kavlü te‘âlâ inna künna münzîrne”. Yüce Allah’ın sözü şudur: Bizden habersiz olan o kişilere, biz korkutucuyuz.“Fîhâ yüfrekü küllü emîrin hakîm”(1). Yani; o gece belli olur. Her kişinin bir yıldan bir yıla dek saadeti, bedbahtlığı de Berat gecesindedir. Bu yüzden ona Berat gecesi dediler. O gece her kişinin Berat’ını eline verirler. Cennetlik mi cehen- nemlik mi belli olur “Emrân min indinâ”(2). Yani; Hazretimizde kaza ve takdir neyse; her kişiye o gece olur “İnnâ künnâ mürselîn”(3). Yani; biz peygamber- leri delilleriyle (S.263)vericiyiz. “Rahmeten min rabbike”(4). Yani; bu gece yüce Rab’ten kullarına rahmettir. “İnnehüve’ s-semî’u’l-alîm”. Şüphesiz yüce Rab işiticidir, bilicidir. İnananların duasını ve yakarışını bu gece(5) bildirir.

Yüce Rab üç şeye rahmet dedi. 1. Kur’ana rahmet dedi. Çünkü tamamı hikmet ilmi içindedir. Doğru ve yanlışı onunla bilindi. Dinin Kutsal Yasa’sı onunla varoldu. 2. Peygambere rahmet dedi. Çünkü son günde tüm inananlar rahmet der ki, onunla doğru yol buldular. Yüce Rabbi bildiler. İnanmayanlara da merhamet der ki, peygamberler inanmayanları dine çağırdı; ama iman ge- tirmediler. Yüce Rab (S.265) bela verdi. Peygamberin bir şekilde kavmi azap ile yok etti. Ama bizim peygamberimize inanmayan imansızlara azap olmadı. Belki bizzat dünyada hemen rahat içinde dururlar. Azapları ahirete vakfedilmiş oldu. 3. Berat gecesine rahmet dedi. Çünkü yüce Rab o gece asilere merhamet eder. Rahmetiyle cehennem ateşinden özgür kılar.

IV.Bölüm-Meclis/Oturum (Ramazan ayının üstünlüğünü açıklar):

 

Kavlu te‘âlâ Ramazân ellezî ünzile fîhi’l Kur’âne” Yüce Allah’ın sözü şudur. Yani; Kur’an Ramazan ayı içinde indirildi(6). Yani; müfessirler derler ki: Bütün Kur’an Ramazan ayı içinde. Kadir gecesinde “Korunan Levha” (Levh’ül-Mahfuz) dan yedinci kat göke indirildi.

Berat gecesi dünya göküne indirildi. Her bir vakitte bir iş için ayet, ayet; süre, süre peygambere geldi. Tâ ki, yirmi üç yılda tamamlandı. Bazı müfes- sirler diyor ki; bütün Kur’an Ramazan ayı içinde, Kadir gecesinde “Yazılı Levha”dan yedinci kat göke indirildi. Berat gecesi dünya göküne indi.

(1) Bir gece ki, her hikmetli iş onda ayırt edilir.” / (2) Duhan S., 4, (3) Duhan S., 5. (4)“Rahmeten în rabbike.” (Duhan S., 6), (5) Fatih kolleksiyonunda “bu gėce müminlerỉn duâsını ve münâcâtın bildirỉr”,
(6) (Bakara S., 185).


(S.267)
Her bir zamanda bir iş için ayet, ayet; süre süre peygambere geldi. Tâ yirmi üç yılda tamamlandı. Bazı müfessirler de şöyle der: Melekler bir yıldan bir yıla dek ne olacağını “Korunan Levha”ya bakarlar ve Ramazanda yazarlar. Onun nüshasını o melekler katında dururlar. Bazı müfessirler de:
(S.269)
Önce Kur’an Ramazan ayında indi, derler. Öyleyse bu ay içinde merha- met vardır. Biri Ramazan orucunu tutmak; ikinci yüce Rabbin sözünü bu ay içinde işitmektir. Çünkü yüce Rabbin sözü bu ay içinde indi. Bize bildiriliyor ki: Yüce Rab Musa peygambere şöyle dedi: —Ey Musa! Muhammet’in halkına iki ışık verdim ki, onları karanlık mahvetmesin. Musa: —Ya Rab! İki ışık ve o iki karanlık nedir? Yüce Rab Buyurdu: “O İki karanlık biri kalp / gönül karanlığı(1) diğeri son günün karanlığıdır. Diğer iki birisi Kur’an ışığıdır, diğeri Ramazan ayıdır.
(S.271)
İbn-i Abbas (r.a.) Resûl Hazreti’nden rivayet eder ki: Cenneti bir yıldan bir yıla dek Ramazan ayı için bezerler. Her kim Ramazan ayının birinci gecesi olursa; Gök altında bir yel eser. Cennetin ağaçlarına dokunur ve o ağaçların yaprakları sallanır; birbirine dokunur. Öyle bir ses çıkar ki, hiç kimse ondan daha güzel bir ses duymamıştır. Ondan sonra huriler bezenecekler. Cennetin köşklerine ve aydınlık(2) yerlere çıkacaklar. Rıdvan’a şunu diyecekler: -Bu gece acaba hangi gecedir? Rıdvan(3): —Bu gece Ramazan’ın ilk gecesidir. Ondan sonra yüce Rab Rıdvan’a şunu buyurur:
(S.273)
Ramazan orucunu tutan inananlar için, cennetin kapılarını açsınlar, der. Sonra Malik’e(4) Cehennem kapılarını hazırlamasını söyler ve cehennem kapılarını yaparlar. Cebrail’e buyurur; melekler yeryüzüne inerler ve Şeytan’ı tutup zincirlerle(5) bağladıktan sonra denizlerin dibine atarlar. Böylece inanan- lara oruç için bozgunculuk yapamaz •

Hz. Ömer (r.a.) rivayet eder ki; Peygamber (a.s.) her ne zaman Rama- zan’da imanlı bir kul döşeğinde imanlı bir kul döşeğinde uyansa ve bir yandan diğer bir yana dönse; sonra yüce Rabbi ansa. O döşek o imanlıya dua eder.

(1) Kûr=sin(sîne); göğüs, sadır, kalp, (2) Gün-görülerine: bkz. TDK söz. gün görmez(sf.): hiç güneş ışığı almayan yer; gün görü (gün görmezin karşıtı), bolca güneş ışığı alan yer, (3) (Ar. Riçivan / Rıdvan:): Cennetin kapıcısı olan melek, (4) (Ar. malik) din. Cehennemi muhafaza ve idare etmekle gö- revli melek, (5) bkz. İncil; Yuh. Vahyi20/1,2 benzer sözler: “1*Elinde Haviye’nin anahtarı ve büyük bir zincir bulunan, gökten inen bir melek gördüm. Ejderi o eski yılanı ki, İblis ve Şeytan’dır; tutup ...”.

 

Der ki: -Ya Rab! bu imanlıya cennet döşeklerini kısmet et. Kiramen(1) Katibîn (S.275) melekleri şunu der: —Ey inanan! Yüce Rab sana merhamet etsin. Ne zaman döşeğini toplayıp kaftanını geyse; o giysi şöyle dua eder: — Ya Rab! Bu kuluna cennet giysilerini nasip kıl. Ne zaman ayakkaplarını giyse; o ayakkabısı şöyle dua eder: —Bu kulunun ayağını ‘Sırat Köprüsü’ üstünden kaydırma. Ne zaman abdest için ibriği tutsa; ibrik şöyle dua eder: —Ya Rab! Bu kuluna Cennet kadehlerini kısmet et. Ne zaman abdest alsa; o şöyle dua eder: —Ya Rab! Bu kulunun dualarını sil, temizle. Ne zaman mesçite varsa; o mesçit dua eder ve der ki: —Ya Rab! Bu günahlarını (S.277) pakla. Ne zaman mesçite gitse; mesçit dua eder; der ki: —Ya Rab! Bu kulunun kabrini aydınlık yap. Dünyada ve ahirette yüzünü ak et. Ne zaman namaza dursa; o namaz da dua eder ve şöyle der: —Bu kulunu Cehennem’den özgür kıl. Cennet’e kısmet et. Ve yüce Rab! Merhamet gözüyle bakar; der ki: —Ey kulum! Ben sana katılayım. Senden dilemek, benden bağışlamak •

Cabir bin Abdullah(2) (r.a.) şöyle rivayet eder: “Peygamber (a.s.) buyurur ki; ne zaman kıyamet olsa; yüce Rab! Rıdvan’a şöyle buyurur. —Ey Rıdvan! Ramazan ayında (S.279) oruç tutan kullarıma doğru git. Cennet nimetlerinden gönülleri ne dilerse ver, der. Sonra Rıdvan cennet içinde bağırır: —Ey Gılman ve Vildan(3) gelin! Hepisi Rıdvan’ın önüne gelirler. Sayılarını Allah bilir! El- lerinde türlü türlü nimetler, şerbetler var. Getirirler ve o imanlılara yedirip içi- rirler. Şöyle söylerler: “Kulû veşrabû henîem-bimâ esleftüm fi’l- eyyâmi’ l- hâliyeh”(4) •

Bir anlatıya göre: Musa peygamber (a.s.) yüce Rabbe yalvararak şöyle söyledi: —Ya Rab! Huzurunda benden daha lutuflu bir kulun var mı? Sen ki, Tur dağında benimle söyleştin. Yüce Rab der ki:

(1) Kiramen katibin: İnsanın iki yanında bulunduğu ve sağdakinin sevapları, soldakinin günahlan yazdığı kabul edilen iki melek, (2) Câbir bin Abdullah(d? ö. 78). Hazrec kabilesinden Abdullah bin Amr bin Hirman Ensari'nin oğludur. Câbir küçük yaşta babasıyla beraber ikinci akabe biatı'nda 70 kişilik bir grupla Mekke'de Muhammed'in huzurunda biat etti, (3) Gılman (Dişilerine Vildan denir): Cennette hizmet eden delikanlılar: Kim bu gece ol habib-i Hak gelir / Hem yağar halk üzre Hakk'm rahmeti / Ehl-  i cennet hûrî vü gılman kamu / Saçularla kılsın ana rağbeti (Süleyman Çelebi). Seni Hak'tan ırağ eden zebânî tut yahut gılman,/Geri koyan adûdur eger küfr ü eger îman (Eşrefoğlu Rumi). Hûrîleri, gılmanları öğretmişti (Refik H. Karay); Osmanlı Devleti'nde yeniçeri, kapı kulu ocağına yeni giren gençler, (4) “(Onlara şöyle denir:) ’Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için’” (Hâkka Sûresi, 24).


(S.281)

Hz. Musa’nın peçesi:

—Ey Musa! Benim son zamanlarda Muhammet ümmetinden gelecek kullarım vardır. Ramazan ayına hürmet ederler. Yüceliğim, izzetim ve büyük- lüğüm hürmetine onlara senden daha yakın olacam. —Ey Musa! Benimle sen söyleştiğinde. Yetmiş bin peçe(1) vardı. Ne zaman Muhammet ümmeti oruç tutsa; dudakları bozarsa, yüzleri açlıktan sararsa; ben o peçeleri ortadan kal- dırırım.

Ey Musa! Saadet o kişinindir ki; Ramazan ayında oruç tutmaktan bağrı susasa, karnı acıksa; ben o kullarıma karşılık; yüzümü gösteririm. Oruç tutanların (S.283) ağız kokusu benim önümde mis kokusundan daha iyidir. Ben oruç tutan kullarıma öyle şeyler veririm ki, onu gözler görmedi(2) ve kulaklar işitmedi. Ademoğullar’nın gönlünden geçmemiş olsun. Musa peygamber dedi ki: —Ya Rabbi! Ramazan ayını kısmet et. Yüce Rab: —O ödül Muhammet’in halkına aittir, dedi •

Abdullah İbni Mesut(3) (r.a.) rivayet eder ki,“Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: Eğer yüce Tanrı’nın kulları Ramazan ayında ne ödüller, ne sevaplar verilmiş olduğunu bilmiş olsalardı; arzu edip onun on iki ay olmasını diler- lerdi, dedi. Öğretmenler dediler: (S.285)

Sekiz zehir ve sekiz panzehir:

—Sekiz şey zehirdir, sekiz şey de onun panzehiri. 1. Mal zehirdir; ama zekat onun panzehiri. 2. Bütün sözcüler zehirdir; ama Yüce Allah’ın zikri ve kelamı / sözü onun panzehiridir. 3. Bütün yaşam zehirdir; ama Allah’a ibadet onun panzehiri. 4. Geceyle gündüz zehirdir; ama onun içindeki beş vakit namaz onun panzehiri. 5. Sultanlık ve yüksek makam zehirdir; ama adaletli olmak onun panzehiri. 6. Suç ve günah zehirdir; ama tövbe onun panzehiri. 7. Büyüklük zehirdir; ancak alçaklık(4) (tevazu) ve düşkünleri sevmek onun pan- zehiri. 8. Dokuz ay zehirdir; ama Recep, Şaban, Ramazan ayları onların pan- zehiri. Yani; o dokuz ayda (S.287) olan suçlar, bu aylarda bağışlanır •

(1) bkz. Tevrat Çık.34/33*Musa onlarla konuşmayı bitirinceye dek yüzüne peçe* taktı, II.Kor.3/7, Hicap; örtü., (2) bkz. I. Kor.2/9 ile karşılaştırın: “Gözün görmediği kulağın işitmediği ve insanın aklına gelmediği; yani Tanrı’nın kendini sevenlere hazırladığı şeyleri”, (3) (? - 653, Medine), sahabi ve ilk dönem müfessir, muhaddis ve fâkihlerindendir. Hayatının ilk yıllarında Mekkeli bir zengin için çobanlık yapmıştır, (4) bkz. benzer sözler; İncil Mat. 23/12“Her kim kendini yükseltirse alçalır ve her kim kendini alçaltırsa yükselir.”.


Peygamber (a.s.) şöyle buyuruyor: —Yüce Rab! Bana beş şey verdi ki, benden önceki peygamberlere vermemişti. O beş şey Ramazan ayı içindedir.
1. Her ne zaman ki, Ramazan ayının ilk gecesi oruç tutan kullarına; yüce Rab merhamet gözüyle bakar. 2. Onların ağız kokusu bana misk kokusundan daha iyidir. 3. Gecelerde ve gündüzlerde melekler oruç tutan kullarının bağış- lanmasını dilerler. 4. Yüce Rab! Cennete bezenip, düzenmesi için buyurur. Kullarım için yakın duralım ve kullarım dünya yorgunluğundan kurtulsunlar.

5. Ne zaman ki, Ramazanın son gecesidir; yüce Rab! tüm inananları bağışlar.

İbni Abbas (r.a.) rivayet eder: Ramazan ayı farz olmadan önce, bildiğiniz gibi halkın birkaç zaman için, birkaç gün oruç tuttuklarını biliyorsunuz. Sonra “Kütibe aleykümüsseyâm” Yani; sizin üzerinize oruç tutmak kesin buyuruldu. “Kemâ küktibe alellezîne min kab liküm”. Yani; gelecek zamanda olan iman- lılara farz olundu. Musa ve İsa peygamber kavmine (farz olunduğu gibi). “Lealleküm tettekun”(1). (S.289) yemekten, içmekten ve eşlerinizle birlikte ol- maktan sakınasınız; kaçınasınız; Tanrı’dan korkasınız •

İsrailoğullarına orucun kesin buyruk olması Hk.:

Bildirildiği gibi Ramazan ayı orucu herkese farz oldu; evet tutmadılar. Yüce Rabbin buyruğuna uymadılar. Ama Muhammet’in halkı uydu. Buna işaret edenler der ki: Bu ayette iki değişiklik, iki emir, iki yasak, iki merhamet ve iki ödül var. Ama iki nesih birisi şudur ki, İslamdan önce adet olmuştu. Her kim yoksul bir açı doyursa ve oruç tutmayıp yese önemsizdi. Nitekim ‘Yüce Allah’ buyurur: “Ve ‘alellezîne yutîgûnehû fidyetün taâmu miskînin” (Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir)(2) Sonra o hüküm kaldırıldı. Her kişinin yapması gereken buyruk oruç oldu. Diğeri: Ramazan ayının gecelerinde eşler ile birleşmek ve yatsıdan sonra yarın akşama kadar birşey yemek kesinlikle yasaktır. O hüküm kaldırıldı. Akşamdan tâ şafak be- lirtisine dek yemek içmek ve eşlerle birleşmek helal oldu. Nitekim buyurur: “Kavlehü Teâlâ Uhılle leküm leylete’s-sıyâmi’r-rafesü ilâ nisâiküm.”(3) (Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Ama iki emrin biri o ki, buyurdu: ‘kavlehü Teâlâ kütibe aleykümü‘s-sıyâmü’(4). Yani ikinci emir:

(1)S. 7/171, (2) S.2/184; “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız diye oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı” / Bakara S., 183, (3) S.2/187, (4) S.2/183, (5) S.2/184, (1 ve 6) bkz. TDK bağda/-bağdı: köstek; metinde ‘men etmek/ bağlamak; bkz. S.309, satır 10,12.

 

Oruç tutmak sizin üzerinize kesin buyruktur. Nitekim şöyle buyurdu: “Kavlehü Teâlâ fî eyyâmin ma’dûdâtin(1). Yani otuz gün; ama iki yasak. Biri odur ki, gündüz yemekten içmekten men etti. Nitekim buyurur: “Kavlehü teâlâ Sümme (S.291) etimmü’s sıyâme ilel leyli(2). İkinci odur ki, gündüz eşlerin bir- leşmesini met etti. Nitekim “Kavlü Ta’âlâ ve lâ tübâşirûhünne”(3). Ama iki rahmetin birisi “Kavlehü Te’âlâ fe men kâne merîdan ev alâ seferin”(4) hastalık durumunda ve seferde yemek dermandır; diye buyurdu. İkinci rahmet odur ki, hasta kişi iyileştikten sonra ve seferdeki ikamet ettikten sonra; yediği günlerin orucunu kaza etmesi gerekir. Yani; ister (yiyeceği) üleştirsin; isterse de tutsun. İkisi de dermandır. “Kavlü Teâlâ min eyyamin uhar”(5) Ama; iki ödülden biri Kur´an’dır ki, Ramazan ayında indi “Kavlü Teâlâ şehrỉ Ramazân ellezî ünzile fîdi’l Kur’ân” İkinci keramet Kadir gecesidir ki, Ramazan ayı içindedir. Bin aydan yeğdir. Yani; o gece ibadet etmek, bin ay ibadet etmekten daha iyidir. Nitekim buyurur: “Kavlü Te’âlâ leyletü’l kadri hayrü min akti şehrin”(6). Bize bildiriliyor ki; peygamber (a.s.) “Essevmü cünnetü mine’nnâri”. Yani; oruç tutmak Cehennem odununun (ateşinin) kalkanıdır(7) dedi. Her kim oruç tutsa; Cehennem ateşi o kişiye kâr etmez demek olur. Yüce Allah orucu günahlara karşı fidye yaptı. Nitekim yüce Allah bir sözünde buyurur: “Kavlü Te’âlâ fe- menlem yecid fesıyâ selâseti eyyâmin ve kavlü Te’âlâ femen lem yecid fesıyâmü şehrayni mutetâbiayni”(9) Şuna işaret ediliyor: (s.293)

Oruçlu olmak, susamak ve nefsin isteklerinden vazgeçmemek; Cehen- nemliklerin azabıdır. Öyleyse her kim bu dünyada oruç sebebinden acıksa, susasa ve nefsinin dileklerini, arzularını terk etse... Ahirette Cehennem azabını görmez. Çünkü yüce Rab! Kuluna iki acı vermez. Nitekim: Ben kuluma iki korku vermem, dedi.Yüce Rab buyurur: Her kim nefsin dileğinden vazgeçse; Cennet o kişinin yeridir. Nitekim ‘Yüce Allah’ bir sözünde buyurur:

 

(1) S.2/184, (2) S. 2/187; “Sonra da akşama kadar orucu tam tutun”, (3) S. 2/187; “Bununla bir- likte (siz mescit lerde itikâfta iken) eşlerinize yaklaşmayın”(4)S. 2/185; “Kim de hasta veya yolcu olursa, (tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun”; (Not: Âyetin bir kısmı, kâtip tarafından “femen kâne minküm…” şeklinde yanlış yazılmış.), (5)S. 2/184; (“…Başka günlerde tutar”, (6) (“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır” / Kadir S., 3, (7) (Buhârî, Savm 3; Müslim Sıyam 161,162; Ebu Davud, Savm25; Tirmizi, Cuma 79, Savm 54; Nesâî, Siyam 42; İbn Mâce, Siyâm 1)., (8) S. 2/196; “ Kurban) bulamayan kimse üç gün oruç tutar…” (9) “Kim (köle azat etme imkânı) bulamazsa, (eşine dokunmadan önce) ard arda iki ay oruç tutmalıdır” / Mücadele S, 4) .


(s.295)
Kavlü te‘âlâ ve emmâ men megâme rabbihî ve nehe’n-nefse ani’l-hevâ feinne’l-cennete hiye’l-me'vâ.”(1) Şuna işaret ediyorlar: Öyleyse oruç tutmak nefsin dileklerini bırakmaktır. Evet cennet de oruç tutanların yeridir. Şuna işaret ediliyor: Yüce Rab! ile kul arasında perde olan dünyadır.

Dünya rahatı ve oruç:

Dünya rahatı dört şeydir: 1. Yemek, 2. içmek, 3. uyumak, 4. birleşmek. Öyleyse her kim dünya rahatını bırakırsa; Tanrı yoluna erişir. Ve her kim oruç tutmakla yemekten, içmekten men edilse ve teravi namazını kılmakla uykudan men edilse; o Tanrı’ya erişir. Bize bildiriliyor ki; yüce Rab! peygambere: İmanlı kullarım; her ne ibadet (s.297) ederse; bir çeşit sevap içindir. Evet oruç benim içindir. Yani; oruç tutanların ödülü benim yüzümü görmektir.

Bize bildiriliyor ki; oruç tutmak üç çeşittir. 1. Yapılması ‘kesin yasak’ olanı yapmamak, sakınmak. 2. Yapılması serbest olandan sakınmak. Yani; ye- mekte, içmekten... 3. Suçlardan sakınmak. Her kim yasak olan şeyle oruç tutsa; cennete girmez. Her kim günahtan(2) oruç tutsa; yüce Rab yüzünü gösterir. Bize bildiriliyor ki; her kim yemekten oruç tutsa; bayram günü bayram eder. Her kim günahtan(3) oruç tutsa; yüzümle bayram eder •
(s.299)

Cennette’ki Hurilerin vasfı:

Bir anlatıya göre Şeyh Seriri Sakti (r.anh.) yılda on iki ay oruç tutardı. Bir gün Şeyh Cünet Badadî (r.anh.) dedi ki: —Şeyh önüne geldim Önümde yere yana yatmış bir bardak görüp sordum. —Ey şeyh! Bu ne bardaktır? Dedi:
-Bu o bardaktır ki, her gün bununla susuzluğumu giderir; orucumu açtığımda o suyla açardım. Bu gece Cennette’ki Hurilerden birisinin kanatları ışıktan
- Hiç kimsenin onun gibi hoş bir şey gördüğü yok! Dünyada sordum: —Ey Huriler! Siz kimsiniz? Dediler: —Biz o kişiye aitiz ki, suyu soğutmadan içer, sabreder... Yüce Rab! Ona cennetinde soğuk şerbetler içirsin.
(s.301)
Gidip bardağımı eline aldı ve yere çalıp kırdı. Uyandım ve bardağımı kırık gördüm. İşte bu, o bardaktır, dedi. Yani; oruçlu günün susuzluğuna katlanmanın sevabı çoktur •

(1) Naziat 79/40,41; “Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.”, (2) sakınmak, (3) günahtan korkarak, günahların bağışlanması için.


Bir anlatıya göre, ne zaman Ramazan ayı gelse; cennet kapılarını açarlar. cehennem kapılarını kaparlar. Şeytanları bağlarlar. Tüm Ramazan ayının naşlangıcından sonuna dek. Her gece oruç açtıkları zaman; altıyüz bin isyankar kullarını yüce Rab! Cehennemden özgür kılar. Ramazan ayında ibadet eden kimseye yüce Rab! Suçlarını bağışlar. Gereksinimlerini kabul eder •

Bize bildiriliyor ki; ne zaman (s.303) Ramazan ayı gelse; yer ve gök me- lekleri yüksek sesle şöyle derler: Yüce Rabbin! Armağanlar verdiği Muham- met ümmetine ne mutlu! Bu ay içinde yıldızlar, geceler, gündüzler; havadaki kuşlar denizdeki balıklar... Yerde ve gökteki tüm yaratıklar. Ramazan ayında oruç tutan kişileri: Yüce Rabten; bağışla!, diyerek dilek dilerler. Yüce Rab da buyurur: —Ey meleklerim! Bu ay içinde kıldığınız namazlar ve anmalarınız- dan, Muhammet’in halkına bağışlayınız, diye buyurur •
(s.305)

Cennetin istediği 4 kişi:

Bir anlatıya göre bütün halk cenneti arzular. Cennet ise dört çeşit kişiye özlem çeker: 1. Ramazan ayında oruç tutanlar, 2. Sürekli Kur’an okuyanlar,

3. Dilini yaramaz sözlerden sakınanlar, 4. Açları doyuranlar. Ashab (r.anh.): Ne zaman Ramazan ayı gelse; birbirine müjdelerlerdi. Çünkü o sevgili konuk- tur. Onu hoş tutmak gerek •

Selman-ı Farisî(1) (r.anh.) şöyle rivayet eder: Peygamberden (a.s.) ki, Ramazan ayında bir hutbe okudu ve şöyle dedi: —Ey! Hizmetçi Ramazan ayı geldi. Bu ay kutsal aydır. Her kim bu ay içinde Tanrı’nın buyruklarından bir buyruk yapsa; diğer aylardan yetmiş buyruk yerine getirmişçesine (s.307) sevap kazanır. Her kim bu ayda oruç açlığına katlansa; yüce Rab o kişiye cennet nasip eder. Ve her kim bu oruç tutan kişinin karnını doyursa; cennetin havu- zundan bana bir şerbet içirir ki, asla susamaz ve cehennem ateşinden kurtulur. Yüce Rab! Suçlarını bağışlar. Sahabeler sordular: —Ey Allah’ın elçisi! bizim gücümüz aç doyurmaya ve oruç tutanlara yemek yedirmeye yetmez.

(1)Salmān-e Fārsi: Asıl adı Mâhbe (Mâyeh) b. Bûzehmeşân(d. 568 - ö. 656), İslamiyet'i kabul etmeden önce Mecusi dinine mensup olan babası köyünün reisi idi.Selmân, Ramhürmüz’de doğdu, aile- sinin şiddetli muhalefetine rağmen Hristiyanlığı benimsedi ve önce Dımaşk’a kaçtı, ardından Musul, Nusaybin ve Ammûriye’ye (Amorion) gitti. Ammûriye’de kendisinden Hristiyanlık hakkında bilgi aldığı bir papaz, ölüm döşeğinde iken kendisine pek yakında Arap yarımadasında son peygamberin geleceğini haber verdi, (2) Fatih nüshasında “bin farzı yerine getirmişçe”.

 

Peygamber (a.s.) buyurdu: —Her kim bir çanak çorbadan, sütten, yo- ğurttan, hurmadan yedirip bir içim su verse; hemen o armağanı verir. ve şöyle ekledi: —Ramazan ayının ilk on günü ve orta günü Affetmektir; yani ba- ğışlamaktır. Sonraki on günü cehennem ateşinden özgür kılınmaktır. Ve dediler ki: —Kim bu ayda kölesinin, (s.307) cariyesinin hizmetini hafifletse; yüce Rab! Son günde o kulunu rahatlatır. Peygamber (a.s.) diyor ki: —Oruç tutan imanlı bir kulun uyuması ibadet yerine geçer. Duası kabul olur, iyi bir işine karşılık günahları ve iki soluğu Allah’ı anış yerine geçer ve önce sevap verirler • Bize bildirildiğine göre; oruç tutan imanlılar kıyamet günü mezarlarında duracak ve oruçlarının kokusuyla bilinecekler. Onlara cennet nimetlerinden ve içkile- rinden getirecekler ve diyecekler ki: —Ey inananlar! Yeyiniz... Çünkü insanlar doyduğu zaman sizler açtınız. İçiniz; çünkü insanlar içtiği zaman, siz susamıştınız. Yeyip içip rahat edin. Çünkü geri kalan insanlar hesap vermek için uğraşıyorlar.

(VII. Bölüm (Meclis) Kadir gecesinin büyüklüğünü açıklar. )

 

“Kavlü te‘âlâ innâ enzelnahü fiy leyletilkadr”(1) Şüphesiz Kadir gece- sinde Kur`an’ı biz indirdik. Bazı müfessirler der ki; yüce Rab! Tüm Kur`an’ı “Yazılı Levha”dan dünya göküne, İzzet Evine(2) indirdi • İzzet Evi odur ki, yüce Rab dünya gökünde Muhammet için yapmıştır. Ondan sonra süre, süre; ayet, ayet her bir vakitte bir iş için peygambere indi ve yirmi üç yılda tamamlandı. Bazı müfessirler şöyle diyor: Şüphesiz ‘Kadir Gecesi’ rahmetiyle Cebrail; biz indirdik demek oluyor.
(s.311)
Çünkü biz anlatıya göre; Cebrail (a.s.) yeryüzünde Muhammet’in halkına merhamet eder. Yetmiş bin melek Cebrail’le gelerek “Kavlehü Te‘âlâ tenezzelülmelaiketü verruhu fiyha”(1). Bazı müfessirler derler ki: - Ruhtan dilek diledin; bazıları da: Ruh tebriki büyük melektir. Onun büyüklüğünü yüce söyler ve bilir. Yani; o da gelir, olur.

Bazıları: Ruh merhamettir ki, o gece imanlılara gelip merhamet eder, der. Cebrail (a.s.) Kadir gecesi dünyada ne kadar imanlı kul ve imanlı cariye var ulaştırır ve der ki: —Ya Rab! o merhameti inananlara üleştirdim; arda kalanı ne yapayım? Der.

(1)S.97/1, (2) Kur`an’ın bir bütün halinde indirildiği, dünya semasında (yere en yakın gökte) bulunan yerin adıdır.Bkz. Kadr Süresi 97/1.


Yüce Rab buyurur: —Kalanı olan dünyadan gir ve inananların kabrine üleştir. Onlardan artan der ki: —Ya Rab! O merhamet onlardan da arttı. Kalanını ne yapayım? Yüce Rab buyurur ki: —Kalanı imansızlar üzerine saç! İyilik yap e dahi kalanı imansızlar üzerine saç! O merhametler imansızlara dokunur, kısmet olur. O imansızlar ki, belki müslüman olur ve dünyadan imanla çıkar. Bize söylenilene göre; şu imansızlar dünyada azgınlıkla dirilsin- ler. Sonra dünyadan İslam ile giderler. Öyleyse o merhametten kısmet olur. Bazı müfessirler derler ki: Ruhtan arzu, peygamberin ruhudur ki gök altın- dadır.
(s.313)
Ne zaman Kadir gecesi olsa; yüce Rab’ten izin diler ve yeryüzüne halklarına şefaat etmek için iner. Bazı müfessirler de şöyle der: Herkesin babası, anası ve halkı yakınlarının ruhlarıdır ki, Kadir gecesi yüce Rabten izin alırlar. Gelip akrabalarını, oğullarını ve kızlarını ziyaret ederler. Ey inananlar! Bizleri bu gece sadakatle duayla anınız ki, bizler o dualara muhtacız. Evleri- mizde oturursunuz; kadınlarımızı aldınız. Şehadet içinde garipliğimizi, yalnızlığımızı bize esirge. Bizim elimizden iş ve ibadet sadaka, kurban ve namaz gelmez. Sizler bizleri duadan unutmayınız, derler ve giderler •

Bize bildiriliyor ki: Kadir gecesi Cebrail ve yetmiş bin merhamet meleği yere inerler. Yüce Rabten inananlara selam getirirler. Yani; merhamet ve dört bayrak bile getirirler. Bir hamd bayrağı, biri bağışlama bayrağı, biri rahmet bayrağı ve biri de armağan bayrağı. Her bir bayrağın uzunluğu bin yıllık bir yol olur. Sancağı kızıl yakuttan olur.
(s.315)
Üstünde “Lâ-ilâhe illa'llâh Muhammedün Resûlu'llâh” yazılmıştır: Al- lah’tan başka ilah yok ve Muhammet O’nun elçisidir ve dahi bir bayrağın üç bayrağı daha vardır. Birinin ucu doğuda ve birinin ucu batıdadır. Ve dahi biri- nin ucu yerle gök arasındadır. Üzerlerinde üç cümle yazılmıştır. 1. Cümlede “Bi’smillahi’rrahmani’rrahîm” (Acıyan ve bağışlayan Allah adıyla” yazılıdır).

1. cümlede: “Elhamdü li’llâhi rabbü’l-âlemîn”(Alemlerin Rabbine hamdede- rim). 3. cümlede: “Lâ-ilâhe illâllâh Muhammedün Resûlu'llâh” yazılmış ”(Al- lah’tan başka Allah yoktur ve Muhammet O’nun elçisidir” yazılıdır. Merhamet bayrağını Kâbe üzerine dikerler. Bağışlama bayrağını Peygamber Hazretinin yeşil bahçesi üstüne dikerler. Ödül dünyasını yerle gök arasına dikerler. Tüm göklerin kapıları açılır ve Cennet kapıları (s.317) açılır. Meleklerin yüksek sesle selam ve merhamet verdiklerini yedi kat gök melekleri işitirler. Öyle ki, cennet içinde Huriler dahi işitirler. Rıdvan’a şöyle sorarlar:

 

Rıdvan:

—Ey Rıdvan! Bu gece hangi gecedir? Rıdvan: —Bu gece arz gecesidir. Yani; dünyadaki o imanlılar sizin nişanlılarınızdır. Onlar size arz ederler. Ondan sonra bütün perdeleri götürürler. Cennet’ten dünyaya bakarlar. İman- lılar görürler ve sevinirler. Sonra yeryüzüne merhamet melekleri yayılırlar ve kapılarına varırlar. Dünya içinde gidilmedik hiç bir ev kalmaz.

Onlar girirler ve selam verirler. Ama şu evdeki (s.319) put, köpek, içkici veya bir put evi olursa... Ya da babasını, anasını azarlamış olursa; bu gibi yer- lere melekler girmez. Ondan sonra o melekler hangi imanlıyı görürlerse onlarla görüşürler ve ona tâ sabaha dek selam verirler. Nitekim buyurur: “Kavlu te‘âlâ Selamün hiye hatta matle'ılfecr”(1). Kim uyanık olmazsa; onu sabah namazı vakti oluncaya dek beklerler. Kim sabah namazında uyanırsa ona selam ve- rirler. Bize bildiriliyor ki: Bir melek bir imanlının kapısına, ona selam versin diye yetmiş kez gelir. Onu uykuda bulur, korkutur. Sonra sabah yaklaştığında Cebrail ve tüm melekler (s.321)  isterler. Yüce Rab; Cebrail’e buyurur.

Mikail: —Gece yarısında(2) uyanmadılar? Sabah namazına uyanmaları için selamlayın. Ondan sonra sabah namazını kılarlar. Tüm melekler Cebrail’in önünde toplanırlar. Ona: —Ey Cebrail! Bu gece yüce Rab! Muhammet’in hal- kına ne yaptı? Diye sorarlar. Şöyle yanıtlar: —Yüce Rab; tümünü bağışlar. Suçlarını bağışlar. Ama o kişiyi ki; her zaman içki içer, dedikoduculuk yapar ve akrabalarını unutursa; onları hoş görmez. Bu üç çeşit milletten başkasını bağışladı, dedi. Sonra o melekler göke çıkarlar. Göktekiler sorarlar: —Ey Me- lekler! Muhammet’in halkını nasıl buldunuz, nasıl gördünüz?
(s.323)

İyiye yönelen bir kişi:

Şu kişi nasıldır; şu kadın nasıldır? O melekler: —Şu kişi geçen yıl imansızdı; Bu yıl gördük ki, ibadet eden dindar bir biri olmuş. Onu ibadet ederken namazda bulduk. Şu kişi geçen yıl ibadet eden dindar bir biri olmuş. İbadette ve Allah’ı anmakta bulduk. Bu yıl gördük ki, imanını kaybetmiş, so- rumsuzca sarhoş uyurken bulduk; dediler. Ondan sonra o melekler üçüncü kat göke çıktılar. Allah’tan önce olan “En uç sınırda” meleklere: “Muhammet halkının hali bu gece nasıldır? Diye sorarlar.” Melekler: —Biz Cebrail’den, yüce Rabbin, Muhammet’in tüm halkını bağışladığını duyduk.

(1)97/5, (2) bkz. İncil Mat. 25/3 “Akılsız olanlar kandillerini aldıklarında beraberlerinde yağ* almadılar, 25/6 “Ve gece yarısı: - İşte ‘güvey’ geliyor...” , *:Mecazi anlamı: Salâh, ibadet etmediler.


(s.325)

Sidretü’l-Müntehâ Ağacı:

Oradan “En uç sınır ağacı”(1) silkinir. Sesi cenneti işittirir. Şöyle der:
—Niçin silkinirsin? “En uç sınır ağacı” der: —Meleklerden işittim ki, Cebrail:
—Bu gece yüce Rab! Muhammet’in halkını bağışlamış... Sonra Cennet titredi; Taht da duyup titredi. Gök dahi titredi. Yüce Rab buyurdu: —Ey gök neden titriyorsun?” -Ya Rab! Sen neden titrediğimi biliyorsun. Taht’tan işittim; Taht da cennetten işitmiş... Cennet, “En uç sınır”dan işitmiş. “En uç sınır” da me- leklerden işitmiş. Melekler de bu gece Cebrail’den işitmiş. Cebrail demiş ki:
—Yüce Rab! bu gece faziletiyle, (s.327) acımasıyla ve merhametiyle, Muham- met halkını bağışladı. Yüce Rab: —Cebrail gerçek söylüyor. Ben Muhammet halkını bağışladım. Onlara o şeyler için söz verdim ki, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve gönüllerden geçmediği(2)... •

Rahmet Melekleri ve “Leyletü'l-Kadr”:
Bize bildirildiği üzere; “Kadir Gecesi” ‘Rahmet Melekleri’ hangi iman- lıya selam verirse; bu işaretler belirir: Yüzü kızarır derisi ürperir, gönlü yu- muşar ve gözü yaşarır. Sahabeler sordular: —Ey Allah’ın elçisi! O gece ikiyüzlülerin durumu nasıl olur? Peygamber Hazreti şöyle yanıtladı: —Her kim ikiyüzlülerden imansız olmuşsa; onun işareti: Kadir gecesi (s.329) ona ağır gelir, umursamazlık basar ve onun mutluluğu sırtına bir dağ olur. Namaz kılmak için ve Allah’ı yüceltmek için gücü kalmaz; saçı ağarır. Bize bildiriliyor ki, Kadir gecesinin bir işareti de budur: Güneş ışıkları azalır. Bazı tefsir yo- rumcuları diyor ki; “Leyletü'l-Kadr” yani; değer, kıymet gecesi demektir. Yüce Rab! O geceyi her kişi için şöyle değerlendirir. Yani; her kimin sağlıktan, hastalıktan, işi geciktirmekten, kötülükten, nimetten ve beladan ona ölüm yakınlaşmışsa; o gece yaşam yıllarının mektubunu Azrail eline verirler. Ayrıca o yıl içinde ne olacağını; kar, yağmur yağdığını. Soğuk, sıcak olduğunu, rüzgar estiğini (s.331) ağaçların yaprağının, çiçeğinin, yemişinin hesabını o belli eder. Tümünün saati saatine içinde ne olacağını o değerlendirir; ve meleklerin eline verirler. Bazı tefsirciler şöyle derler: “Leyletü'l-Kadr”. Yani; itibar makamı, ululuk gecesi demek oluyor. Yüce Rab! O kullarını merhamet bağışlamasıyla ağırlar ve yüceltir. O gece Allah’a tapan, sabaha dek O’nu anan kulların; dere- celerinin değerine göre yüce Tanrı katında büyür. O sebepten Kadir gecesi derler.

(1) Cennetin girişindek 70 arşın büyüklüğündeki ağaçtır, (2) bkz. I. Kor. 2/9 ile karşılaştırınız: “Gözün görmediği kulağın duymadığı ve insanın aklına gelmediği; yani Tanrı’nın kendini sevenlere hazırladığı şeyleri”.

 

Hz. Ayşe (r. anhü.) Peygamber Hazretinden şöyle rivayet eder: “Her kim Kadir gecesini diri tutsa; yani uyumasa... o bana daha sevgili olur. Bu tüm Ra- mazan ayını aktif kılmaktan daha iyidir. Hz. Fatma (r.anhü.) —Ey baba! O yoksullar ki; “erkek-kadın” zayıftırlar. O geceyi aktif kılmağa güçleri yoksa; ne yapsınlar? Peygamber (a.s.) şöyle dedi: —O Tanrı hakkı için doğru pey- gamber verdi. Her erkek ve kadın o geceyi ibadetle geçirmeye güçleri (s.333) yetmezse; sevdiği gecelerin birinde bir saat uyanık otursun. Yüce Rabbi ansın, dua etsin ve namaz kılsın. O benim katımda sevgilidir, dedi. Tüm Ramazan ayını ibadetle geçirmek konusunda bazı alimler şöyle der:

“Kadir gecesi” ne zaman olur?
Kadir gecesi” yedi yılda bir kez olur. Bazı alimler; her yılda olur ve bazıları da evet yıl içinde bir gecedir, onu kimse bilmez... Diğerleri de şöyle der: Ramazan ayı içinde ama; hangi gecedir bilinmez. Bazıları ise; Ramazan ayının yirmi birinci gecesidir; diğerleri yirmi dokuzuncu gecesidir. Ama birçok tefsir alimleri Kadir gecesinin yirmi yedinci gecesi olduğunda hem fikirdir • Bir anlatıya göre, bir kişi peygambere: —Ey Allah’ın elçisi! Ben yaşlıyım; artık bir şey elimden gelmez, dedi. Şimdi bana Kadir Gecesi’nden haber ver ki, o gece ibadet edeyim; suçlarım bağışlansın ve çok sevap versin, dedi. Pey- gamber (a.s.): —Ramazan ayının yirmi yedinci gecesidir, dedi. Bu Kadir süre- sinin ne sebepten Abbas (r.anh.) diyor ki: —Peygamber şöyle fikir etti: “Bizden önceki milletlerin Allah’a olan ibadetleri uzun olurdu. Bir sürü Al- lah’a tapınmalar; ibadet, oruç ve namazlar ile çok sevaplar kazanırlardı. Evet benim milletimin yaşamları kısadır (s.335) çok tapınmalara ve ibadetlere güçleri yetmez; deyince yüce Rab bu sureyi verdi:

—Ey Muhammet! Eğer “Halkımın yaşamı kısa” deyip gönlün usan- mışsa; onlara bir gece verdim. O gece ibadet edenlere birçok sevaplar veririm ki, önceden geçen milletler uzun yaşamlarıyla o sevabı almamıştır. Ondan sonra Cebrail dedi: —Ey Allah’ın elçisi! Yüce Rabbin senin halkının yaşamını niçin kısa yaptığını biliyor musun? Günah kazanmasınlar diye... ve dahi zayıf yarattı ki, önceden gelen milletler gibi güçlü olup mallarına güzel olsunlar diye… Ve onları son zamana yakın getirip, bütün milletlerin sonu kıldı ki, me- zarda çok kalmasınlar ve utançları açıklanmasın. Suçlarını yüce Rabten uzak hiç kimse bilmesin. Bazı tefsirciler şöyle diyor: “Peygamber (a.s.) bildirdi ki, eski zamanlarda Şemûn adlı bir peygamber var idi.


Bin ay yüce Tanrı adına savaşlar yaptı. İmansızları yok etti. Çuhasını çıkarmadı, kılıcı şaşmadı diye bildirdi. Sahabeler sordular: —Ey Allah’ın el- çisi! Keşke bizim yaşamımız da onun gibi uzun olsaydı. Biz de Tanrı uğruna savaşıp o sevabı bulsaydık. Bu yüzden Yüce Rab! Kadir gecesine “O, bin ay- dan hayırlıdır” dedi. Bize şöyle bildiriliyor:
(s.337)
Kadir gecesi; isyankârlar ve suçlu kullar gecesidir. Yaşantısını suçlu ola- rak geçiren kişiler; Allah’a ibadeti umursamaz kişiler bu Kadir gecesinde tövbe edip, pişmanlık duyarak ibadet edenler, bütün yaşamını ibadetle geçirmiş gibi ödüllendirilir. Bize meleklerin halka indiklerini bildirdiler. Dört türlü müjde için inerler. 1. Kurtuluş için... Nitekim Bedir savaşı gününde peygamber (a.s.): “Melekler geldiler, yardım ettiler” dedi. 2. Görkemlik için inerler. Nitekim Lût kavmini yok ettiler. Şehirlerini alt üst ettiler ve taş yağdırdılar. 3. Müjde için inerler. O imanlı kulların deminde şöyle der: Melekler gelirler; Cennet için merhametle müjde verirler. 4. Merhamet için inerler. O inananlara Kadir gecesidir. Yüce Rabbin selamını, merhametini götürürler. Nitekim bunu açık- lamak için tefsirciler şunu der:

Miraç tekamül müdür?

Yüce Rab! Muhammet’in miracını, yakarışını gökte yaptı. İsa’nın yakarışını ve miracını dördüncü kat gökte yaptı. Musa’nın yakarışını ve miracını Tur Dağı’nda yaptı. İnananların yakarışını ve miracını Kadir Gece- si’nde yaptı ki, o gece yüce Rabbe yakarsınlar. Yüce Rab da dostlarına gitti ki,(s.(339) merhameti ile inanan kullarını ödüllendirsin •

Hz. Nuh:

Buna da işaret ediliyor: Yüce Rab Hz. Nuh’a selam etti. Şöyle buyu- ruyor: “Selâmün ala nuhın fi’l alemin”(1). Bu yüzden onu imansızların kö- tülüğünden kurtardı; düşmanını yendi ve Tufan belasından korudu. İbrahim peygamberi selamladı, Nemrut’un ateşinden korudu. Oğlu İsmail’e kurban için koç verdi. Onu babasına bağışladı. Nitekim şöyle buyurur: “Kûnî berdev ve selâmen alâ ibrâhîm”(2) “Ey Ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol” Musa peygamber ile Harun’a selam etti. Nitekim buyurur: “Selam büyük Musa ve Harun’a. Onları Firavun’un lanet belasından korudu. Sonra denizden kavmiyle geçirdi.

(1) S.37/79, (2) S.21/69 (Enbiya).

 

Hz. İsa’nın ölüyü diriltme mucizesi:

İsa peygamberi selamladı. Ona ölüyü diriltmek mucizesini verdi. İmansız inkarcıların kötülüğünden korudu ve dördüncü kat göğe çıkardı. Nite- kim buyurur: “Ve selâmün aleyhi yevme vülide”(1) / velidün”. Hz. Yahya’yı selamladı. Nitekim buyurur : “Ve selâmün aleyhi yevmü vülide.” Ona çocukluk armağanını verdi ve dünyadan günahsız çıkardı. Muhammet (a.s.) ki, sevgili- sidir; ona Miraç gecesi selam etti ve şöyle buyurdu: “Esselâmü aleyke ey- yühe’n-nebiyyü ve rahmetüllâhi”(2) böylece ona şefaat edip ödüllendirdi. (s.341)

Diriliş günü” tüm peygamberler kendi nefsini dileyecekler; o milletini dileyip tüm insanların bağışlanması için yakaracak. Öyleyse Kadir gecesinde isyankâr, suçlu kullara selam. Onları merhametle bağışlayacak. Bir gecede bin aylık ibadet mükafatı verecek. Diriliş gününde Cennet’i kısmet et. Amin ey Alemlerin rabbi!

VIII. Bölüm (Meclis’) Fitre sadakasını vermek ve Bayram namazının bereketini açıklar:

 

Fitre sadakasını vermek ve bayram namazını kılmanın sevabını açık- lar.“Gad eflehâ men tezekkâ”(3). Tefsir alimleri bu ayet için şöyle diyor: Bu ayette zekattan arzu edilen şey fitre sadakasını vermektir. Tefsir alimleri derler ki: Yani; fitre sadakasını veren kişi şüphesiz cehennem ateşinden kurtuldu “Ve zekere ismü Rabbike fasallî”(4) ve yüce Rabbin adını andı; iki rekat bayram namazı kıldı demek oluyor. Fakih (r.anh.) diyor ki: Fitre sadakasını vermek, iki rekat bayram namazını kılmak; yüce Rab cehennem ateşinden kurtulmağa sebep etti. Buna şuna işaret ediyor: Cennet içinde buğdaydan eksik ve değersiz yoktur. Ne zaman Adem peygamber (a.s.) cennetin tüm nimetlerini bırakıp ona rağbet ettiyse; melekler ayıp ettiler. Çünkü birincisi yüce Rabbin buyruğunu bozdu. (s.343) İkincisi cennetin güzel nimetleri varken; kadri kıymeti olmayan şeye tamah etti. Öyleyse suçlu oldu ve yüce Rab cennetten çağırdı. Yüce Rab şimdi fitre sadakasını buğday ile buyurdu. Yani; seni cennetten çıkarmağa neden oldu. Evet Cehennem ateşinden de kurtarmağa sebep olsun, dedi.

(1) “Doğduğu gün ona selâm olsun!..” S. 19/15 (Meryem Sûresi), (2) “Selam ve Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Nebî (Peygamber), (3) “Arınan kimse mutlaka kurtuluşa erer” S. 87/14, (4) “Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse (mutlaka kurtuluşa erer)”; (Âlâ Sûresi, 15).


Buğday Hk.:

Bir işaret de şudur: Buğdayın Cennet’teki değeri sadedir; ama dünyada buğdaydan daha güzel bir nimet ve ekmek yoktur. Tüm nimetlerin en bü- yüğüdür. Öyleyse yiyeceklerin iyisi ve güzeliyle sadaka verilmesini, buyurdu ki, melekler ayıp etmesinler. Çünkü Ademoğulları kaygısızdır, dedi •

Bize anlatıldığı üzere; beş şey ‘Hazrete’ beş şey iledir: 1. Namaz Hazrete zekâtladır. Yani; her kimin malı olsa; ama zekat vermezse namazı kabul olmaz.

  1. Duayı; peygambere salavâtla Hazrete vermekledir. Salavât etmeyen kişinin duası göke çıkmaz. 3. Yapılan işler meleklerledir. Ya kalp temizliği ile olsa, ya da ikiyüzlülükten olsa; o işi göke çıkar. Namazları geri, işini yüzüne vu- rurlar, 4. İman işi temiz kişiyledir. Yani; her kim iman ettikten sonra iyi şeyler yapmasa; o kişinin basamağı, derecesi (s.345) Hazrete yüksek olmaz. 5. Rama- zan ayının orucu, fitre sadakası iledir. Çünkü bize bildirildiğine göre bir kişi oruç tutsa; ama fitre sadakasını vermese; onun orucu tâ fitre sadakasını verin- ceye dek havada kalır, göke çıkmaz •

Cabir İbni Abdullah(1) (r.anh.) rivayet eder ki: Peygamber (a.s.) ne zaman Ramazan ayının son gecesi olsa; yer gök ağlar melekler halkımın belaları için kederlenirler. Sahabeler sordular: —Ey Allah’ın elçisi! O nasıl belalardır? Pey- gamber şöyle yanıt verdi: —O ayda dualar ve sadakalar kabul edilir. Bir ay iyi iş için, iki ay yazarlar. Kabirdekilere azap olmaz. Bundan gayrı benim mil- letime nasıl azap olsun? dedi •

Ay’ın gözükmesiyle(2) gelen Bayram:

Bize bildirildiğine göre, ne zaman Ramazan ayının son gecesi donansa ve bayram Ayı gözükse; bir melek şöyle bağırır: —Ey Tanrı’nın kulları! Ra- mazan ayı gitti; işte ‘Bayram Ay’ı geldi. Orucu kabul olunan kişilere ne mutlu. Ey o kişiye ki; orucundan açlığı, susuzluğu ve gece namazlarından da sadece uyanıklığı kalır. Ne zaman bayram günü olsa; Yüce Rab meleklere yeryüzüne inmelerini ve tüm kentin sokaklarında yüksek sesle çığırtkanlık yapmalarını ister ki, bütün Ademoğulları ve periler duysunlar. Evet aslında Ademoğulları ve periler işitmezler; ama derler ki: —Ey Muhammet halkları! Yüce Tanrı’ya kulluk etmeye çıkın.

 

(1)d. 607; ö.78 Medine'de en son vefat eden sahâbîdir, (2) Osmanlı’da padişahlar ayın göründüğünü müjdeleyene bahşişler verirlerdi.

 

(s.347)

Bayramda ilk nereye gidilir?

Yani; inananlar musalla taşına, bayram namazını kılmaya, “La ilahe il- lellah; Allahü ekber!” (Allah’tan başka Allah yoktur. Allah büyüktür!) desin- ler. Yüce Rab meleklerine der ki: —Ey meleklerim! İyi işler yapan kullarımın hakkı nedir? Melekler derler ki: —Ya Rab! Onların “cezası” onlara çok sevap vermektir. ondan sonra yüce Rab şöyle der: —Ey meleklerim! Siz tanık olun ki, ben Ramazan orucu tutan kullarıma “sevap cezasını”, kendi hoşnutluğumu ve bağışlamamı verdim. Sonra da şöyle der: Yüceliğim hakkı için, bugün he- piniz bir araya gelmişsiniz. Benden ne dilerseniz dileyin ben de size veririm. Sizin suçlarınızı, ayıplarınızı aklarım. Ne zaman musalla taşına kadar gelip dönerseniz, suçlarınız bağışlanmış olur. Ben sizleri hoşnut eder, ben de sizden hoşnut olurum. Melekler de yüce Rabbin erdemliğine girmeniz ile sevinir •

Harun Reşit ve meczup:

Bir öyküde: Halife Harun Reşit; bir bayram günü yeni giysiler ve kaf- tanlar giyinmiş olarak musalla taşına geldi. Bir meczupun: “Leyse’l ıyd lemin leyse’l cedid ve lâkin el ıyd lemin min’el ıydu fe’in yâ Hârûn Reşîd”. (s.349)

Yani; “Bayram; yeni giysiler ve kaftanlar giyen o kişiye değil. Belki bayram; o kişiyedir ki, yüce Rabbin korkuttuğu şeylerden emin olur. Ey Harun Reşit siz de korkasınız!”.

Bir öyküye göre de: Şeyhlerden birisine şöyle sormuşlar: Ey şeyh! Acaba bayram günü yüce Rab bu halkı bağışladı mı? Şeyh: —Evet bağış- ladığından bildik. Dedi ki: —Bir kiş bir kişinin kapısına otuz gün bir “dilekçi” verse ve ondan bir dilek dilese; o kişi ne denli değerli olursa olsun sonunda utanıverir(1). Yüce Rab ki, ‘Ekremü ilâ keremîn’dỉr. Yani bütün cömertlerin en cömerdidir. Haşa! O’nun kapısına varan eli boş dönmez. Çünkü O’nun rahme- tinden ne bağışlarsa bağışlasın, hiçbir şey eksilmez, dedi • Başka bir öyküde söylenilene göre: İmanlıların bayramı beş gündür. 1. İmanlı kulların işleri iyi ise; onlara o gün günah yazılmaz. O gün bayram olur. 2. O gün dünyadan imanla bir “Tanıklık” kelimesi çıkarsa; Şeytan’ın kötülüğünden güvenli olur.

3. O gün Sırat köprüsünden selametle geçer, 4. Cehennem ateşinden kurtulur ve cennete girer, 5. Yüce Rabbin yüzünü görür •

(1)Bkz.İncil; Luk.18/4,5 ile karşılaştırınız: “Eğer Allah’tan korkmaz ve kuldan utanmazsam da; bari şu dul kadın beni rahatsız ettiği için onun hakkını alayım ki, her zaman gelerek beni rahatsız et- mesin!.

 

(s.351)

Hz. Muhammet’in sadık üvey evladı:

Enes İbni Malik(1) (r.anh.) Peygamberden (a.s.) rivayet eder ki; bayram günü sahabeler musalla taşına giderdi. Yol üstünde oturmuş oğlancıklar oy- narken gördü. Tümü yeni kaftanlar giymişler, sevinç içindeydiler. Ama bir erkek çocuk eski bir kaftan giymiş, diğer çocuklardan ayrı oturmuş ağlıyordu. Peygamber (a.s.) dedi ki: —Ey oğlum! Niçin ağlıyorsun? O çocuklarla bir değilsin. O çocuk peygamber önünde şöyle yanıt verdi: —Ey adam! Beni bırak, dedi. Sonra peygamber olduğunu anlamadı ve dedi ki: —Benim babam vardı, peygamberle bir savaşa gittiğinde şehit oldu. Benim annemin sevdiği biri vardı, benim malımı ona yedirdi. Ben yetim kaldım yoksul oldum. Üvey babam beni evden kovdu. Bu babası olan çocukları görüyorum ki, kaftanlar giymiş sevinç içindeler. Benim bir şeyim yok Bundan ötürü kederliyim ve ağlıyorum, dedi. Peygamber dedi ki: —Ey oğlum! Benim oğlum olmak; Ayşe’- nin annen olmasını, Ali’nin amcan olmasını, Hasan Hüseyin’in kardeşlerin olmasını ve Fatma’nın kızkardeşin olmasını istiyor musun? Oğlancık: —Ey Allah’ın elçisi! Hiç istemez miyim? Oradan eve gittiler Ona yeni kaftan giy- dirdi; yedirdi, içirdi. O çocuk sevinç içinde dışarıya çıktı.
(s.353)
Diğer çocuklar onun yeni bir kaftan giymiş, sevinerek geldiğini gördüler. Durumunu sordular: —Nereye gittin, ne güzel seviniyorsun? O çocuk şöyle yanıtladı: —Nasıl sevinmeyeyim ki? Açtım doydum, yalınayak idim do- nandım, yetimdim peygamber gibi bir kişi babam oldu. Ayşe gibi kadın anam oldu, Ali amcam oldu, Fatma kızkardeşim oldu, Hasan ile Hüseyin kardaşlarım oldu. Nasıl sevinmeyeyim? Dedi. Ondan sonra o çocuklar da: —Ey! Keşke bizim de babalarımız Tanrı yolunda savaşta peygamber önünde şehit olsaydı; bizim de babamız peygamber olsaydı, diye dilekte bulundular. Ondan sonra o çocukçağız tâ peygamber bu dünyadan göçene dek, her zaman gözünün önün- deydi. Peygamber vefat ettiğinde; o çocuk gelip başına toprak saçarak şöyle ağladı: —Şimdi kimsesizim, yetim kaldım, dedi. Sonra inananların Emiri Ebu Bekir Sıddık (r.anh.) o çocuğu alarak besleyip büyüttü •

Bunlara dikkat çekenler diyor ki: -Bayram günü; “Diriliş” gününden bir işarettir. Nitekim bayram günü tümü bir araya gelir. Öyleyse “Diriliş günü” de tüm hizmetçiler bir arada dirilirler.

(1) (612-709),Hicretten on yıl önce (612) doğmuş, 10 yaşından itibaren Muhammed'e hizmet etmiş ve vefatına kadar onun yanından hiç ayrılmamıştır; Not: Fatih kolleksiyonundaki metinde “Abddullah ibn-i Abbas” ” şeklinde yazılmıştır.


Diriliş günü mezardan çıkman gerek:

Ne zaman evli-evinden çıksa; “Diriliş günü” mezardan çıkman ge- rektiğini bilmen gerek. Ne zaman davul (s.355) dümbelek işitilse; “Diriliş günü” İsrafil Sûrunun(1) düdüğünü anmak gerek. Ne zaman musalla taşı yanında di- kilseler “Diriliş günü” Mahşerde(2) dirilmen gerek. Ne zaman namaza dursalar “Diriliş günü” yüce Rab Hazretinde, tüm halklar saf tutup durduğunu anmak gerek. Ne zaman sağ yanına, sol yanına selam verseler; “Diriliş günü” ina- nanların yazgısını sağ yanından getirip eline vereceklerini anmak gerek. Ne zaman hatip hutbe okusa; “Diriliş günü” Cebrail’in çığırtkanlık yapacağını anmak gerek. Çığırtkan şöyle der: —Ne mutlu şu kişiye ki, kurtuldu. Artık ona korku yok! Bedbahtlık yok! Şu kişi mutsuzdur, cehennemliktir artık ona mutluluk yok! Diyecek. Ne zaman halk dağılıp evine gitse; halkın “Diriliş Günü” cennetliklerin cennete ve cehennemliklerin de cehenneme gideceğini anmaları gerek.

Bayram Şenliği ve cehennem ateşine serzeniş:

Öyleyse nasıl ki, hizmetçiler bayram günü giysiler giyerler, bazıları at- lara binerler, köleler(3) önlerinden koşarlar... Biri eski giysiyle yayan ve bıkmış gider... öyleyse “Diriliş günü” de inananlar, iyilik yapanlar “Buraklar” ile yü- rüyecek ve kaftanlar giyecektir. Önlerinde melekler, erkek ve dişi çocuk kö- leler koşuşacaklar. İmansızlar ve imanlılar açıklanacak, belki yüzüstü düşüp bıkmış olarak (s.357) üzgün ve çıplak Mahşere gelecekler. Nasıl ki, bayram günü halk yemekte, içmekte, zevk içinde olursa; ama bazı halk da üzgün ve açlıkla geçerler. “Diriliş günü” de bazı halk Cennet içindeki nimetlerle huzurlu olurlar. Öyleyse akıllı olan imanlının tüm bu şeylerden ders çıkarması gerek. Nitekim buyurur: “Fa’atabir vüyâ evli ilâ basari” Çünkü yüce Rab tüm şeyleri bilge- likle yaratmıştır. Hiçbir şey yoktur ki, ondan ders alınmamış olsun. Evet halk bu yüzden umursamazdır, onu bilmezler •

Fakih’ten (r.anh.) rivayettir: Ne zaman bayram olsa şöyle yalvarıyor- lardı: Ya Rab! O yüz ki, Ramazan ayında sana döndü. Onu ateşte mi yakarsın? Ya Rab! O dil ki, Ramazan ayında seni andı, onu ateşte mi yakarsın? Ya Rab! O el ki, Ramazan ayında senin kulluğun için açtı; onu ateşte mi yakarsın? Ya Rab! O ayak ki, Ramazan ayında senin ibadetin için ayaktaydı; onu ateşte mi yakarsın?
(1) Bkz. İncil ve Kur’an: II.Ez.5/14 ve 6/23’te “Sur çalınsın” ve Vah.11/15’te aynı şekilde geçi- yor. Bak Kur’an El-Müminun 101, (2) Mahşer meydanı, (3) vildan-gılmân: tüyü bitmemiş çocuk köleler, kölecikler.

 

Ya Rab! O boyun ki, Ramazan ayında sana eğilirdi; onu ateşte mi yakarsın? Ya Rab! O gönül ki, Ramazan ayında seni birledi (tevhid); senin kulluğuna imanla çalıştı; onu ateşte mi yakarsın? Ya Rab! O saç, sakal ki, senin ibadetinde (s.359) ağardı; onu ateşte mi yakarsın? Ya Rab! Bir kulunu hizme- tinde saçı sakalı ağarsa onu satmaz özgür kılarsın. Cömertsin, merhametlisin. Senin kulluğunda ibadetinde yaşlanan, kocayan kullara nasıl gazap edersin?Ya Rab! Ramazan ayı hürmeti, hakkı için; bu bayram gününü bize bayram yap •

Zilhicce ayının faziletleri:

Abdullah(1) İbni Mesut (r.anh.) peygamberden (a.s.) rivayet eder ki: Yüce Tanrı önünde ve yüce Tanrı’nın peygamberi önünde, günlerde sevgilerini Zil- hicce ayının ilk on günüdür, dedi. Yani o günlerde ibadetle uğraşmak tüm iba- detlerden daha değerlidir; sevabı kuyu kadardır, dedi. Sahabeler dedi ki: —Ey Allah’ın elçisi! Yüce Allah yolunda savaşmaktan da mı iyidir? Dedi: —Evet daha iyidir. Evet bu kişi gibi; Tanrı yolunda savaşa gider, oğlundan ve kızından ayrılır ve onun uğruna kanı dökülür. O gün Allah’ı anın ve çok yüceltin (Allahü Ekber!) dedi •

Fakih (r.anh.) der ki: —O günde yüce Rab üç peygamberi ödüllendirdi. Önce Adem peygamberi ki, cennetten çıkıp Dünya’ya gelmişti. Çok ağladı ve Cebrail’e şöyle sordu: —Ey Cebrail! Acaba yüce Rab Hazretine nasıl ibadet etmeliyim? (s.361) Cebrail yanıtladı: —Mekke’ye git! Ne zaman Zilhicce ayının ilk günü olsa; yüce Rabbe dua edip yalvar. Sevabını kabul eder, dedi. Ondan sonra Adem peygamber Mekke’ye geldi. Ne zaman Zilhicce ayının o on günü olduysa; dua edip yalvardı ve tövbe etti. Yüce Rab da tövbesini kabul etti. İkincisi İbrahim peygamber de dostu (C.C.) uğruna oğlunu kurban etmek için dua etti ve duası kabul oldu. Oğluna bir koçu fidye verdi. Nitekim buyurur: “Ve fedeynahü bi zibhın azıym”(3). Üçüncüsü yüce Rab otuz gün oruç tutma- larını buyurdu ve Tur Dağı’na gitti. O zaman Zilkade ayı idi. Otuz gün ta- mamlandığında; on gün daha buyurdu. O gün Zilhicce ayının o, on günüydü. Kırk gün tamamlandığında yüce Rab yalvarışını kabul etti ve Onunla söy- leşti(4).

 

(1)(830-835) Tarih ve Fıkıh uzmanı. Mekke Tarihi ile ilgili eserler yazmıştır, (2) ? - 653, Me- dine), sahabi ve ilk dönem müfessir, muhaddis ve fâkihlerindendir, (3) S.7/142, (4) bkz. Tevrat Hoşea 12/6 ”Yehova adıyla anılan orduların Rabb’i Allah, orada bizimle söyleşti”.


Hz. Adem’in tövbesinin kabul edilmesi:

Nitekim buyurur: “Kavlü Teâlâ ve etmemnaha bi aşrin fe temme mıkatü rabbihı erbeıyne leyleh ve kalellahü Teâlâ kellemallahü Mûsa kalimân”(1). Bize Peygamberden bildirildiği üzere şöyle rivayet ediliyor; yüce Rab! Zilhicce ayının o, on gününü Adem peygamberin tövbesini kabul etti. Nitekim buyurur: “Kavlü teâlâ sümme ectebehü Rabbühü fetabe aleyhi ve hedai”(2). Evet her kim o gün oruç tutsa yüce Rab bir yıl oruç tutmak sevabını ve o kişiye kıs- metini verir. İkincisi Yunus peygamberi balık karnından kurtardı. (s.363) Her kim o gün oruç tutsa; bir yıl oruç tutmak sevabını alır. Üçüncü gün Zekeriya peygamberin duasını kabul etti. Yahya peygamberi bağışladı. Her kim o gün oruç tutsa; yüce Rab Hazretine duası makbul olur. Dördüncü gün İsa pey- gamber doğdu. Her kim o gün oruç tutsa; yüce Rab yoksulluktan ve katılıktan o kulunu kurtarır. Beşinci gün Musa peygamber doğdu. Her kim o gün oruç tutsa yüce Rab o kişinin gönlünü bozgunculuktan ve azaptan korur. Altıncı gün peygamber’in (a.s.) Hayber kalesini aldığı gündür. Her kim o gün oruç tutsa; yüce Rab kuluna merhametle bakar. Asla o kişiye azap olmaz. Yedinci gün Cehennem kapılarınıı bağlandığı gündür. Bize bildirildiğine göre; o gün Cehennem kapılarını bağlarlar. Tâ “Zilhicce” ayının on günü geçmeyince açıl- maz. Her kim o gün oruç tutsa cehennem ateşinden kurtulur.

Terviye günü; Derin düşünme:

Sekizinci gün “derin düşünme” günüdür. Peygamber (Hz. İbrahim a.s.) oğlunu boğazlamak için düş gördüğü gündür. Her kim o gün oruç tutsa; Yüce Rab o denli sevap verir ki, o sevabın hesabını yüce Rab bilir. Dokuzuncu gün Arife günüdür. Her kim o gün oruç tutsa yüce Rab yetmiş yıl (s.365) oruç tutmak armağanı kadar sevap verir. Bir rivayete göre; iki yıllık suçlarını karşılar. Onuncu gün bayram günü kurban günüdür. Her kim o gün gücü yettiğince kurban kesse; kurban kanının damlalarının sayısı kadar suçlarını bağışlar. Dahi oğlunun kızının, karısının suçlarını bağışlar. O gün kim bir imanlıya yemek yedirse, veya bir şey sadaka verse; yüce Rab “Diriliş Gününde” onun verdiği sadakanın sevabı; onun terazisinde Uhut dağından daha ağır yapar. Bize bildirildiğine göre Zilhicce ayının ilk on günü içinde bir yoksula sadaka verse; peygambere sadaka vermiş gibi olur. Her kim o gün içinde hasta birini sorsa; yüce Rab velilerin hastalığını sormuş gibi olur.

(1)bkz. Tevrat Çık.33/11“Bir adam dostuyla konuşuyormuş gibi Rab Musa ile yüzyüze konuşuyordu”, (2) S.4/164.


Her kim o günde bir cenaze ardınca gidip namaz kılsa; şehitler cenazesi ardınca varıp namaz kılmış gibi olur ve her kim o günde inanan birine bir giysi giydirse; yüce Rab o kişiye cennet kaftanlarını giydirir. Her kim o günde bir yetimin gönlünü sevindirse; yüce Rab o kişiye “Diriliş Günü” gök gölgesinde durdurur. Her kim o gün bir alimin oturumuna katılsa; peygamber topluluğuna (s.367) katılmış gibi olur.

Bir anlatıya göre; Musa peygamber (a.s.) yüce Rabbe yakardı ve dedi ki: —Ya Rab! Bana bir şey öğret ki, ne zaman dua etsem kabul olsun. Ey Musa! Ne zaman Zilhicce ayının on günü gelse; o günler içinde “Allah’tan gayrı Allah” yoktur kelimesini ve birçok dualarını kabul edip gereksimini ve- ririm, dedi. İnananların Emiri şöyle rivayet eder: Bir kişi peygambere “Ey Allah’ın Elçisi! Ramazan ayından sonra hangi ay oruç tutmak gerekir” dedi. Peygamber şöyle yanıtladı: - Eğer Ramazan ayından sonra oruç tutmak olursa; Muharrem ayında oruç tut, dedi. Çünkü yüce Rab! Birçok kavmin tövbesini o ayda kabul etti; dahi çok kavmin... Hem o ayda kabul edecektir, dedi. Ayşe (r.anh.) şöyle rivayet eder: Peygamberi gördüm. Muharrem ayının iki gece yarısı; üç bahşişin iki bahşişinin geçmişidir ki, gece yarısı durdu, abdest aldı ve dışarı çıkıp göğe baktı. Üç kez “Sübhâne’l Meliki’l kuddûs”(2) dedi. Sonra şaşırıp mesçite girdi iki rekat namaz kıldı. Her rekatına bir “Allah’a hamdol- sun” ve on kez “Kulhüvellahü ehad”(3) okudu ve “Allahümme hablin küllü- hüm” (s.369) Yani; ya Rabbi! Milletimin tümünü(4) bana bağışla, demek oluyor.

Cebrâil’den Âmine anamızın bağışlanması müjdesi geliyor:

Gördüm ki, bütün evin içi aydınlık olmuş; şaşırdım! Sonra peygamber (a.s.) dışarı çıktı ve göğe baktı. Üç gün “Kutsal olan Kralların Kralını yücel- tirim, dedi. Tekrar mescite girdi, iki rekat namaz kıldı ve yine üç kez o tarafa doğru dua etti. Mescitin içinin ışıkla dolduğunu gördü. Çok şaşırdım! Me- scitten çıktı geldi ve şöyle dedi: —Ey Ayşe! Uyuyor musun? Uyanık mısın? Ben de: —Ya Allah’ın elçisi! Uyanık oturuyorum, dedi. Peygamber: -Ey Ayşe! Meleklerin sesini işittin mi? Hayır! Dedi. Peygamber: —Bu gece Cebrail yetmiş bin melekle birlikte geldi. Anneciğim için müjde getirdi(5): —Ey Ayşe! İki rekat namaz kıldım ve sonra dua ettim. Yüce Rab’ten tüm milletimi dile- dim. Cebrail geldi yetmiş bin melekler gök ışığını getirdiler ve şöyle söyle- diler:

(1) Bkz. dün yarısı, (2) S.59/22, (3) Fatiha, (4) bkz. S.195; Hz. Muhammet’in ümmetini seçmesi,
(5)Burada kastedilen şey; Hz. Muhammet’in annesinin bağışlanması; Sayfa 48‘e bakın.

 

“Ey Muhammet! Yüce Rab sana selam etti ve milletinin üç bahşişinden birini sana bağışladı, dedi. Evet ben de bu geceye inci gibidir, dedim. Yüce Rab Hazretinden tüm halkımı bağışlamasını diledim, yine mesçite girdim. İki rekat namaz kıldım. (s.371) Cebrail geri geldi, gök ışığını getirdi. Yetmiş bin melek göklerden: —Ey Muhammet! Yüce Rab sana şöyle selam ediyor: “Halkının üç bağışından iki bağış bağışladım” dedi. Sonra üç kez namaz kıldım ve dua ettim. Cebrail geri geldi ve şöyle dedi: —Ey Muhammet! Yüce Rab tüm halkını sana bağışladı, dedi. Ondan sonra Ayşe şunu sordu: —Ey Allah’ın elçisi! Bu bağışlar halkına bu gece mi verildi? Dedi ki: —Ey Ayşe! Her kim bu gece kıldığım gibi namaz kılıp dua eder; halkına ve akrabalarına bağışlama dilerse... Yüce Rab! O Kuluna bağışlar, dedi. Dedim ki: -Ey Allah’ın elçisi. Neden ötürü? Şöyle yanıt verdi: —Çünkü “Diriliş Günü” bağış dilemez. Bu yüzden bağışlama o suçlu, isyankar kullaradır ki, kimsesi bağış dileyecek kimsesi yoktur. Onun Hazrette sözü geçemez. Peygamber (a.s.) der ki: — Benim halkımdan bağış dileğim; bu büyük suçları yapan kişiyedir, dedi.

Muharrem ayının 10. günü orucun fazileti:

Bir anlatıya göre her kim yemeği için gün; yani muharrem ayının onuncu günü oruç tutsa; yüce Rab! O kişiye bin hac ve yaşamına bin yaşam katmak sevabı verir ve doğuyla batı arasında olan sevapların tümü kadar sevap verir. Cennet içinde inciden yetmiş köşk yapar ve o kişinin bedenini cehennem ateşinde yakmaz. Cennet kapılarını o kişiye açar ve hangi kapıdan girmek is- terse girer. Bize bildiriliyor ki; inananlara vadettiğin nimetleri, sadetleri ve sarayları cennet içinde o mekleklere gösterir ve der ki: —Ey meleklerim! Bu nimetlere bakın. (s.373) Dünyadaki haline bakın. Melekler şöyle derler: —Ey Rabbi! Bu saadetlere ve bu nimetler o yoksulluktan daha çoktur? Öyleyse yüce Rab Hakimdir. Her şeye hükmeder. Her şeye neyin daha iyi olacağını o daha iyi bilir. Bize bildiriliyor ki; peygamber zamanındaki yoksullar ki, sahabeler- den yoksullar idi. Peygamber’e (a.s.) elçi göndermişlerdi, sordular: —Ey Allah’ın elçisi! Beyler vardır ki, bizim namazlarımız gibi namaz kılarlar; bizim oruçlarımız gibi oruç tutarlar. Bundan başka iyilik yaparlar, Kabe’ye giderler, zekat ve sadaka verirler, o işler bizim elimizden gelmez. Biz yoksullarız ne yapalım? Dediler. Şöyle yanıtladı: —Ey yoksullar! Sizden her kim yüce Rab- bin verdiği ile yetinir sabrederse; Yüce Rab o kişiyi üç türlü ödülle, lütufla güçlendirir.

(1)Bkz. S.195; Hz. Muhammet’in ümmetini seçmesi, (2) Burda kastedilen şey; Hz. Muham- met’in annesinin bağışlanması; S. 195 ile karşılaştırınız, (3) inci gibi, inciye benzer.


O lütuf beylerde olmaz. Birinci ödül odur ki, cennette kızıl yakuttan yük- sek yerlerde köşkler var. Tüm cennet halkı ona şöyle bakarlar. Yani; yeryü- zündeki insanlar, gökteki yıldızlara bakar gibi o köşklere bakarlar. Oraya hiç kimse giremez. Yalnız o peygamber ki yoksul olsa, ya şehit ki, yoksul olsa veya imanlı bir yoksul olsa... İkinci lütuf da budur:
(s.375)

Kıyamet/Diriliş günü dünyanın 500 günüdür:

Diriliş Günü” ciçin büyük gün. Baylar önden cennete girerler. Ama “Diriliş Günü” Dünya’nın beşyüz yılıdır. Çünkü “Diriliş Günü”nün bir yılı Dünya’nın bin(1) yılı olur. “kavlu Te’âlâ inne yevmen inde Rabbike elfi senetim mimmâ teuddun”(2). Bir söylentiye göre, Hz. Süleyman (a.s.) geri kalan pey- gamberlerden kırk yıl sonra girecektir. Çünkü yüce Rab! Dünyada ona sultanlık verdi. Üçüncü lütuf odur ki; ne zaman yoksul bir kez yürekten imanla “Sübhâne’llahi ve'l-hamdü li'llâhi ve lâ ilâhe illallâhü ve'llâhü ekber”(3) dese; evet yüce Rab o yoksula o sevabın tümünü verir ki o bey Tanrı yoluna on bin akçe sadaka verse o sevaba erişemez. Yoksulların bütün işleri böyledir, dedi.

Ebu Hanife’ye bir imansızın sorusu:

Bir anlatıya göre bir gün İmam Ebu Hanife(4) dört şeyden yapılmış bir yün dokuma giymişti. Giderken bir imansızla karşılaştı. Üzerinde eski parça, parça olmuş bir kepenk vardı. Arkasına çul yüklenmiş pazara satmaya götü- rüyordu. Ebu Hanife’nin eteğine yapıştı ve şöyle konuştu: —Ey İmam! Sana bir sorum var; beni yanıtla, dedi: —İmam dedi ki: —Sorun nedir? İmansız şöyle dedi: —Sizin peygamberiniz: “Bu dünya imansızların cenneti; iman- lıların cehennemidir, demiş. Bana nasıl Cennet olur ki; giydiğim eski bir kepe- nek(5) arkama da çulu koydum onu satarım, onunla geçinirim. Dünya sana niçin cehennem olsun? Halin vaktin yerinde; giydiğin mücevherle bezenmiş, geçi- min harika, dedi. İmam şöyle söyledi: —Ey Tanrı kulu! Yüce Rab size söz vermiştir ki, senin bu durumun ona göre cennettir, dedi. O şeyler ki, yüce Rab cennet içinde Bize vaad etmiştir. Benim bu durumum da ilintisiz nedendir, dedi •

(1) bkz. Apk. Ekl.18/12 “Denizlerden alınan bir damla su ve kumdan bir tanecik ne kadar ise;sonsuzluğun zamanına karşılık bin yıl da o kadardır.”, (2) “Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ı tesbih ederim; Allah’a hamd olsun; Allah’tan başka ilah yoktur; Allah tek (en) büyüktür.”, (3) S.22/47,
(4)Ebu Hanife: d. 699, Kufe - ö. Eylül 767, Bağdat) İslam dininin dört fıkıh mezhebinden biri olan Hanefi’ mezhebinin kurucu imamı; (5) Kebenk: Sof, yün dokuma.


(s.377)
Peygamber (a.s.) diyor ki: İmanlı bir kulun imanı; beş çeşit şey ve yet- kinlik o kişide olmassa yeterli değildir:
1.Yüce Rabbe bağlılıkla güvenmek gerek, 2. Yüce Tanrı’ya tevdi etmek,
3.Yüce Tanrı ne kararladıysa ona razı olmak, 4. yüce Rabbin buyruğunu büyük tutmak ve 5.Yüce Rab! Bela verince sabretmek. Eğer yüce Rabbe gü- venseniz, göğün kuşları(1) gibi -hiç kazanmadan- rızkınız size gelir, dedi. Nite- kim o kuşlar her gün aç dururlar; gece olunca da tok yatarlar. Sözüne şöyle devam etti: Her ne dilerse tüm insanlardan güçlü olur. Yüce Rabbe güvensin, (s.379) ve dahi birbirini esirgesinler, dedi.• Bize bildirildiğine göre; bir kişi pey- gambere gelerek: - Ey Allah’ın elçisi! Bana bir öğüt ver ki, yüce Tanrı Haz- retine yakın etsin. Peygamber dedi: - Öfkelenme! Adam: —Ey Allah’ın elçisi daha çok söyle! Peygamber dedi: —İnsanlara aç gözlü olma! Ve sözlerine şöyle devam etti: —İmanlının yapması gereken altı şey vardır: 1. Ne zaman bir kişi okumak isterse; okuduğu yere gitmesi gerek. Eğer orada bir kargaşa varsa; gitmese, onu suçlamaz. 2. Her kim hasta olsa, gönlüne soruversin. 3. Ölse cenazesı hazır olsun. 4. Gittiği yeri selamlasın. 5. Her kim karşısındakine öğüt verse ve 6. Her kim buna “hıh!” diyerek aksırsa; ya merhametli Allahım! dese. Ve her ne zaman yüce Rab bir kişiyi yok etmek istese, önce fikrini ezdirir ve der ki: Her işte fikr etmek dirliğin yarısıdır. Ve dahi şöyle der: Hiçbir kimse tanışıklığı ile iş yapmaktan karamsar olmasın; ve hiç kimse kendi fikriyle hu- zura ermedi. Sonra sözlerine şöyle devam eder: Her şeyi akıllı kişilere danışın ki, işiniz rastgelsin. Onlara karşı koymayın ki, pişman olmayasınız. Ve dahi şunu der: Üç çeşit kişiye azap olmaz 1. Müslümanlara öğüt veren kişilere, 2. İnananları iyi işlere (s.381) yönlendirenlere, 3. Yüce Rabbin verdiği kısmete razı olanlara. Devam edip şöyle der: Her kim yüce Rabbe inanır ve “Diriliş Günü”ne inanırsa; diyeceğini desin bana yarayan olsun •

Bir söylentiye göre Peygamber (a.s.) Ebu Zerr adlı sahabeye şöyle dedi:
—Seni bir işle yönlendireyim ki, ibadetlerin güzel olsun; hem iyi olsun. “Diriliş Günü”nde sevabı terazide ağır olsun. Dedi ki: —O kolaydır. Yani; az konuşmak ve iyi huydur. Dilini temizle ki, Şeytan’ı onunla yenersin. Peygam- bere sordular: —Ey Allah’ın elçisi! Allah, ademoğlunu ne ile kurtardı “bekle- mek” ile. Her kim iki yüzlü ise “Diriliş Günü” o kişinin ateşten iki dili olacak. İmanlı kardeşlere yapamıyacağın şeyi vaadetme ki, o vaadettiğin şey yalan olmasın.

(1)bkz.benzer sözler İncil: Mat. 6/27 Göğün kuşlarına bakın. Çünkü ne ekiyorlar, ne biçiyorlar ve ne de ambarlara topluyorlar.”


Vaad etmek yapmak gibidir. Ve şöyle ekledi: -Her kim çok söz etse; çok yeğilir ve suçu çok olur. Her kimin suçu çoksa; o Cehennemlik olur, dedi. Ve dahi dedi ki: —Her kim dilini bağlasa; yüce Rab o kişinin utancını örter. Bir imanlıya bir kötülük gelse; onu ayaklarıyla çiğnemesin ki, yüce Rab onu müb- tela etmesin. Her kim ölü birini tekmelerse (s.383) yirmidört bin peygamberi tekmelemiş gibi olur. Ve dahi şöyle der: —Her kimi; her şeyi ki, yüce Rab yaratttı. Önce aklı yarattı(1). Sonra dedi ki: Geri gel ve git! Akıl geri gitti. Sonra şöyle dedi: İleri git! Ve ileri gitti. Ondan sonra şunu dedi: Yüceliğim, şanım hakkı için senden daha sevgili bir şey yaratmadım. Seninle bilsinler, bana se- ninle tapsınlar. Ve bana şöyle söyledi: —Her kime ki, azap etsem, senden ötürü azap ederim ve her kime ki, bağışlarsam; senden ötürü bağışlarım • Peygamber (a.s.): —Akıllı kimse benim dostumdur. Ahmak kişi benim düşmanımdır, dedi ve şunu da ekledi: - Akıllı kişiden kesilmeniz ve de ahmak kişiyle sohbet et- meniz... Müslüman kişiyle akıldan daha iyi şey yoktur, dedi. Sonra da şöyle dedi: (s.385)

Hz. İbrahim’in risalesinde yazılan şey:

Bir kişinin müslümanlığına şaşırma! Onun dinde aklı ve inancı yoktur ne dediğini bilmez deme. Bir kişinin cömertliği, dini ve yoldaşı aklıdır ve dahi esas gönlü; yani övünecek şey iyi huydur, dedi. Sonra şunu da ekledi: -Yüce Rabbe şu sabrı sor ki, nefsin arzusuna uymaz. Yani; nefsinin istediğini yapmaz, katlanır, dedi. Şu aklı sever ki, doğruyu yanlıştan ayırmak için sorgular. Sa- habeler sordular: —Ey Allah’ın elçisi! İbrahim peygamber (a.s.) risalesinde ne vardı? Peygamber dedi ki: —Şu vardı: Akîl kişiye ve aklına uymak gerek. Her kim aklına uymazsa; hiç olmazsa dilini tutsun. Ve her işin başını sonunu (s.387) gözetsin. Bir saat adaletli davranmak altmış yıllık tapınmadan daha iyi- dir. Sonra dedi ki: Adaleti çevirmez; meğer ki, dua (etmezse) ve yaşamı uzun sürmez; meğer ki, iyilik yapmazsa, dedi. Duaların bütünü pişmanlıktır. Yani; yüce Rabten bağışlanmak için dilemektir. Her kimin canı boğazına gelip hırlamadan önce ( son nefeste) o tövbe ederse; yüce Rab tövbesini kabul eder, dedi. Sonra şunu da ekledi: —Ne zaman bir imanlı suçlarından tövbe etse; onun tövbesinin ödülü; kabirde kırk güne dek kavmine azap etmez.

Ne zaman bir kişi suçlarından tövbe etse; o kişi hiç suçlu olmamış gibi olur. Ve ne zamansuçtan vazgeçse; yüce Rab o Kişiye suçtan vazgeçtiği için (s.389) tüm yaşam günleri sayısı arttıkça sevap yazılır.


 


(1)bkz. Apokrafiler; Ekl..1/4 “Her şeyden önce bilgelik yaratıldı; anlayış ve akıl tâ başlangıçtandır.”

 

Suçların fidyesi:

Suçlarının fidyesi pişman olmaktır. Ne zaman suçlarından temizlenmek için tövbe etse; yüce Rab o kişinin suçlarını yazan o meleklere kor tutturur ve şöyle der: Her kim suçlarından tövbe etse ve tövbesinin bir izi belirmezse; tövbesi dürüst olmaz. Sonra şunu da ekler: “Benim senedimi tutmak sizin üze- rinize olsun” Sonra şöyle söyler: Benim halifelerim tutmaya çalışanlardır. Her kim senet sahibi ve cemaat üzerine dirilse; yüce Rab o kişiyeyere ayak koyup bastığının sayısı kadar on sevap verir. Yüce Rabbin önünde on ödül yazgısını alan ve (s.391) genç iken tövbe edip, suçlarından af dileyenden daha sevgili bir şey yoktur. Her kim gençken (yaşamını) Tanrı kulluğunda geçirmezse; gerek erkek ve gerekse kadın olsun, delidir. Yüce Rab o gençlerden hayret eder! Genç olup da kötülüğe; yani bedenin şehvetlerine uymayan, dünya arzusunu terketmenin dürüstlüğüyle dirilsin.

Bilgelik ve dinin sarsılmazlığı:

Ve der ki: Nasıl ki, benim halkım arasında alimler vardır; benim dinim sarsılmazdır. Her kim bir bilge önünde iki saat yerde otursa ve o alimden yerde iki sözcü dikilse ve onun ardınca iki adım yürüse; yüce Rab o kişiye Cennet içinde iki köşk yapar. Sonra şöyle devam etti: Her kim bir bilgeyi ağırlasa; beni ağırlamış gibi olur. Her kim beni ağırlasa yüce Rabbi ağırlamış gibi olur. Ve dahi der ki: Bilgelerin eti zehirlidir. Her kim onu yese ölür. Yani; onların kötülüğünü söylese ve her kim kokulasa hasta olur, dedi. Bilgenin artıklığı - ibadet eden kişiye- geri kalan yıldızlar üzerine, ayın ondördü gibidir. Her kim bilgelik öğrenmek isterse; o kişinin eksikliğini büzmek tüm müslümanların yapması gereken işidir; ve şöyle devam eder: —kim bir bilgeyi yererse; yüce Rabbi yermiş gibi olur. Ve dahi her kim bir (s.393) bilgeyi severse ve de bilgeleri sevse; o kişinin suçları yazılmaz. Ve benim halkımın bilgeleri, Ben-i İsrail kavminin peygamberleri gibidir.

Yaşlıyı seçkin kılıp ağırlayan; yüce Rabbi ağırlamak gibidir.Ve dahi diyor ki: —Her kim müslümanlık içinde bir kıl ağırtsa; o kişiye “Diriliş Günü” bir ışık olur. Her kim kendinden büyüğe hürmet etmese ve kendinden küçüğü esirgemese; o kişi bizden değildir, dedi. Sonra: —Her kims esirgemezse onu da esirgemezler. Ve dahi der ki: —Hasta kişinin yaptığı şey Tanrıyı anmak ye- rine geçer. Her kim hasta kişinin önüne gitse; ona iyilik dilesin. Çünkü me- lekler emindiler. Ve de şöyledir: —Hastalar güne sadaka ile, dua ile çaredir. Dua etmek en iyi tapınmaktır.


Halife Ebu Bekr’in bir dua istemesi:

Bu duaların en çabuk kabul edileni, bir kişinin bir kişi ardından dua et- mesidir. Her kim kendi nefsine dua etmiş olsa; tüm müslümanları bile anması gerekir. Yüce Rab çok dua edenleri; yani duasında çok yalvaranları sever. Bize bildirildiğine göre İnananların emiri Ebu Bekir Sıddık (r.anh.) şöyle dedi: — Ey Allah’ın elçisi! (s.395) bana bir dua öğret ki, namazımda o duayı okuyayım. Peygamber dedi ki: —Ya; bu duayı oku: “Allahümme innî zalemtü nefsî ke- sîran ve lâ yağfiru’z-zünûbe illâ ente feğfirlî mağfiraten min ‘indike, verhamnî inneke ente’l-ğafûru’r-rahîm”(1). Peygamber (a.s.) diyor: —Her kim “Allah’tan gayrı Allah yoktur” derse; cennete girer ve de bir hadiste diyor: -Her kim “Al- lah’tan başka Allah yok” derse; o kişiye cennet vacip olur. “Âmennâ ve sad- daknâ” (İşittik ve inandık) sonra bu kitabın sonunu duayla ve “Allah’tan başka Allah yok!” kelimesiyle bitirene ümit odur ki, yüce Rab “Allah’tan başka Allah yoktur!” Son anda hepimizin alnında “Allah’tan başka Allah yok!” Gönlünde ve dilinde “Allah’tan başka Allah yoktur!” kelimesi sabit etsin, yüce Allah inşa etsin. Kabul et, ey Alemlerin Rabbi! (s.397)

İdris peygamber’in (a.s.) öyküsünü açıklar:

Önceden gelmiş geçmiş (olaylar) içinde şöyle bir rivayet vardır: İdris peygamber (a.s.) Pazartesi günü göğe indi. Nitekim yüce Rab buyurur. Ama; İdris’in adı Uhnûh(2) idi. O denli ilim ve ders okudu ki, yüce Rab onu! İdris diye adlandırdı. Nitekim “Vezkur fi’l-kitâbi idrîs, innehû kâne sıddîgan nebiyyâ ve rafa’nâhu mekânen aliyyâ”(3). Rivayet ediliyor ki, İdris peygamber terziydi. Günde bir gömlek dikiyordu. Bir iğne batırdığında bir kez Allah’ı anıyordu. Bu ne zaman biterse; o zaman işine gidiyordu. Eliyle bir hediye almıyordu. Bununla her gün şu (s.399) kadar ibadet ediyordu ki, tüm Ademoğulları ibade- tince son derecesi şuna yetişti. Ölüm Meleği (Azrail) onu ziyaret etmeyi isteyip yüce Rab’den izin istedi. İdris peygamberi ziyaret etmeye geldi. İdris pey- gamber gündüz orucunu tutuyordu ve gece yarısı namazını kılardı.

(1)“Allah’ım! Şüphesiz ben nefsime çok zulmettim; günahları bağışlayacak olan yalnız Sensin. Öyleyse katından bir af ile beni bağışla. Bana merhamet et. Çünkü bağışlaması ve rahmeti çok olansa- dece Sensin, (2)Uhnuh: Hz. İdris (Müderris), Babil doğumlu peygamberdir. Kur'an'da adı geçen Şit aleyhisselam'ın oğludur; sebkat (sebkiyât C.): geçme, ilerleme. Kur'an'da Hz. İdris adı iki defa geçmekte- dir. Hz. Adem'in altıncı kuşaktan torunudur. İnsanoğluna Allah tarafından gönderilen üçüncü peygamber Hz. İdris aleyhisselamdır. Kitab-ı Mukaddes’te “Honuk” olarak geçer, (3) “Kitap'ta İdris'i de an. Doğrusu o, doğruluğun timsali bir peygamberdi. Onu yüce bir makama yükselttik” (Mer. S, 56-57).


Orucunu açsa, bir melek Cennet’ten ona yemek getirirdi. O da iftar ederdi. Bir gece Azrail insan bedeninde geldi. İdris peygambere konuk oldu. İdris önüne yemek getirdi. Ama ondan yemedi(1). İdris sabaha dek namaz kıldı; hiç yatmadı. Acaba insan mıdır, melek midir? Bilmedi! Konuğuna şaşırdı! Sabah oldu.

Azrail ile İdris’in gezintisi:

Azrail dedi ki: —Ey İdris(2) gel dışarı çıkalım, bir saat gezinelim ki, gö- zümüz gönlümüz açılsın. İdris yüreğinde (kalben) dedi ki: Konuktur; tabii ki, hürmet gerekir. Ona: —Öyle olsun, dedi. Ondan sonra ikisi kırlara çıktılar. Giderken bir ekine eriştiler. O ekin biçilmeye erişmişti. Azrail şöyle dedi: — Ey İdris! Gel bu (s.401) buğdaydan ufalayıp yiyelim. İdris dedi ki: —Şaşılacak bir şey!.. Sen dün helal rızık yemedin; bu gün haram mı yiyelim, diyorsun? Sonra o ekinden geçtiler bir bağa eriştiler. Azrail dedi: —Ey İdris! Gel üzüm yiyelim. İdris dedi ki: —Bundan gayrı ne yapalım? Oradan da gittiler, bir koy- una rastladılar. Azrail dedi: —Ey İdris! Gel bir koyun tutalım, söğüş yapalım ve yiyelim, dedi. İdris yüreğinde (kalbinden),“Bu bildiğim bir insanoğlu de- ğildir”, dedi ve şunu söyledi: —Ey yoldaş! Tanrı’nın yüce hakkı için bana de: Sen kimsin? Ben bu şekilde bir insanoğlu görmedim, dedi. Azrail: —Ben meleğim, dedi. İdris: —Hangi meleksin? Azrail şöyle yanıt verdi: —Ben o meleğim ki, tüm insanların canını alırım. İdris korktu ve dedi ki: —Sen bu gün benimleyken hiç kimsenin canını aldın mı? Azrail dedi: —Bu dünya benim önümde şöyledir. Bir saatte bin canlının canını alırım; hiç işitmedin mi? Dedi. Sonra İdris şöyle yanıt verdi: —Benim önüme can almaya mı gel- din? Azrail dedi: —Yok! Seninle kardeş olmaya geldim. İdris dedi ki: —Ey Azrail! Ben seninle ancak benim canımı aldığında kardeş olurum. Ben can acısını bileyim (s.403) ve sonra benim canım için tenime giresin ki, ben “ölüm şerbetini” tadayım. Böylece daha iyi itaat ederim. Azrail dedi: —Ben bu işi izinsiz yapmam. Ondan sonra yüce Rabten diledi ve yüce Rabten izin geldi, İdris’in canını aldı. Ancak ondan sonra Azrail yüce Rab Hazretine dua edip yalvardı ki, yüce Rab, İdris’in canında geri tenine girdi ve diri gördü. Ondan sonra Azrail, İdris’i öptü ve gitti. Çok özür diledi ve şöyle söyledi: —Ey kardeşim! Can acısını nasıl gördün? Dedi: —Ben öyle gördüm ki; canavarların derisinin yüzünden daha katı gördüm, dedi.

(1) Bkz. Apok.Tob.12/23“Ben sizinle olduğum sırada yemiyor, içmiyordum; ama size böyle gö- rünüyordu”, (2) Hz.İdris (a.s.): Babil tarafında doğduğu rivâyet edilir. Kuran'a göre o, Adem ve oğlu Şit'ten sonra gelen üçüncü peygamber İdris'tir. Kalemle yazı yazan ve elbise diken ilk insan odur. Şit aleyhissela mın torunlarındandır. Asıl ismi Ahnûh veya Hanûh'-tur. Kur'ânda İdrîs diye bildirildi.

 

Tanrı hakkı için seni hak peygamber yapan uğruna; seni sevip sana aracılık ettim. Böyle can almaktan başka, hiç kimseye böyle davranmadım, dedi. İdris dedi ki: —Ey kardeşim! Senin önünde bir dileğim daha var. Biri beni Cehennem kapısına götürsün. Ben cehennemi göreyim ve onun korku- sundan daha iyi Allah’a tapınayım. Azrail dedi ki: —Ben bunu izinsiz yapa- mam. Ondan sonra yüce Rabten diledi ve İdris’i gönderdi. Göklerde ve yerde Cehennemin acayip neyi varsa gösterdi. Ondan sonra dedi ki: —Ey kardeşim! Senin önünde bir dileğim daha var. (s.405)

Hz. İdris cennet içinde:

Beni cennete koysun ki, onların nimetlerini göreyim. O adımız ile daha iyi tapınayım. Azrail yanıtladı: —Ben bunu da izinsiz yapamam. Ondan sonra yüce Rabten izin aldı. İdris’i cennet kapısına gönderdi. İdris Cennetin içine baktı ve: —Ey kardeş ben ölüm acısını gördüm ve cehennemi gördüm bağrım kurudu. İzin ver gireyim Cennet şertbetinden içeyim. Azrail şöyle yanıtladı: - Var gir! Ama bir şartla; çok gecikmeyeceksin. İdris söz verdi ve cennete girdi. Papucunu bir ağaç dibine koydu. Yine gelip şöyle dedi: —Ey kardeşim papu- cum içerde kalmış; unuttum! Gene gireyim, dedi. Sonra Cennete girdi ve bir taht üstünde oturdu. Artık çıkmadı!... Azrail dedi ki: - -İdris! Gel dışarı çık. O zaman tüm insanlardan kimse de inlesin. İdris dedi: —Neden çıkayım? Yüce Rab diyor ki: “Küllü nefsin zaiketü’l mevt”(1) Yani; “Tüm insanlar (herkes) ölüm acısını tadacaktır.”(2) Öyleyse ben ölüm acısını tattım; ve yüce Rab şöyle diyor: “Ve in minküm illâ vâridühâ”(3). Yani; herkes cehennemi görecektir. Ben kendim herkesi gördüm; dahi yüce Rab buyurur “Ve mâ hüm minhâ bi mühre- cîn”(4) Yani; her kim cennete (s.407) girse, artık çıkmak yoktur. Öyleyse; ben cennete girdim neden çıkayım? Ondan sonra yüce Rab şöyle konuştu: —İdris’i bırak. Ben başlangıçtan buna karar vermiştim ki, İdris herkesten önce cehen- nemi görsün ve herkesten önce cennete girsin. Böylece bunu söyledi.

Âlemin Dürüstü Cersis Peygamber’in (a.s.):

Ve Alemin dürüstü(1) Cercis peygamber’i (a.s.) salı günü şehit ettiler. Onun hikayesi şöyledir: Eski zamanlarda bir kral vardı. Onun adı Dadıyana idi. Rivayete göre Cercis peygamberi yetmiş kez öldürdüler. Yüce Rabbin kud- retiyle yine dirildi. Diğer bir rivayete göre de bin kez öldürdüler. Yüce Rab kudretiyle gene dirildi. Buna sebep şu oldu: Cercis Filistinde idi. O kral da Filistin şehrindeydi.
(1) Âl-i İmrân S., 185, (2) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur” (Meryem S., 71.),
(3)Ve oradan hiç çıkarılmayacaklardır” (Hicr S., 48).

 

(s.409)

Hz. Cercis’e yapılan akılalmaz işkenceler:

Cercis(1) peygamber Dadıyana’ya geldi; dedi ki: —Bu put Tanrılığa ya- ramaz. Bu yüzden gözü görmez ve kulağı işitmez. Hiçbir şey bilmez, kimseye bir yarar sağlamayan taş parçasıdır. Canı yok, aklı yok; tüm varlığı boş(2) şeydir. Ama Tanrı odur ki; görür, duyar ve her şeyi bilir. Yeri-göğü O yarattı. Herkese o rızık verir ve tüm güçlere egemendir. Tüm insanlara o rızık verir; çünkü “O” Tanrı’dır. O’nun yarattığı insanların en alçağı sensin. Gel bu dinden dön ve öbür Tanrı’ya inan. O’na kulluk et dedi. Dadıyana şöyle yanıtladı: - Çünkü o Tanrı’nın nimetleri senin önünde yokluktur, görünmez. Ama benim nimetim benim kölelerimin önündedir. Cercis: —O nimetin sonunda ölüm var olacak. Sonra başka kişilere kalır. Ama; Cenneti’in nimeti hiç kimseye eksil- mez, tükenmez, solmaz ve geçip gitmezdir. Ölüm ve hastalık yoktur. Böylece sözler uzadı. O kötü kral, Cercis’i tutmalarını emretti. Tutup bir ağaca astılar ve üstüne sirke kaynatıp döktüler. Bir de demir tarakla etini ve sinirlerini taradılar. Bu şekilde işkenceyle öldürdüler. Yüce Rab! O saat içinde kudretiyle diriltti ve herkes (s.411) geri geldiğini gördü. İleriye doğru gidip korku veren yüzüyle öne doğru geldi ve dedi ki: —Ey! İmansızlar işitin: “Allah’tan başka ilâh (Tanrı) yoktur”. Gene o melun emretti. Altı demir getirdiler, ateşle kız- dırdılar Kızgın metalı onun her yerine vurdular. Bir kazık da başına çaktılar. Beyni kaynadı ve çıktı. Eline iki kazık, ayağına iki kazık çaktılar. Yüce Rab! Bir meleğe o kazıkları çeksin diye buyurunca, onları çekti Cercis (a.s.) orada durdu. Bedeninden bir kıl bile düşmemişti. O kötü kralın önüne geldi ve “Al- lah’tan gayrı ilâh yoktur”, dedi. Kral büyük bir kazan getirmelerini emretti. Cersis’in elini, ayağını bağladılar ve o kazana koydular. Altında ateş yaktılar. Yüce Rab, o kazan içinde tatlı mı tatlı bir su çıkardı. Şöyle ki; Cercis’in bed- eninden bir kıl bile düşmedi. Yine o kazan içinden güzel bir şekilde çıktı, geldi ve dedi ki: —Ey imansızlar! Allah’tan başka ilâh yoktur!. O kötü kral Cercis’i önüne getirmelerini emretti ve ona: —Benim sana yaptığım bu işkencelerden hiç sıkıntı ve acı duymadın mı?

(1)Circis (Cercis) (a.s.): Taberi tarihine göre İsa (a.S.)’dan sonra gelmiş ve Filistinde yaşamış, onun şeriatı ile amel etmiş olan bir peygamberdir. Yedi sene içersinde tebliğde bulunarak çok işkencelere maruz kalmış, müteaddid defalar öldürülmüş ve mu’cize ile dirilerek tekrar tebliğ vazifesine devam etmiştir. Kendisine düşmanlık eden kavim ateşle helâk edilmiştir. Nihayet Cercis (a.s.) sonunda şehid edilmiştir. Kaynak: Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat; Türdav 1992, (2) bkz. benzer sözler Apok- rafiler; Yeremya’nın Mektubu: “15*Böylece onlardan korkmayın. Çünkü bir insanın kabının kırılıp yararsız olduğu gibi; onların putları da böyledir”.


Cercis şöyle dedi: —O Tanrı ki, göğü havada ve bunun gibi suyu üstünde saklar. Eğer (s.413) beni senin işkencelerinden koruduysa; buna şaşmamak gerek. O gazabı sen yaparsın: ama O def eder. Eğer O bir gazap etse; onu kim def edebilir? Dadıyana korktu ve dedi ki: —Bu halk beni yok edebilir! Tekrar Cercis’i tutmalarını emretti. Yine kalenderlere(1) götürdüler ve dört kazığa ger- diler. Bir mermer taş direği kırk kişi getirdi ve karnı üzerine koydular. Geceye dek öyle durdu. Gece olunca yüce Rab; bir meleğe: “O benim kulumu, bu cen- dereden kurtarın; yemek ve şarap (içecek) iletin ki, onun karnı açtır. Bizden ona iyilikler ve selamlar ilet ve onu güçlendir. Sen yedi yıl bu belalarla olacaksın; sonunda da şehit olacaksın” diye  buyurdu. Ondan sonra o melek, o kazıkları elinden kurtardı ve Tanrı’nın selametini verdi. Cennet’ten yemek ve şarap(2) getirdi. Cercis yedi ve içti. Ondan sonra durup, o kötü kralın önüne geldi. Yine; “Allah’tan gayrı Allah yoktur!” Dedi. Dadyana: —Sen Cercis misin? diye sordu. Cercis: —Evet. O kötü kral da şöyle söyledi: —Seni zin- dandan kim çıkardı? Cercis: —Yeri, göğü; yaratan; bütün âlemin Tanrısı çıkardı. Sonra o kötü kral emredip (s.415) Cercis’i tuttular ve ağaca gerdiler. Testereyle başından ayağına kadar ikiye biçtiler. Aslanlara attılar(3). Yüce Rab aslanlara buyurunca; Cercis’e secde ettiler ve onu beklediler. Yücelerden Rab, ona bir meleğin yemek getirmesini buyurdu ve getirip şöyle dediler: —Ey Cer- cis! Yüce Hak buyuruyor ki, yarın imansızların bayramıdır. Onları bana çağır, benim dinime davet et. Cercis onların önüne gitti ve onları dine davet etti. O kötü kral şöyle dedi: —Seni parça parça edip, aslanlara bıraktılar; ölmedin mi? Cercis: —Evet. Yüce Rab, bir daha gördü. O Tanrı’ya niçin tapmıyorsun ki, böyle güçlü bir Tanrı’dır, dedi. Tüm imansızlar, onun pireliğinden usanıp uyuştular. Ve onun hakkında şöyle dediler: “Bu güçlü bir büyücüdür! Bizim gözümüzü bağlıyor!”. O kötü kral da tüm cadıları topladı ve onlara dedi ki: - Eğer siz bu Cercis’in kötülüğünü benden def ederseniz size çok şey veririm. Cadılar(4): —Eğer isterseniz biz onun işini bitiririz, dediler. Dadyana: —Siz böyle diyorsunuz ama; bana bir işaret gösterin ki, onunla galip geleceğinizi bileyim, dedi. Ondan sonra o cadıların en büyüğü bir öküz kestirdi ve o öküzün kulağına sihir okudu.

(1)Bkz.kalenderlere(dünya işlerini yapan vazifelilere...), (2) Bkz.mahn: imtihan etmek; cendere,
(2)Şarap “şurb’dan gelir. 1. kelime anlamı içilecek şeydir; 2. kelime anlamı şarap (bâde, mey). Alkollü şarap(içilecek şey) ise; daha çok hamr ile birlikte söylenir: bkz. Apokrafiler Ekl. 31/33 “Münâsib ve ki fâ yetli şurb-i hamr kalbe sürur ve hübur vėrỉr”. burada kastedilen “şurb-i hamr” alkollü içki olan şaraptır.
(3)bkz. Apokrafiler: Bel ve Ejderha Hik.31*Onlar dahi ȯnủ arslan mağârasına atdılar, (4) câzû: cadı, büyücü. bkz.benzer sözler. Tevrat: Çık.7/11*Firavun da bilge kişilerive büyücüleri çağırdı.

 

(s.417)

Büyücülerin Cercis’e inanmaları:

O öküz iki parçaya ayrıldı ve her parçası bir öküz oldu. Boynundaki boyunduruğa tohum ekti; bir anda içinden buğday bitti. Baş veziri geldi. O cadı o saat onu biçti, döğdü, öğüttü ve ekmek yapıp yedi. Tümünü halka sun- dular ve bir saat içinde hepsini yediler. O kötü kral sevindi. Ondan sonra o cadı temiz bir su getirdi. O suya bir şey okudu; Cercis’e verdi ve içmesini söyledi. Cercis o suyu aldı ‘bismillah’ “Allah’ın adıyla” dedi ve içti. O cadı şimdi kendinizi nasıl görüyorsunuz? Dedi. Cercis: —Tanrı’yı görüyorum, dedi. Bu yüzden diyorum ki, yüce Rab; kendi yüceliğiyle su verdi, içtim. Çoktandır böyle tatlı su içmemiştim. Sonra cadı dedi ki: —Ey kral! Bu cadılık savaşında kendi cinsim ile kalsaydım(1) onunla beraber olurdum. Ama; dünyaları yaratan Tanrı ile beraberlik kılamıyorum. Ondan sonra Cercis: “ ilâhe illellah” (Al- lah’tan gayrı Allah yoktur!), dedi. O saat yedi bin cadı iman etti. Ondan sonra Cercis’in şanı İsrailoğulları içinde söylenir oldu.

Cercis’in bir kadının sığırını diriltmesi:

Bir kadın gelerek şöyle söyledi: —Ey Tanrı peygamberi! Ben yoksul bir kişiyim. Bu dünyada tek bir sığırım vardı (s.419) ve benim geçimim o sığır- dandı. O sığırım öldü. Eğer sen dua edersen; yüce Rab o sığırımı... derken (daha sözünü bitirmemişti); Cercis değneğini o kadının eline verdi ve dedi ki:
—Git o sığırın tırnaklarını bir yere topla ve benim değneğimle vur ve şöyle de: “Yüce Allah’ın izniyle gel”. O kadın dedi ki: —Zaman geçmiştir, o büyük sığırdan ve onun tırnaklarından hiçbir şey kalmamıştır. Cercis: —Sen ne çok biliyorsun? Bunu yap, kaygılanma ki, yüce Rabbin her şeye gücü yeter. O kadın bunu işittiğinde gitti; ama boynuzundan ve kuyruğundan başka hiç bir şey bulmadı. İkisini de bir yere koydu ve Cercis değneğiyle vurdu. O saatte yüce Rabbin kudretiyle o sığır geldi ve bayağı iyiydi. Evet o kentin büyükle- rinden bir kişi oradan geçiyordu. Onu gördü ve olanları gidip Dadyana’nın önünde şöyle anlattı: —Ey halk! Bu acayip mucizeleri görüyorsunuz ve Cer- cis’e inanmayıp cadıdır dersiniz. Hangi cadı(1) ölümü kendisinden uzaklaştırır? Onlar: —Meğer seni bile çağırmadıysa şaşılır. O kişi de şöyle yanıt verdi: — Yoldan çağırmadı, belki bana yol gösterdi ve o saat hemen iman etti. Dört bin kişi de ona uyarak iman ettiler. Ondan sonra Dadyana onlardan birinin kızgın metalle ve bir çeşit azapla öldürülmesini emretti.

(1)Bkz. benzer sözler; İncil Mat.12/26 “Eğer Şeytan Şeytanı çıkarırsa; kendine karşı geldiğinden yönetimi nasıl durabilir?”, Ekl. 17/11 “Kendilerinin ölümlü olduğunu unutmasınlar.”


(s.421)
Öldürdükten sonra o kavimden büyük, hürmet edilen bir kişi vardı; geldi ve şöyle söyledi: —Ey Cercis! Bu sözü kime söylersin? Buna bir delil göster. Cercis: —Ne dilersen; o kişileredir. Bizim meclisimizde dört kürsü var. Bun- lardan herhangi biri bir ağaç cinsindendir. Eğer gerçekten peygamberden isen; o kürsüler ağaçları ekildiği gibi kendi cinsine döndürsün, yaprak ve yemiş ver- sin ve yemiş giyindin. Tâ ki, biz yiyelim. Cercis dedi ki: “Alellahi yesîrun”(1). Yani yüce Allah’a (kolay) gelendir, dedi. Dua etti, o anda ağaçlar ardındakiler gibi oldular. Onlar şöyle dediler: —Bu büyük bir cadıdır (sihirbazdır).

Dadıyana’nın ‘içi boş’ Bakırdan bir Sığır(2) yaptırması:

Ondan sonra melun (kötü) Dadıyana bakırdan bir sığır yapmalarını em- retti. Bunun içine ateş közleri, ham petrol ve katran koydular. Cercis’i de onun içine attılar. Yüreği üzerine kükürt koydular ve o sığırın içine ondan attılar. Ateş yaktılar. Yüce Rab bir buluta buyurdu ve yıldırım şakırtısı gibi oldu; hiç kimse gündüzle geceyi seçemedi. Yüce Rab, Mikail’e buyurdu ki, o bakır nes- nenin olduğu yere gitti. Öyle ki, onun çatladığını tüm Şam ili işitti. (s.423) Onu duyan herkes öldü. Cercis sağ-salim onun içinden çıktı. Bir kılına dahi zarar gelmemişti. Yine o imansızlar yanına geldi ve şöyle dedi: —Yüce Rabbin bilgeliğini ve gücünü gördünüz mü? “Allah’tan başka Tanrı yoktur” deyin! Onlar da şöyle dedi: —Ey Cercis! Bizim bu mezarlık içinde ölülerimiz var. Biz onlarla övünüyoruz. Eğer sen onları diriltirsen sana inanırız. Cercis dedi ki: —Yüce Rabbe kolaydır.

Mezarları açtıklarında hepsi çürümüş dağılmıştı. Cercis dua etti. On dokuz ölüyü “Hamde Layık Yüce Allah” diriltti. Bu ölüler arasında bir karı koca vardı ve adı Bobil idi. O adama Cercis şöyle sordu: —Ey şeyh! Sen dü- nyadan gideli kaç yıl oldu? —Dört yüz yıl oldu, dedi. Bu şekilde şaşırdılar! Ve o şehir içinde bir karı koca vardı. Onun gözsüz, sağır, dilsiz ve elsiz bir oğlu var idi. O kötü kral yine emredip Cercis’i tuttular ve o kadının evinde zindana koydular. O ev içinde bir direk vardı. Bütün ev o direk üzerinde du- ruyordu. Cercis dua etti ve direk köklendi. Kökü yere girdi, budaklandı. Dü- nyada ne çeşit yemişler varsa; hepsi o ağaçta bitti. O kadın onu gördü ve iman edip: —Ey Cercis! (s.425) dua et ki, benim oğlum da iyileşsin.

(1) Şüphesiz bu, Allah´a göre kolaydır (Hadîd S., 22; Ankebût S., 19. ), (2) Antik Yunanda en kötü ölüm cezası alanları, bakır veya dökümden yaptıkları bir sığır içine koyarlar ve altından ateşle yakarlardı. Buna Grekçe “Holokastos” (tamamen yanmış) derlerdi.

 

Cercis’in tükürükle bir körü sağaltması:

Cercis onu önüne aldı ve elleriyle ağzındaki tükürükten(1) onun gözünü sürdü. Hemen gözleri açıldı. Bir soluk da kulağına üfledi; işitir oldu. Ondan sonra kadın: —Ey Cercis! Eli, ayağı için de dua et. Cercis: Onun vakti de gele- cek. Bu olayı Dadıyan’a bildirdiler. Emretti ve o evi yıktılar. O ağacı kesmeye yeltendiler. O ağaç kurudu ve bayağı gibi oldu. Sonra Cercis’i tuttular ve demir kazıklarla yere diktiler. Ondan sonra demir bir kağnı(2) getirdiler ve ona ağırlık yüklettiler. Sonra Cercis’in üzerinde yürüttüler. Cercis onun altında parçalandı. Bütün vücudunun parçalarını toplayarak bir ateşte yaktılar ve külünü denize savurdular. Bir ses işittiler: (s.427)

Cercis’in “Anka kuşu” gibi küllerinden hayat bulması:

Ey deniz! Yüce Tanrı o külü sakla. Biz onu yeniden görmek istiyoruz, buyurdu. O zaman bir rüzgar koptu ve o külü denizden çıkardı. Yüce Rab, Cercis’i onların önünde yine gördü. Sonra şöyle söylediler: —Ey Cercis! Bi- zimle birlik ol ki, seni dinleyelim. Cercis: —Ne diyorsunuz? Onlar: -Bizim putumuza secde et. Biz de senin dinine girelim. Cercis: —Haşa ki! Ben puta secde edeyim. Ondan sonra Dadyana, Cercis’e şunu dedi: —Benim evime gel Çünkü sen bizden çok acılar çektin diyerek onu azarladı. Ve Cercis onun evine gitti. Sabaha dek namaz kıldı, Mezmur(3) okudu. Hoş o dinde Dadıyana’nın karısı vardı. Yüce Rab onun gönlünü yumuşattı, inkârcılığın sapkınlığı gitti, ağlayarak Cercis’in yanına geldi ve iman etti. Sabahleyin şehrin içinde (s.429) herkes: “Cercis mala aldandı ve gidip puta taptı” dediler. Ondan sonra Cercis dışarı çıktı. Babası o dilsiz oğlanı sırtına almış gidiyor gördü. Cercis dedi ki:
—Ey çocuk! cevap ver. Çocuk şöyle cevap verdi: Buyur ey Allah’ın elçisi! Cercis: - Putların olduğu eve gir ve o putları bana çağır. Çocuğun ayakları tut- maz (felçli) iken, yüce Tanrı’nın kudretiyle yürüyerek o eve girdi. Yetmiş put vardı. Aralarında adı “Eflasun” olan büyük bir put vardı ki, kızıl altından yapılmıştı. Onu bir taht üzerine oturtmuşlardı. Oğlan şöyle dedi: —Ey putlar! Cercis sizi çağırıyor. Hepsi dışarı çıkmış başları yerdeydi ve Cercis’in önünde yere kapaklandılar. Cercis ayağını yere vurduğunda, tüm putlar yere geçtiler.

(1) Yar: Esk. Trk.; tükürük. Teşbih: Hz. Muhammet’in Hayber fethi sırasında Hz. Ali'nin ağrıyan gözlerine tükürüğünden sürerek iyileştirdiği rivayet edilir. Başka bir benzer konu: İncil; Yuh. 9/6 “İsa bunları söyledikten sonra yere tükürdü ve bir çamur topağı yaptı. Sonra bunu körün gözlerine sürdü.” bkz. Markos 8 /23 benzer kelimeler “O da körü elinden tutup köyden dışarı çıkardı ve gözlerine tükürüp ellerini onun üzerine koyarak ona: —Bir şey görüyormusun? Diye sordu, (2) Osm."demir kanlı" (demir kağnı arabası), (3) Hz. Davut’un Mezamiri(Mezmurlar Kitabı).


Nihayetinde Cercis’in şehit edilmesi:

Dadıyana’nın eşi köşkün üstünde yukarıdanşöyle bağırdı: —Ey kavim! Kendi nefsinize zulm etmeyin. Bakın putlarınız (s.431) nasıl yere geçtiler?! Gelin Cercis’e inanın ki, sizler de yere geçmeyesiniz. Dadıyana eşine: —Yedi yıldır Cercis bana acayip şeyler gösteriyor; ama ben ona inanmıyorum. Sen bir gecede inandın mı? Dedi. Eşi de şöyle cevap verdi: —O senin bedbaht- lığındır ki, ona inanmıyorsun. Dadıyana da kadını tutuklamalarını emretti. O kadını tuttup bir ağaca astılar. Ağaç üzerindeyken bir kez güldü ve canını verdi. Cercis başını göğe kaldırıp şöyle dua etti: —Ya Rabbi! Yedi yıldır bu acıya katlanıyorum. Artık gücüm kalmadı, bana şehadet ve kendi azabını bu kavme azalt. Çünkü onlar sana inandılar. Onları imanında tut, dedi. Cercis duasını bi- tirince bir ateş koru geldi ve kavmin üstüne yağmaya başladı. Ne zaman ateş ısısı ( s.433) o imansızlara geldi, kılıçlarını çektiler. Cercis’i parçaladılar. Cercis (a.s.) kendi duasıyla şehit oldu. O imansızların üstüne ateş yağdı. Hepsi yok oldular. İnananların tümü kurtuldu. Alemlerin Rabbi sevap versin.

Yaratılan şeylerin acayip hikayesi: Yaratılan şeylerin acayip hikayesi kitabında Adem peygamber’in (a.s.) türbesi Serendip dağındadır(1). Adem (a.s.) altmış arşı idi. Kırk arşını kurudadır, Yirmi arşını denizdedir. Her zaman de- nizdeki yabanıllar onun ziyaretinden boş bulunmazlar. Ama hiç kimse kurudan ziyaret kılmaz. Eğer biri ziyaret için çabalarsa, yaratılmışı nasılsa, o yaratık taştan yabanıllaşır. Kimi merkep, kimi deve, kimi sığır ve kimi koyun gibi olur. Yüzü (s.435) doğudan yana, ardı batıdan yana. Sağ eli ağzında, sol eli so- nunda. Tam işaret ediyor gibi, Âdem türbesi üstünde bir ağaç var. Yetmiş hün- nap(2) gibi budaklarından su damlatır. Onu içen çok yaşar ve de şunu bilmez: O arada tekkeler var, içinde sandıklar var. Taştan dökmeleri içinde her mil- letten olan hangi Hintli Âdem türbesini ziyaret etse, o tekkede kalırlar. O hü- crelerinden çıkmaz ve giysi giymezler(3). Acayip bir şey de Davut peygamber (a.s.) türbesidir. Ne zaman Davut peygamber dünyadan göçtü, Süleyman’a (a.s.) gelip misk getirdiler. Herkes misk kokularını Davut türbesi üzerine bıraktı. Ve halâ misk kokuyor. Dedi ki: “Tüm dünyada nice kuşlar misk kokar.”

(1) Serendip: “Yüce Allah, Hz. Âdem’i Hindistan’ın Serendip adasında Nud adı verilen bir dağın tepesine, eşi Havva’yı da Cidde adı verilen bir kasabanın çevresine indirmiştir, (2) Bkz. unnâb = hünnap; çiğde: Bir dikenli ağacın kırmızı kabuklu, sert çekirdekli, iri zeytin biçiminde ve büyüklüğünde, güzün olgunlaşan yemişi.“Ölümsüzlük mey vesi” diye bilinir, (3) Bkz. Evliya Çelebi sefer alaylarını anlatırken, resmi geçitlerde bir tarikata mensup üryan/çıplak dervişlerin de o törenlere katıldıklarını anlatıyor.


(s.437)
Dünyada ne kadar kuşlar varsa, tümü tövbe edip kırk gün kanatlarını gerip durdular ve yedi günlük yerde kaldılar. Kanatlarına güneş dokun- muyordu. Devlere, perilere kırk gün türbe yöresinde durmalarını buyurdu. Durdular ve yüz fersah yeri dopdolu doldurdular.

Harun ile Musa:

Acayip bir şey de odur ki, Harunla Musa (a.s.) ikisi bir mağaraya uğ- radılar. Orda bir mezar gördüler ki, kazılmış, kırkında yazılmış. Bu mezar kimin boynuna göreyse onundur. Önce Musa girdi rastlamadı, sonra Harun girdi ona rast geldi. Hemen o saat Azrail geldi ve canını aldı. O mezara koydu. Ondan sonra onu mezara koymak kural oldu. Musa (a.s.) şöyle yakardı: —İş bu ölüm iken, büyük bir şeydir. Katı sarp ve güçlü yarattın... Gaipten bir ses: “Ey Musa! Eğer istersen kıyamete dek dünyada kalırsın, dedi. Musa: —Ya Rab sonra nasıl olur? Bir ses: “Kalü teâlâ “Küllü nefsin zâikatü’l mevt ve küllü şey‘in hâliki’l vech” (Yüce Allah) şöyle buyuruyor: Yani: “Her nefis ölüm acı- sını tadacak ve herşey yok olacaktır”(1). Ama yüce Rab, sonsuza dek kalacaktır. Evet Musa dedi ki: —Sonunda öleceksek (s.439) dünyada kalmaktan ne fayda? Yüz altmış yıl yaşamı tamamlanmıştı. Azrail geldi ve çok sıkıldı. Yalvararak şöyle dedi: —Ya Rabbi! Sana bu kadar yalvardım ve senin önünde el pençe durdum. O denli ki, bu melekten büyüklük gördüm; ama senden görmedim.

Telattuf/lütuf vakti:

Cevap geldi: —Ey Musa! Bu lütuf vakti idi ki, ben seni çağırdım. Ben sana şöyle bir baktım; çünkü o inayet vaktiydi. İsrailoğulları içinde izzetliyi gönderdim. Ama şimdi yokluk vakti ve kahır yeridir. Hazır olan Azrail’dir; o birisi ki, güçtür. Hiç kimseye eziyeti görünmez, esirgemez ve mühlet vermez. Ey Musa! Sen ki, benim kulum, dostumsun. Onlar benden yüz çeviriri diye korkun. Ban şirk koşarlar ve “Yasak Meleği/çavuş”(2) hışımla ona gelir; acep onun hali ne olur? Musa (a.s.) buna uydu. Azrail ileri geldi ve Musa dedi ki:
—Ey Azrail! beim canımı neremden alırsın? Azrail: —Ağzından!... Musa: — Nasıl ağzımdan olur, sen kimsin? Yüce Rab bana yüceliği ile Tevrat verdi oku- dum. Tur dağında Tevrat okuyun(3); ağzımdan nasıl alırsın? Azrail  dedi ki:
-Kulağından alayım. Musa: —Ben küle gömüleyim... Birçok kez yüce Rabbin vahiy sözlerini duymuşum, nasıl alırsın?

(1) Bkz. benzer ifade; İncil I. Petrus 1/24”Çünkü her beden ot gibi ve insanın tüm şerefi otun çiçeği gibidir. Ot kurur ve çiçeği dökülür, (2) Serheng: çavuş, yasakçı, (3) “Tûr dağında Tevrît okuyun” sözü Manisa nüshasında geçmiyor.

 

(s.441)
Azrail dedi ki: —Ey Musa! Hiç içki içtiğin oldu mu? Musa: —Ey Azrail! Sen bu sözü nasıl söyleyebiliyorsun? Bana şu Tanrı hakkı için de. Kim denizi ikiye(1) ayırdı? Kim benim için ve halkı için “Kudret helvasını”(2) yağdırdı? Bir parça taştan on iki pınar(3) çıkaran kim? Bize kim kırk yıl kesin buyruk verdi? Ve Tur-u Sina’yı kim iki fersah büyük yaptı? Bana boyun eğsinler... Ve benim gibi kuluna birçok nimetler, ikramlar verdi. Ben geleyim diye beni duada çağırdı. Ben nasıl içki içerim? Dedi.

Azrail’in, Musa’nın canını ağzından alması teşbihi:

Azrail dedi ki: —Beri gel ağzını kokayım. Musa ağzını açarak ileri geldi ve hemen canını aldı. Musa (a.s.) teslim olup dünyadan Hazret’e nakl olundu. Tüm yerdeki ve gökteki melekler görkemlikle doldular ve şaşkınlıkla şöyle dediler: —Ya Rab! Amram(4) oğlu Musa senin dualarının yeri ve sözün idi. Gerçekten o öldü mü? Şöyle bir ses duyuldu: “Ey meleklerim! Benim sevgilim dünyaya gelecek ve o can acısını görecektir. Musa O’nun kapıcısı olacak ve onsekiz bin alemi O’nun dostluğuna yaratmışım. Ondan sonra melekler: — Tanrımız acaba o kimdir? Dediler. Yüce Rab (s.443) dedi ki: —O benim sev- gilim Muhammet Mustafa (a.s.)’dır. Evet Muhammet’in cisimlenmiş canını meleklere gösterdi. Tüm melekler bakıp gördüler ki, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’yle dört Halifenin (imamın) canlarını ve tüm peygamberlerin canlarını “Aleyhisselâm” için yüce Rab gösterdi. Kendi zatı ve salâvat getirdiğim yüce “Göğün Tahtı‘ndan” ve “Korunan Levha”dan tüm melekler işittiler. O yüce- likten bir hoş oldular. Çünkü kendilerine geldiler. Şu büyüklükleri ile evliya canları bile salâvat getirdiler ki, yer-gök ve “Göğün Tahtı” ile “Korunan Lev- ha” titrediler. Yüce Rab şöyle buyurdu: “Her kim beni severse, Muhammet’e “Salavat” (Allah'ın dua ve selamı onun üzerine olsun) getirsin. Yedi, kat yeri ve yedi kat gök, gök kürsüsü ve “Korunan Levha” senin cennetin idi. Tüm ce- hennem salavat getirdi. Melekler bu yüceliği gördüler. Ya Rab bizi O’nun dostluğuna bağışla, dediler. Şöyle bir ses geldi: “Ey meleklerim! Yüceliğim, kudretim hakkı için sizleri Cennette O’nun hizmetçisi yapıyorum, dedi.

 

(1) Bkz. Süleyman’ın Bil. 10/18*Onları Kızıldeniz’den geçirdi, derin suların ortasından götürdü, (2) bkz 2. Ezra 1/18*İnleyişinize acıdım da size bu ‘Kudret Helvası’nı (Man) yemek için verdim“; yerden beyaz mantar gibi biten ‘kudret helvası’ ve bıldırcın; bkz. Apokrafiler II- Ez.1/19 ile karşılaştırın, (3) bkz. Tevrat; Çık.15/27*Sonra Elim’e geldiler ve orada on iki su kaynağı ile yetmiş hurma ağacı bularak orada suların yanındakonakladılar, (4) İmran ailesi anlamına gelen “Âl-i İmrân”.


MUSA’NIN YAKARIŞ KİTABI

 

Ka'b-el Ahbar(1) (r.a.) şöyle der:
Musa (a.s.) peygamber (s.445) Tur dağına geldi. Cebrail (a.s.) melekleriyle karşıladı. O dağda ne türlü yabanıllar varsa, hepsini kovdu, uzaklaştırdı ve kendi iç odasına (halvetine çekildi) girdi. Çünkü Musa onu(2) gördüğünde bildi ki, yüce Rab onunla konuşmak ister. Ondan sonra Cebrail, Musa’ya Tur-u Si- na’ya(3) çıkmasını buyurdu ve dağa çıktı. Başında kara bir tülbent, ibadet cüp- pesi, ibadet şalvarı ve bir ibadet gömleği vardı. Başında da keçeden bir külah ile elinde değneği vardı. O dağa tüm melekler inmişti ki, yeryüzünde ne varsa her şeyi kaplamışlardı. Ondan sonra Cebrail, Musa’ya tülbentiyle yüzünü ve eteğiyle de elini örtmesini buyurdu. İki gözünden başka -yüce Rabbin pa- rıltısından- hiçbir şeyi görünmüyordu. (Cebrail) : —Yüce Rabbin sözüne kalk. Orada işittiğim yüce Rab diyor ki: —Ey Musa! Ben alemleri yaratan ‘Ulu Tanrı’yım. Benden başka Tanrı yoktur(4). Öyleyse O’na kulluk et. Musa şöyle cevâp verdi: —Ya Rab! Sen, senden başka bir Tanrı olmayan “O” Tanrısın ve ben senin kulunum. Yüce Rab dedi ki: —Ey Musa! Eğer kullarımdan beni çağıran yüz dört kişi olmasaydı, kendim kullarımdan (s.447) uzak kalırdım. Ey Musa! Eğer kullarımdan “Allah’tan başka ilâh yoktur” demeyen bir kulum olmasaydı, gökten bir damla yağmur yağdırmaz ve yerden bir yaprak ot bitir- mezdim. Ey Musa! Eğer kullarımdan bana ibadet edip, bana şirk (benzer) ge- tirmeyen olmasaydı, cehennemin kaynar sularını dünyaya sel gibi akıtırdım. Ey Musa! Eğer bana hamd edip, bana “Birdir” diyen kullarım olmasaydı ve onlara zaman tanımasaydım, yok olur giderlerdi. Ey Musa! Bana yakın olmak ve hoşnutluğumu ister misin? Hattâ sizin diliniz ve gözünüzün ak ile karası size ne denli yakınsa, sen de (Bana) öyle yakın olasın. Musa dedi ki: —Evet ya Rabbi! Benim de dileğim odur. Yüce Rab şöyle cevap verdi: “Öyleyse Mu- hammet’e çok salavat getir.”

(1) Bkz. S.9: d ? -652. Beni İsrail'in (İsrailoğulları’nın) meşhur alimlerindendir. Yemen Yahu- dilerinden olup, Tevrat hakkındaki geniş bilgisiyle meşhur olmuştur. Ehli Kitap nakledicilerinin en güve- nilir olanı kabul edilmiştir. İslamiyet'in ortaya çıkışı sırasında tahrif edilmemiş (bozulmamış) Tevrat'ın nüshasına sahip olduğundan, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e işaret eden ayetlerden örnekler vererek alimleri kabule teşvik etmiştir, (2) Tevrat; Çık. 3/4 “Allah çalının içinden ona: “Musa, Musa!” diye çağırdı, (3) bkz.Tevrat: Çık. 24/16 Rabb’in yüzü (celâli) Sina dağı (Tur-u Sina) üzerinde oturdu ve altı gün bulut onu kapladı; yedinci günde Rabb bulut içinde Musa’yı çağırdı, (4) bkz.Tevrat; Tesniye 6/4*Ey İsrail dinle! Allah’ımız Rab, Rab birdir( RabVahîd’tir).


Musa’nın heyacanı:

Musa (a.s.) Muhammet adını işitince, elinden Tevrat’ı bıraktı. Tevrat dokuz levha idi(1). Üç levhası göğe uçtu, altısı yerde kaldı. Yüce Rab, Muham- met gayretinden dedi ki: —Ey Musa! Sana ne verdimse al ve şükret. Musa elini geriye attı, o altı levhayı yerden aldı ve sonra şöyle sordu: —Ya Rabbi! Sana yakın olamadık; ama “salavatla” yakın olunduk. Yüce Rab şöyle cevap verdi: “Ey Musa! Muhammet o kişidir ki, eğer o olmasaydı(s.449)yeri-göğü, cenneti-cehennemi, ayı-günü ve geceyi gündüzü yaratmazdım. Eğer benzer melek, “Mürsel”(2) peygamber ve seni yaratmasaydım... Dedi ki: —Eğer Mu- hammet’in peygamberliğini onaylamasan ve ona “salavat” getirmesen, seni ateşte yakarım. Eğer İbrahim (a.s.) sevgili olursa, sen de...Musa cevap verdi:
—Ya Rabbi! Karar verdim ve tanık oldum ki, Muhammet peygamberindir ve birçoklarından daha büyüktür. Sonra çok “salavat” getirdi ve şöyle söyledi:
—Ya Rabbi! Önünde ben mi sevgiliyim, yoksa Muhammet mi? Yüce Rab cevap verdi: —Sen sözümsün, Muhammet sevgilimdir. Sevgili gelen, sevgili olur. Sen benimle Tur-u Sina’da karşılıklı konuşuyorsun. Muhammet ise gök üstünde konuşur. Musa şöyle söyledi: Ya Rab! Önünde İsrailoğulları mı daha sevgilidir, yoksa Muhammet’in halkı mı? Yüce Rab: —Ey Musa! Muhammet halkı benim önümde tüm milletlerden daha sevgilidir. Musa: —Ya Rab! Mu- hammet halkına ne çeşitl ödüllerle sevgilisin?

On türlü mucize nedir?

Yüce Rab şöyle cevâp verdi: -On türlü mucizeyle. Musa dedi ki: —Ya Rabbi! O on türlü mucize nedir? Yüce Rab dedi ki: —O Muhammet mucize- siyle, ikinci abdest mucizesiyle, üçüncü namaz mucizesiyle, dördüncü zekât mucizesiyle, beşinci Ramazan mucizesiyle, altıncı hac mucizesiyle, yedinci (s.451) cuma mucizesiyle, sekizinci Aşure günü mucizesiyle, dokuzuncu cennet Bahçeleri mucizesiyle, onuncu mesçit yapmak mucizesiyle. Musa: —Cennet bahçesi nasıl bir şeydir? Yüce Rab dedi ki: —Cennet bahçeleri bir ilim mecli- sidir. Yani Cennet bahçeleri demek olur. Musa: —O ilim meclisinde ne zik- rederler? Yüce Rab: —Ey Musa! Muhammet’in halkının alimleri benim bağışlamamı söylerler ve benim azabımdan kullarımı korkuturlar.

(1) Bkz. Tevrat; Çık. 31/18*Böylece Musa Sina dağında konuşmasını tamamladığında Allah’ın parmağıyla yazılmış taş levhaları olan, iki tane(?) tanıklık levhalarını ona verdi, (2) mürsel kelimesi terim olarak “Tâbiî’nden bir râvinin, kendisiyle Hz. Peygamber arasındaki sahâbînin ismini atlayarak naklettiği hadis” mânasına gelir.

 

Geri kalanlar ilim meclisinde otururlar. Eğer onların suçları dağlar gibi olsa da o mecliste oldukları zaman suçları bağışlanıp giderler Musa, Muham- met merhamettir, berekettir; bana inanlara ve çok inananlara. Ey Musa! Sen Muhammet’i bu şekilde sev. Nitekim kendi nefsini süresin ve O’nun halkına haber dileyesin. Aynen İsrailoğullarına dilediğin gibi. Eğer böyle yapmazsan tüm işlerini boşa sayarım. Musa kıyamet günü; tüm insanların “nefis, nefis” diye ve Muhammet’in halkı diyecektir. Ey Musa! İsrailoğullarını de ki, her kim Muhammet’in peygamberliğine inanmazsa, cehennem bekçilerini(1) on- ların başına korum. Benimle o kişi arasını engellerim. Diriliş günü ben onları (s.453) görmesini engellerim. Hiçbir peygamber ve melek o kişiye şefaat ede- mez. Ey Musa! İsrail Oğullarına de ki: Her kim Muhammet’e ve pey- gamberliğine inanırsa, O’nun halkına iyilik etse, onu bağışlamak bana vacip olur. O kişi önümde bütün halktan saygıdeğer olur. Ey Musa! Her kim Mu- hammet’e gelen kitabın kelimelerinin bir harfine inanmazsa, o kişiyi ateşte yakarım.

Muhammet’e inanacak olan İsrailoğulları’na sunulan vaadler:

“—Ey Musa! İsrailoğullarına de ki: Her kim bana inansa ve Muham- met’i gerçek peygamber bilse, tüm iyilik ve kötülüklerin eli altında olduğunu benim gibi bilse, onu azabımdan emin kılarım. Ey Musa! Her kim Muham- met’in yasalarına inansa ve sünnetini tutsa, o kişiye acı bir ölüm olmaz. Münker ve Nekir’den sorgulanmaz. O kişinin kabri cennet bahçelerinden bir bahçe olur. Ey Musa! Ona inananlara Muhammet bir ışıktır ve O’nun halkı dünyadaki tüm milletlerin (s.455) sonudur. Evet cennet de tüm halkların ilkidir. Ey Musa! Cennet, Muhammet içine girene dek tüm peygamberlere haramdır. Ey Musa! “Diriliş Günü” Hz. İbrahim, oğlu İsmail’den kaçacaktır(2). Ve sen de kardeşin Harun’dan kaçasın. Muhammet halkından kaçmayacak, onlar için yalvaracak. Ey Musa! Hz.Adem’i “Diriliş Günü” tüm soylarıyla beraber Mu- hammet ‘Alem’i/Bayrağı dibine koyarlar. Ey Musa! Muhammet halkının bir ‘iyi’ işine on sevap veririm ve tâ yetmişe kadar, bir suçuna karşılık da bir ceza keserim. Musa dedi ki: —Ya Rab! Muhammet’e ve halkına ne çeşit işler buyurdun? Bana söyle. Tâ ki, İsrailoğullarına diyeyim de yapsınlar.” Yüce Rab şöyle cevap verdi:
(1)Zebani: Kuranda zebaniler ile alakali tahmini 5 ayet geçiyor. 44:47 -, Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin." 44:48 -, "Sonra ..., bkz. Apokrafiler Ekl.4/35,
(2)Bkz. Kur’an.Abese Sûresi 80/33-37(İrca yolu ile ispat): “(Kıyamette) şiddetle çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiğinde; bir gün ki o, kişi öz kardeşinden kaçar. Öz annesinden, öz babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün onlardan her kişinin kendisine yetecek bir uğraşı vardır.


“—Ey Musa! Muhammet’in halkına iki rekat sabah namazı buyurdum. Her rekatına akşamdan sabaha dek namaz kılana ne sevap verilirse, ona da o sevabı veririm. Dört rekat da öğle namazı buyurdum. İlk (s.457) rekatına karşılık ‘küme’ verdim, ikinci rekatına hoşnutluğu, üçüncü rekatına “Diriliş Günü” terazide sevabını ağır kılarım. Ve dördüncü rekat için cennet kapılarını açarım. Ve dört rekat da kendi namazını buyurdum. Her rakatına bir yıl oruç tutmak sevabını verdim. Ve yedi kat gök melekleri o kişiyi bağışlamamı dilerler. Üç rekat da akşam namazı buyurdum. Her rekatına binlerce sevaplar verdim ve binlerce suçlarını arıttım. Ve dört rekat da yatsı namazı buyurdum. Her rekatına Mesçit-i Haram içinde bir yıl namaz kılıp oruç tutmak sevabını verdim. Ey Musa! Muhammet halkına Kadir gecesini verdim. Ramazan ayı içinde o gece altı bin kez büyük suçlu kullarımı özgür kılarım. Ey Musa! Muhammet halkı, Muharrem ayının ilk on günü oruç (s.459) tuttu. Her günü için bir yıl oruç tut- mak ve bir köleyi özgür kılmak sevabını verdim. Muhammet’in halkından oruç tutanlar için de cennette öyle şeyler verdim ki, gözün görmediği, kulağın işitmediği ve ademoğulları’nın gönlünden geçmediği şeyler(1). Ey Musa! Oruç tutanların ağız kokusu benim önümde misk kokusundan daha iyidir.”

Cennet’in Reyyan kapısı:

“—Ey Musa! Cennet’in bir kokusu var adı Reyyan’dır(2). O kapıdan kimse girmez; ama oruç tutanlar ‘girer’. Ey Musa! Oruç ateşin kalkanıdır. Ve Tanrı azabından emin kılandır. —Ey Muhammet halkı! Kabe tavafını ederler. Adem peygamber ve Halil İbrahim sünnetini yerine getirirler. Bunların her bi- rine, bir köleyi özgür kılmak sevabını verdim. —Ey Muhammet halkı! Yüksek yerlerde ezan okurlar. Halkı benim kulluğuma okurlar. Onların sesinins.461 duyulduğu yere dek -her işitenin sayısı arttığı kadar- on sevap verdim. Onun sesini işiten şey, o kişiyi bağışlamak dilerler. —Ey Musa! Ey Muhammet! Halkına malları için zekat verdim. Ve o zekat bereketinde de onların ya- şamlarını bereketledim. İyileri bağışlarım, suçlu yüzlerini affederim ve Onların üzerine merhametimi saçarım. —Ey Musa! Ey Muhammet halkı! ‘Onlar’ gusül ederler, ‘yıkanırlar’. Her cuma gününden bir cumaya kadar suçları yazılmaz. Ey Musa! Muhammet halkı suçlarından pişman olurlar.”

 

(1)Bkz. I. Kor.2/9 ile karşılaştırın: “Gözün görmediği kulağın işitmediği ve insanın aklına gelmediği; yani Tanrı’nın kendini sevenlere hazırladığı şeyleri”, (2) Oruçlu Cennete Reyyan kapısından, hoş ve güzel kokulu kapıdan; ‘su içip kanan’ girer. Reyyan kapısı Cennetin sekiz kapısından biridir.


“Onların tövbelerini kabul eder, onlara yetmiş peygamber sevabını ve- ririm. Ey Musa! Muhammet halkı gece yarısı namazlarını kılarlar. Onlara me- lekler af dilerler ve onlar için cennet istenilir. —Ey Musa! Seher vakti, çok af dileyen kullarımı bağışlamayı ben kendi nefsime gerekli görürüm.” (s.463)

—“Diriliş Günü” (Rabbin) huzurunda çok aflık dileyen kullarıma ne mutlu! Ey Musa! Muhammet halkı her arabî(1) ayın on ikinci, on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günlerinde oruç tutsunlar. Onların köşkleri cennet üze- rinde olsun. “Diriliş Gününde” yüzleri ayın on dördü gibi parlak olsun. Elle- rinde cehennemden kurtulmak ‘tapusu/mektubu’ olsun. Ey Musa! Her kim halk yatağına yattığı zaman gece yarısı namazı kılarsa, o benim bağışlamamı ve hoşnutluğumu dilesin. Öyle kişilere acı çektirmeye ben utanırım. Eğer onun günahı yerden göğe kadar olsa bile... Ey Musa! Her kim nefsini acıktırsa ve susasa, benim cennetteki nimetlerim ve şerbetlerim isteği için, ben o kişiden razı olurum. Belalarımı ondan atarım. Ey Musa! hangi kulum beni sevse, bana asi olmaz. Hangi kulum benden utansa insanlar önünde (s.465) yaptığı şeyi kendi iç odasında dahi yapmaz. Zira beni hazır(2) görür utanır. Ey Musa! Halkın en iyisi odur ki, beni utandırmaz ve suçlarından tövbe eder. Düşmanı da, ahiret işleriyle dünyayı arzular. İnsanlar önünde iyi işlerini yapar; ama kendi iç odasında (halvetinde) asilik yapar.”

Yetimlere ve Araplara iyi davranmak:

“—Ey Musa! Öksüzlere(3) şevkatli bir baba gibi ol ve araplara sevgili kardeş gibi... Dullara sevecen erkek gibi ol ki, ben de sana öyle olayım. Ey Musa! zavallıları esirge ve onlara iyi yüz göster. Böyle yaparsan “Diriliş Gü- nünde” suçlular safında durmazsın. Ey Musa! Eğer sen esirgersen, seni de esir- gerler. Ey Musa! Sen yoksullardan malını esirgeme ki, ben de senden merhametimi esirgemeyim. Ey Musa! Nimetlerime şükür et ki, daha çok ve- reyim. Bunu hem dünyada ve hem de öbür dünyada yapayım. Ey Musa! Sen (s.467) lütfet ki, sana da lütfedeyim. Ey Musa! Müslüman ki, iyilikseverdir. Ce- hennemdeki tüm imansızların acı çekmelerini diler. Ey Musa! Benim halkım gibi halk yap. Her kim benim halkım gibi halk yaparsa, o kişiye ben acı çek- tirmeye utanırım. Eğer imansız ise de...”.

(1) Oruç: Her arabî ayının on ikinci, on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günleri, (2) bkz. Apokrafiler/ Süleyman’ın Bilgeliği 6;15”Sabah erkenden onu aramak için kalkan zahmet çekmesin. Çünkü onu kapının önünde oturur bulur.” sözleriyle karşılaştırın, (3) bkz. Apokrafiler; Ekl.4/10*Öksüz- lere baba yerine ve onların analarına da koca yerine...”.


“—Ey Musa! Beyleri nasıl ağırlarsan, yoksullara da öyle davran. (Allah’ı) yücelt ki, dağlar gibi günahlarını arındırıp yaptıklarını temizleyim. Ey Musa! Beylerinin sadakalarını yere buyurur, beyleri yere yutturur ve yoksulları bırakırdım. Ey Musa! Çaresizlerle konuş; benim merhametim on- lardan bir göz kırpması kadar uzak olmaz.” Musa (a.s.) büyük sevinçle yedi kez yoksulları dolaşırdı. Gereksinimlerini karşılardı. Yüce Rab’ten bir ses geldi: (s.469)

Ne ekersen onu biçersin:

“—Ey Musa! Ben senden hoşnutum ve tüm suçlarını bağışladım. Her kim yoksullarla senin gibi konuşursa, onu da bağışlarım. Bundan sonra Musa (a.s.) Yirmi kardeş satın aldı. (Sen) yoksulların kayası; onları toparlar, onlara hizmet edersin. Ondan sonra yüce Rab dedi ki: “Nasıl davranırsan, öyle karşılığını alırsın. Nasıl ektiysen, öyle biçersin.”(1)

Musa: —Ya Rabbi! Gök altında ağzı kâfur(2) ağacı gibi misk kokan birini gördüm. O hangi peygamberdir? Yüce Rab şöyle cevap verdi: —Ey Musa! O kişi tüm yaşamı içinde gıybet ve dedikoducu olmayan biridir. Bu yüzden bu dereceye çıktı. Musa: —Ya Rab! Hazretinde hangisi buna değer sevgilidir? Dedi ki: —Ey Musa! Ola ki nefsine sandığın müslümanlara ve sana. (s.471)

Musa: —Ya Rab! Hangi kul daha bilgilidir? Yüce Rab: —Yaratan’dan ilim öğrenip kendi ilmine ilim katandır. Alim olduğu kadar, ilmine de ilim katar. Ve yüce Rab şöyle dedi: —Ey Musa! Demirden çarık ve tokmaktan bir değnek yap da ilim iste. Tâ ki, çarığın eskiyene ve değneğinden bıkana dek!... Çünkü ilimsiz şey boşa gitmiştir. İlim işlerin kılavuzudur ve işler de cennetin... (Boş şeyler) ilimsiz işlere benzer. Zekâtsız ilimle yapılan işler, yağmursuz çift- çiye ve (kurumuş) yaprağa benzer. (iyi) işleri olmadan yapılan ilim ve haram maldan zekât vermek domuz ve maymun boynuna halka takmak(3) gibidir. Helal maldan zekât verip yalan, gıybet ve dedikoduculuk(4) etmek, altın tep- siyle(5) üstünü kirletmek gibidir.”

 

(1) Bkz. Tevrat; Yerm.25/14 “Onlara kendi işlerine göre ve ellerinin işlerine göre karşılığını vereceğim”, (2) Kâfûr(kâfur ağacı): Uzak doğuda yetişen, hekimlikte kullanılan, beyaz ve yarı saydam ıtırı kuvvetli bir madde, (3) boġmaġ: Gerdanlık. kolye; bkz.bukağı, (4) bkz.Apokrafiler; Ekl. 19/8 “De- dikodu etme ki sana zararı dokunmasın” ile karşılaştırın, (5) bkz. sînî: Fa. üzerinde yemek yenilebilen yuvarlak, bakır ve piriçten yapılmış büyük tepsi.

 

(s.473)
Çünkü; ölüye(1) altından hiç fayda yok. Musa (a.s.) sordu: —Ya Rabbi! Halkın düşman rakibi kimdir? Yüce Rab: —Gıybet söyler ve halkın ayıbını açar. Ama ayıpladığı şeyi kendi yapar. Musa: —Ya Rabbi! Hangi kulun ger- çektir? Yüce Rab dedi ki: —O kişidir ki, beğensen de beğenmesende sözü bir olandır. Musa: —Hangi kulun cömerttir? Yüce Rab: —Yoksullara yemek veren kimsedir. Musa: —Ya Rab! Hangi kulun sabırlıdır? Yüce Rab: - Gazab zamanı sakin olan kimsedir. Komşusunun ve yoldaşının sıkıntılarına katlanır. Musa dedi ki: —Hangi kulun daha acizdir? Yüce Rab: —Her kim (iyi) işleri olmaksızın cennete girmek ve belayı savmak için dua etmek isterse, o çok acizdir. Musa: —Ya Rab! Hangi kulun ağır davranır? Yüce Rab: (s.475) —O kişidir ki, kendinde birşey varken dervişin gereksinimini görmez ve gördüğü imanlı kardeşine selam vermez.

Bayrak(2) nedir?
Musa: —Ya Rab hangi kulun bayraktır? Yüce Rab: —O ki, bugünkü ge- liriyle yetinir, yarın için kaygılanmaz. Musa: —Ya Rab! Hangi kulun gönlü daha güzeldir? Yüce Rab: —Ona göre ölümü, dirlikten daha iyi gören kişidir. Dervişlik yaylaktan (yayla) daha iyidir ve özgürlük büyüklükten daha iyidir. Musa dedi ki: —Hangi kulun daha yoksundur? Yüce Rab: —Sabah olduğunda yatan; ama yoksulluktan korkup üzülen kişidir. Musa: —Ya Rab! Hangi kulun gönlü daha katıdır Yüce Rab: —İşleri çok ve mal toplamaya açgözlü olan, ve de benim korkumdan az ağlayandır. Musa: —Ya Rab! Kim iyidir?(3) Yüce Rab dedi ki: —Odur ki, kötülüğe (karşı) (s.477) iyilik!... Musa: —Ya Rab! Kötü kim- dir? Yüce Rab: —Suç yapıp sevinen ve alay eden kişidir. Musa: —Ya Rab! Küçük kimdir? Yüce Rab: - Gözünü bana dikerek böbürlenmeyen kimsedir. Musa: —Ya Rab! Suçlu kimdir? Yüce Rab: —Suç yapıp tövbe etmeyen kişidir. Musa: —Ya Rab! Halkın en iyisi kimdir? Yüce Rab: -Allah’ın beğendiği işleri çok yapan: ama kabul olmaz, diyerek korkan kişidir. Musa: Ya Rab! Halkın en kötüsü kimdir? Yüce Rab: —Benim düzenimden korkmayan kişidir. Musa:
—Ya Rab! Hangi kulun daha küçüktür? Yüce Rab: —Onun rızkı geniş olur; ama imanlı kardeşinin gereksinimini görmeyen kimsedir. Musa:

(1) Bkz. Apokrafiler; Ekl. 30/19 “Mezâra döküş neye yarar zîrâ ne yer ne koklar Allah Teʿâlâdaŋ merdûd olunan dahi böyledỉr (Mezara sunu neye yarar? Çünkü ne yer, ne koklar! İşte yüce Allah’tan reddolunan da böyledir.) sözleriyle karşılaştırınız, (2) Simge; benzetme: bkz. -H. E. Adıvar “Kız, Sinekli Bakkal’ın erkek dünyasına meydan okuyan bir bayrak gibiydi”, (3) bkz. İncil; Mat.19/17 “O da ona: - Niçin bana iyi diyorsun? Birden; yani Tanrı’dan başka iyi yoktur. Ama; eğer yaşama girmek istersen, buyrukları tut, dedi” sözüyle karşılaştırınız.


—Ya Rab! Hangi kulun zalimdir? Yüce Rab: -O ne korkan, ne de sırtını dönen kimsedir. Musa: —Ya Rab! Hangi kulun israf edicidir? Yüce Rab(s.479)- O helal mı, haram mı diye sorgulamadan, ne yediğini ve ne içtiğini bilmeyen- dir? Musa: —Ya Rab! Hangi kulun daha çirkindir? Yüce Rab dedi ki: -Kişinin utancını görüp halka açıklayan kişidir. Ey Musa! Sana kötülük yapanlara sen bağışla(1). Seni terkedenlere ulaş, ve senden ırak olanlara yakın ol. Seni kim yoksun bıraksa, sen ona bir şey ver. Ey Musa! Bana kulluk et. Bana şirk (eş koşma) getirme. Musa: - Ya Rab! Sana eş (şirk) koşmak nasıl olur? Yüce Rab:
—Ey Musa! Her kim bana tapınsa; ama; insanlardan bir şey umsa... Yani; halk bana “iyi kişidir” dostlar!... dese, onları bana ortak yapmış olur. Ey Musa! Dostlarımın, meleklerimin ve tüm halkımın seni sevmelerini istiyor musun? Dedi ki: —Evet istiyorum! Yüce Rab dedi ki: —Sen beni kullarıma sevdir.

Allah’ı sevdirmek: (s.481)
Musa: —Ya Rab! Nasıl sevdireyim? Yüce Rab dedi ki: —Benim nimet- lerimi ve cömertliğimi kullarıma göster. Böylece beni unutmasınlar, benden başkasını anmasınlar ve iyi dilekte bulunsunlar. Ey Musa! Sana “Diriliş Günü” azabı yapmayım ister misin? Musa: —İsterim. Yüce Rab: —Gece yatınca ve sabah durunca beni an. Hiç bir zaman beni unutma. Ey Musa! Senin düşman- larının benim düşmanlarımdır. Sana dokunmamalarını ister misin? Musa: — Evet isterim. Yüce Rab: —Ey Musa benim buyruklarımı zamanında yap. Musa dedi ki: —Ya Rab! Senin ve benim düşmanım kimdir? Yüce Rab: — İblis lânetlidir. Ne zaman benim buyruklarımı zamanında yapsan, İblis kör olur. Ey Musa! “Diriliş Günü” susuzluğundan emin olmak ister misin? (s.483)

Dedi ki: —Evet isterim. Yüce Rab dedi ki: —İmanlılar için yalvar. Musa: —Nasıl yapayım? Yüce Rab cevap verdi: —Günde yirmi beş kez “Esteğfirullahe lî velivâlideyye veli’l-mü’minîne ve’-l mü’minât el-ehyâü min- hüm ve’l- emevâti”. Yani; kendim, ebeveynim, yaşamakta olan ve ölmüş olan imanlı erkeklerle imanlı kadınlar için Allah’tan bağışlanma diliyorum.” Her kim bu bağışlamayı dilese, o kişiye yetmiş yedi doğru sözlü kişi sevabınca sevap veririm. —Ey Musa! Seni her zaman anmamı diler misin? —Dilerim, dedi. Hak Teâlâ (Yüce Allah): - -Musa! Benden üşenme (bıkma)...

 

(1) Bkz. İncil I. Selanikliler 5/15 ”Sakının! Hiç kimse kötülüğe karşılık kötülük yapmasın. Özel- likle gerek birbirinize ve gerekse herkese iyilik yapmaya çalışın.” sözleriyle karşılaştırınız..

 

Arzu ve istekler:

Halka muhtaç olmamayı diler misin? Dedi. Musa: —Dilerim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Ey Musa! Halkın malına imrenme ki, işlerin ikiyüz- lülükten kurtulsun. Musa: - Dilerim, dedi. Hak Teâlâ (Yüce Allah): —Halktan övünç isteme... - -Musa! “Diriliş Gününde” terazide ağır gelmek ister (s.485) misin? —Evet, dilerim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Kimsenin ayıbını ve kimsenin gıybetini söyleme. —Ey Musa! “Diriliş Günü” suçlarının terazide hafif gelmesini ister misin? —Evet, isterim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki:
-Büyükle, küçükle barış ki, soyunun hakkını incittiğine sabır edesin. —Ey Musa! “Diriliş Günü” Gök gölgesinde olmasını ister misin? Musa: —Evet, isterim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Yetimlere ve yoksullara iyi davran.
—Ey Musa! “Diriliş Günü” Hak Teâlâ’nın (Yüce Allah) ‘çeşmelerinden’
şerbet akıtmasını ister misin? Musa: —Evet isterim. Hak Teâlâ (Yüce Allah):
—Ey Musa! Sana hata edene kin tutma! ki, “Diriliş Günü” melekler arasında rezil etmeyim. Musa: —Evet ya Rabbim! Diliyorum. (Yüce Allah) dedi ki:
(s.487)

Öğüt ve ikazlar:

—İmanlı kardeşlerinin utançlarını söyleme. —Ey Musa! “Diriliş Günü” ‘Defterini’ sağ eline vermelerini diler misin? Musa: —Evet, dilerim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Elinden geldiğince inananların ihtiyaçlarına çare ol. Ey Musa! Perişan olanları bereketlememi ve iyilik vermemi diler misin? - Evet; dilerim, dedi. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Namaz için abdestini iyi al. —Ey Musa! Bu dünyada ve öbür dünyada da sana yardım etmemi ister misin? —Evet, isterim. Hak Teâlâ (yüce Allah): —Hiç kimsenin aleyhine konuşma ki, işitirse özürlensin... —Ey Musa! Seni hor görene sevdirmemi ve cenneti sana arzulatmamı ister misin? Dedi ki: —Evet isterim. —Akşamla yatsı arasında namaz kıl. Ey Musa! Halkın arasında en iyisi olmak ister misin? Musa: —Evet, isterim.

Allah’a kendi derununda övgüler sun:

Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —İşlerini (amellerini) benimle senin (s.489) aranda yap ve hiç kimse bilmesin(1). —Ey Musa! “Diriliş Günü” seninle ince hesap sormamamı diler misin? Dedi ki: —Evet, dilerim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Komşunu incitme.

(1) Bkz. İncil; Mat.6/6*“Ama sen dua ettiğinde kendi iç odana (halvetine) gir ve kapıyı kapayıp gizlide olan Babana dua et. Gizlide gören Baban seni açıkça ödüllendirecektir.” sözleriyle karşışaştırınız


—Ey Musa! Gök kapılarını sana açmamı ister misin? Musa: —Evet; dil- erim, dedi. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Komşuların utançlarını söyleme.
—Ey Musa! dualarını kabul etmemi diler misin? —Evet, dilerim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Ey Musa! Midene haram şey koyma. Her kim mide- sine bir lokma haram koysa, kırk gün duası kabul olmaz. —Ey Musa! Benim gazabımdan emin olmak ister misin? Musa: —Evet, dilerim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Elinin altındakilere kötü davranma. - Ey Musa! Senin ‘öpüş kuucuklarının’(1) olmasını diler misin? Musa: —Evet, isterim. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Gece yarısı namazını kıl. Ey Musa! Seni iyilikle anmamı ister misin? Musa: —Evet, isterim. (s.491)

Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Alimler toplantısında otur. —Ey Musa! benim hiddetimden emin ol, kork! —Ey Musa! Tanrısal hiddetin nişanı nedir ki, onu bileyim? Ve ondan sakınayım, diye sordu. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Size ‘kesin yasak/haram’ olan şeylerle sevinmeyin. —Ey Musa! Seni hiddetimden korumamı ve razı olmamı diler misin? Eğer beni günde yetmiş kez öfkelendirsen... Musa dedi ki: —Evet, dilerim.

Ana kıymeti ve baba sevgisini bilmek:

Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Anneni dinle. Hatta o imansız olsa bile... Çünkü cehennem ateşi imansızlar ve babasını azarlayanlar için alevlenir ve yakar. —Ey Musa! Yüceliğim ve şanım hakkı için benim gazabım; babasını ve anasını azarlayanlar içindir. Ve bağışlamam ile merhanmetim babasını, anasını sevindirenler içindir. —Ey Musa! Her kim babasına, anasına iyi davranırsa (s.493) onu bağışlarım. Eğer günde yetmiş kez asi olsa da... Benim gazabım anasına, babasına karşı söz söyleyenleredir. —Ey Musa! Her kim anasını, babasını azarlarsa, benim gazabım ve lanetim onun üzerinedir. Eğer çok sofu olsa bile... Her kim anasına, babasına iyi davranırsa, benim merhame- tim o kişiyedir. Eğer günahkâr ise dahi... —Ey Musa! Benim hiddetimin ve gazabımın kimlere karşı olduğunu biliyor musun? Musa dedi ki: —Ya Rabbi! Sen daha iyi biliyorsun. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Sözünde durmayan ve emanete hıyanet edenedir. —Ey Musa! Sözünde durmayanları ve emanete hıyanet edenleri “Diriliş Günü” yüzüstü sürüyerek getirsinler ve ‘acı zehiri’(2) ağzına koysunlar.

(1) naʿce (nâce): 1. Farsça dişi koyun. Metindeki anlamı; Huri ; 2. Kız çocukları (kuzum, kızım) benzetmesi. bkz. Apokrafiler; Ekl. 26/12*Yılışık kuzucuğu (kızı/kızını) ardından gözet ve sana yanlışlık yaparsa şaşma!, (2) Zakkum: Cehennemde yetişen bir ağaç; ağu ve Cehennemliklerin yemeği.


(s.495)

Cehennem azapları:

Gözünden, kulağından çıksın. Herkes görsün ki, emanete hıyanet edenler ve sözünde durmayanlar, cehennemde nasıl azap çekerler. Cehennemin yı- lanlarının, çıyanalarının onları nasıl soktuklarını bir görsünler. Ayrıca dille- rinden nasıl asılırlar ve beyinleri burunlarından nasıl akar. —Ey Musa! O işkencelerden emin olmak ister misin? Dedi ki: —Ya Rabbim! Nasıl dile- meyim ki?: Tüm vücudum ürperdi, gönlüm korktu, yüreğim titredi, dilim tu- tuldu ve dizlerimin bağı çözüldü. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Öyleyse sözünü bozma ve emanete hıyanet etme. —Ey Musa! Sana biraz da cehen- nemden bahsedeyim. Yedi kat göğü ve yedi kat yeri cehenneme bıraksalar bir katında bir yüzü birikmiş gibi olur. —Ey Musa! Cehennem’in ateşi birbirini yakar. Yüksek sıcaklığından; eğer bir çekirdek kadar ateşinden dünyaya bıraksalar; taş kül olur, dağlar kor olur ve yeryüzünde hiç canlı kalmazdı.
(s.497)
—Eğer cehennemliklerden bir kişiyi doğuya çıkarsalar, batıdaki insanlar onun sıcaklığından yanardı ve yeryüzünde hiç ot bitmezdi. Ey Musa! Cehen- nemin yedi tabakası var. Her tabakada yetmiş bin dere var. Her derede yetmiş bin şehir var. Her şehirde yetmiş bin bucak var. Her bucakta yetmiş bin ev var. Her evde yetmiş bin sandık var. Sandıkta yetmiş bin yılan var. Her yılanın uzunluğu altı menzil yoldur ve yetmiş bin çıyan(1) var. Her çıyanın büyüklüğü Tur dağı gibidir ki, orada “hiç kimse Allah’a ortak koşmaz”. Babasını anasını azarlayan. Cimri ve ikiyüzlülük yapan; zekât vermeyen, içki içip zina eden, birbirini çekiştiren ve başkasının sırtından geçinen kişiyi o tabuta koyarım. O yılanları ve çıyanları ona gönderirim. Tâ ki, o kişi benim kitabımın gerçek (s.499) olduğunu ve peygamberimin sözünün gerçek olduğunu bilsin. —Ey Musa! Eğer dedikoducular dünyada dedikodu yapmasa ve başkasının sırtından geçinmeseydi, üç günde ve her haftada bir kez yağmur yağdırır her ile bir kez ot bitirirdim. Her iki ayda bir kez yemiş bitirir, her üç ayda bir kez koyun kuz- ular ve tüm halk azaptan emin olup göğün bereket kapısı açılırdı. —Ey Musa! Eğer dedikoducuları görseydin ki, ölüm ısırıklığı(2) ile ecelini beklerler. Dilleri tanıklık (şehadet) etmeye tutulur. Önceden cehenneme giren dedikoducuların ve insanları sömürenlerin dilleri cehennem yılanlarının ağzında olacak. Sö- mürenlere ve onları dinleyenlere lanet edilecek. —Ey Musa! Hiç kimseyi çe- kiştirme ve onları dinleme ki, suçlarına ortak olmayasın. —Ey Musa! İkiyüzlülükten sakın.

(1) Çok ayaklılardan, genellikle sıcak yerlerde yaşayan, sarı renkli, çok zehirli bir böcek, (2) Isırġı: Yılancık hastalığı. Kızılyörük (enfeksiyon) hastalığı veya kemik veremi.

 

(s.501)

Yalan söylememek ve Allah’ı sevmek:

Benim lanetim ikiyüzlülere ve onlara tanıklık edenleredir. —Ey Musa! Zekât vermeden maldan yeme. Ve zekât vermeyen kişiyle yemek yeme ki, o kişi İslamın birliğini yıkmıştır. —Ey Musa! Benim adıma yalan ant içme. Her kim benim adıma yalan ant içerse, benim kitabıma yalan ant içer. Ben o kişiyi ateşte yakarım. —Ey Musa! İblisten, Çıfıtlardan başka hiçbir şeye lanet etme ki, o lanet geri sana dönmesin. —Ey Musa! Canavarlara (yaban hayvanlarına) lanet etme. Ben onları korurum ve onlara yardım ederim. —Ey Musa! Öfkeli davranma. Çünkü öfke şeytandandır ve Şeytan ateştendir. —Ey Musa! Nasıl yaşlılar sabırla yıkanırsa, öfkelenmemek de seni temizler. —Ey Musa! Yalan- dan sakın ki, adını dürüstlerden silmeyim ve fitnecilerden yazmayım. —Ey Musa! Benden kork. Çünkü benden korkmayanı (s.503) ben sevmem. İsrailoğullarına de ki, korksunlar. Her kim benden emin olursa, gece yatacak ve sabah duracak. Ve dahi benden emin olacak. O kişiye birşey vereyim ki, halk ondan ibret alsın. —Ey Musa! Benim sevecenliğim için açık ve gizli sa- daka ver. Ben o kişi üzerine bereketimi saçarım. —Ey Musa! Gece ve gündüz her kim bir suçluyu bağışlarsa, ben o kişiye günde yetmiş kez merhametle bakarım. Ve her kime ben bir kez bakarsam, o kişiyi cehennem ateşi yakmaz.

Bir ölüyü yıkamanın ve kefenlemenin ne kadar iyi olduğu:

—Ey Musa! Her kim bir ölüyü yıkarsa, ben o kişinin tüm suçlarını yıkarım. Her kim bir ölüye mezar kazsa, ben o kişiye cennette bir köşk yaparım. Ve her kim bir ölüye kefen sarsa ben o kişiye ‘cennet kaftanlarını’(1) giydiririm (s.505) Her kim bir cenaze getirse, ben o kişiyi cehennem ateşinden özgür kılarım. Onun boynunu ateş yakmaz. Her kim bir yoksulu doyursa, ben ona cennet yemeği yediririm. Her kim bir çıplağı giydirse, ben ona kaftan giy- diririm. -Ey Musa! Konuğunu ağırla. Eğer imansız ise de...

Bir eve giren konuk ne getirir ne götürür?

—Ey Musa! Her kim konuk olarak gelse, gömleğiyle gelir; ama ev sa- hibinin günahlarıyla gider. —Ey Musa! Benim merhametim ve bereketim ise, konuklarla beraber gelir. —Ey Musa! Benim konuğumu da ağırla böylece kendi konuğunu ağırlamış olursun. Musa dedi ki: - Benim konuğum kimdir ve senin konuğun kimdir? Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: —Ey Musa! senin konuğun, onu çağırdığın kimsedir. Benim konuğum ise; bana çağırmadan gelen kimsedir.
(1) bkz.II.Ez. 2/39 benzer kelime:“Onlar bu dünyânıŋ gölgesinden ayrılıp Rabbden dirahşân hullelerini aldılar”. Hulle: Hilʿât.


Acele eden şeytandandır. Nelere acele etmek gerek?

—Ey Musa! Rızkında bereket ve bedeninde sıhhat olduğunu gördüğün kişi, bana şükür edip iyi işler yapmazsa; bil ki, o kişiyi yok edeceğim. —Ey Musa! Bencil, kötülük düzenleyici ve yalancı olma. Bencillerle, yalancılarla ve kötülük düzenleyicilerle konuşma. —Ey Musa! İşlerinde aceleci olma, yavaş ol. Acele eden şeytandandır; ama üç şeyde acele et. 1. Eve konuk gelen kişiyi ağırlamakta, 2. Ergen kızını evlendirmekte, (s.507) 3. ölüyü defnetmekte...
—Ey Musa! Benim buyurduğum şeylerden buyur. Ve benim yığdığım şeylerden halka yığ. —Ey Musa! Kişileri evlendirmekte gecikme ki, çocukları olsun ve “Diriliş Günü”nde babalarına şefaat etsin. —Ey Musa! Çok göze gelme ve onlarla pek konuşma. —Ey Musa! Her gün ölümü anımsa. Azrail yere geldiğinde, günde yetmiş kez halkın ecel defterine bakar. Ölümün ne zaman geleceğini hiç kimse bilmez. —Ey Musa! Nefsini düşman bil ki, kendi arzusunu istesin. —Ey Musa! Ne zaman emin olsan kork ve ne zaman benim bağışlamamı istersen iyi işler yap. Her şeyin bir nedeni vardır. Bağışlamamın nedeni iyi işlerdir. —Ey Musa! Beni an ki, ben de seni anayım. Eğer sen beni yaratan olarak anarsan ben de seni meleklerimin önünde anarım. Eğer sen beni halka şikayet edersen, ben de seni meleklerimin önünde şikayet ederim.

Hz. Âdem’in suçu: (s.509)
Musa dedi ki: —Ya Rabbi! Ben seni nasıl şikayet ederim ve o şikayeti kime yaparım? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Ne zaman malına ve nefsine bir belâ gelse ve halkın önünde dehşet acısında kalsan, benden şikayet etmiş olursun. —Ey Musa! Eğer imanlıların suçuna karşılık kötülük yapıp bağışlamasaydım, atan Ademi suçuyla tutkun etmeseydim, Yakup’u kör ve Eyüp’ü sıkıntıya sokmasaydım... - Musa dedi ki: —Adem’in Yakup’un ve Eyüp’ün suçları ne idi? Hak-Taâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Adem’in suçu benim buyruğumu bozdu; buğday(1) yeme dedim yedi. Ama Yakup’un suçu ise deve boğazlamak oldu. Oğlu kızı yedi ve hizmetçisine vermedi ki, yiyecek hazır değildi.

(1) Dedik ki: "Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz." (Bakara S., 35). Bununla beraber buğday veya üzüm veya incir olduğu hakkında bazı rivayetler de vardır. Tevrat ehli, "bür" yani buğday demişler; Vehb b. Yemâmî'den de: "Fakat öyle bir cennet buğdayı ki, tanesi sığır yüreği gibi, kaymaktan lezzetli, baldan tatlı." diye bir tabir nakledilmiştir. İbnü Abbas ve daha bazılarından "sünbüle" (başak) diye rivayet edilmiştir. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili , Eser Neşriyat ve Dağıtım, I/322).


Musa dedi ki: —Adem gibi dostunu bir günah yüzünden kovdun ve üçyüz yıl ağlattın. Hak-Taâlâ (Yüce Rab): —Ey Musa! Dostların suçu dostuna katı gelir. Musa: —Ya Rabbi! Sana çok şeyler sormak isterim; ama korkuyo- rum. Hak-Taâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Ne istersen sor. Musa: —Ya Rab! Sen nerde olursun? Zarardan kaçınan kulumun gönlü içinde olurum. Musa: —Ya Rab! Kim zarardan kaçınır? Hak-Taâlâ (Yüce Rab) dedi ki: — Korkusundan helalden dahi sakınan kimsedir. Musa: —Ya Rab! Yerin nerde- dir?

Tanrı’nın konumunu anlamak:

Hak-Taâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Orası uzaydan daha uzaktır(1). Orada ne şekil, ne mekan... Gökler dahi benim nerede olduğumu bilmezler. Musa: - Ya Rabbi! Huzurunda kim olur? Hak-Taâlâ (Yüce Rab): —Meleklerim... Musa: —Meleklerin kaç tanedir? Hak Taâlâ (Yüce Rab) dedi ki: (s.511) On iki bölüktür. Her bölüğü Ademoğulları artınca, yeri perilerle şeytanlar ve üçer katlar artınca, ne türlü canlı vahşi hayvanlar var. Onlar on iki bin kere on kez çoklukta... Musa dedi ki: —Önünde Musa kulunu mu daha çok seversin, yoksa meleklerini mi? Hak-Taâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Dürüst olan imanlı kimse, meleklerden daha sevgilidir. Musa şöyle cevap verdi: —Ya Rab! yeri, göğü ve uzayı yaratmadan nerdeydin?

Hak-Taâlâ (Yüce Rabb)ve inci:

Hak-Taâlâ (Yüce Rab): —Bir inci(2) üzerindeydim. Gökten ve göğün kürsüsünden ‘önce’ onu(3) yaratmıştım. O incinin büyüklüğü beşyüz bin yıllık bir yoldu. Musa cevap verdi: —Ya Rabbi! O inci şimdi nerededir? Hak-Taâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —O inciyle bir kelime söyleştim, benim korkumdan titredi ve eridi; su oldu. O yüce bakışla bir baktım kaynadı, dumanı çıktı ve dalgalar kaynadı. Onun dumanından gökleri yarattım. Dalgalarından da dağları yarattım. “Kal’a ki”, o sahra taşıdır; Kutsal Evde’dir(4). “Diriliş Günü” o taştan kıyamet yerine perde sereceğim, ak gümüş gibi olsun. O yer üzerinde en adil davranacak ve mazlumların intikamımı zalimlerden alacağım. Musa dedi ki:
—Ya Rab! O inciyi yaratmadan oğdun kazıdın. Hak-Taâlâ (Yüce Rab):

(1) bkz. Apokrafiler; III. Mak. 2/13*Çünkü ‘meskenin’ olan göklerin en uzak noktasına âdem oğulları varamaz, (2) Manisa nüshasında: “Kudretim üstündeydim”, (3) bkz. İncil; Kol.1/15* “Kendisi de görünmeyen bir ‘ilâhın’ görünüşü ve tüm yaratıkların ilkidir.”. Bu sözlerde atfedilen ,Tanrı’nın yarattığı bir ilkdir, (4) Beytü'l-Mukaddes (mukaddes ev), Kudûs Camii ve Mescid-i Aksâ da denir.


(s.513)

Evrende bir direk, dayanak var mıdır?

—Kudretim üstündeydim. Nitekim şimdi kuşları havada, bulutları gök yüzünde ve gökleri yer üzerinde tutarım. Bunları bir dayanak olmadan böyle kudretimle tutarım. Musa: —Ne zamandan beri Tanrılık edersin? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) şöyle cevap verdi: —Ey Musa! Derin ilmimden ve gizli kudre- timden soru soruyorsun. Eğer merhametim öfkemden çok olmasaydı, ateşte yakardım. Musa: —Ya Rabbi! Neden?: —Bu nedenden ki; sen benim sonsuz evvelimden ve sonsuzluğa gidişimden soruyorsun. ‘Ben’ O öncesiz Tanrıyım ki, benden önce bir şey yoktu; ve ‘Ben’ O sonsuz olan Tanrıyım ki, benden sonra bir şey olmaz. Her şeyin öncesi benim ve benden önce bir şey yoktur. Her şeyin sonu benim ve benim sonum yok(1). Musa dedi ki: —Ya Rab! Senin büyük ilminden bir şeyler öğrenmek dilemiştim. Sen sabırlı Tanrısın acele et- mezsin. Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Tüm bu alemi yaratmadan önceydim. Seksen bin şehir yarattım. Her biri bu dünyanın yedi kat büyük- lüğünde idi. Ve o şehirleri hardal tanesiyle doldurdum.

Gizemli yeşil bir kuş?

Ondan sonra yeşil bir kuş yarattım. O Kuşa bu şehirlerin içindeki hardal tanelerinin rızkı olduğunu söyledim. Doyuncaya kadar ye!... Ne zaman bu har- dal tanesine (s.515) işleri kabul olmaz der. Haram korkusundan ve helalden dahi sakınır. İyi işlerini ve hasenatını gizler. Böylece günahlarını gizli tutar. Musa dedi ki: —Ya Rab! O kulların birini bana göster. Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Ne zaman bir alçakgönüllü, az konuşan ve midesi aç iken, yemeğini doyuncaya kadar yemesi elinden gelse bile, nefsin arzularını düşman görür. Böylece büyük günahları düşman tutar ve halkı över. Kendi nefsini hor görür, açları doyurur; ama kendi nefsini aç tutar. Tüm esintileri kendi üstünde döndürür ve kendi nefsini çıplak tutar. O kulum bana tüm insanlardan daha yakın olan kuldur. Musa dedi ki: —Bu çeşit biriyle karşılaşsam mı kar- şılaşmasam mı bilmem? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Ne zaman bir imanlı görsen ki, imanlıların suçlarını ve başına gelen kötülüklerini görse kederlenir. Böylece kendi suçlarına ve başına gelen kötülülere kederlenir ve müslümanların haberine de sevinir. Nitekim kendi iyiliği için sevinmiş olur. Bil ki, o benim kullarımın en yakınıdır. Musa: —O kulları bilmeyecek olursam ne yapayım?

(1) bkz.İncil Vah. 22/13 ile karşılaştırın “Alfa ve Omega, birinci ve sonuncu, başlangıç ve son Ben’im”; sözleriyle karşılaştırınız.

 

Tanrı’nın dostu ve düşmanı kimdir?

Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Ne zaman bir imanlı benim için öfkelense (s.517) ve benim için sevinse, benim içindir. O konuşsa benim için konuşur ve sussa, benim için sessiz olur. Bu yüzden bil ki, o benim dostlarımdandır. Musa cevap verdi: —Ya Rab! Düşmanım kimdir? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —O kişi öfkelense ve sevinse, kendi nefsi için öfkelenir ve kendi isteği için sevinir. Söylediğinde, sessiz kaldığında kendi nefsi ve dileği için söyler ve susar. Benim sevinmemi gözetmez. Ne zaman malına, oğluna ve kızına bir kötülük gelse çok kaygılanır. Benim yargılamama boy- nunu uzatmaz. Eğer bir müslümana kötülük gelse, onu korumaz. Bil ki, o kişi benim düşmanımdır. Musa dedi ki: —Ya Rab! Beni bir işe önder yap ki, o iş yüzünden benden hoşnut olasın.

Tanrı’nın hoşnutluğunu kazanmak nasıl olur?

Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: - -hoşnutluğumu istesen, dünya zengin- liklerinden vazgeçmen, onu kendine düşman(1) bellemen, yoksulları sevmen ve dünyayı iyi gözle görmemen gerek. Eğer bu şeyleri yapacak olıursan, önünde dünya bir şey olmaz; ama benim önümde sevgili olursun. Musa: -Ya Rab! Peki... dünya arzularını neden yarattın? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki:
—Kullarımı sınamak için. Her (s.519) kim dünya arzusunu bıraksa ve ‘ahiret’ (öbür dünya) arzularını seçse, o benim için şereflidir. Musa: —Ya Rab! Senin için hangi kişi mesuttur? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Az yiyen ve az konuşandır. Musa dedi ki: —Ya Rab! İnsanların en iyisi kimdir? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —İnsanların kendisinden yararlandığı kimsedir. Musa:
—Ya Rab! Hangi kulun senden ırağı görür? Hak-Teâlâ: —O kişi ki, malının izzetiyle ve halkının hemşehriliği ile olur. Musa dedi ki: —Hangi kulun en büyüktür? Hak-Teâlâ: —Her gün nefsine düşman olan kişidir. Musa: —Ya Rab! Hangi kuluna ışık gibi sakin dersin? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: — Benim yüceliğimden korkana der ve cehennem azabından korurum. Musa dedi ki: - Ya Rab! Hangi kulun daha katıdır? Hak-Teâlâ (Yüce Rab): —Yalancıların gönlüdür. Musa: —Ya Rab! Kim benden hoşnuttur? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Komşuların(2) ve yoksullar(3) senden hoşnutsa, ben de senden hoşnutum. Musa dedi ki: - Ya Rab! Bana bir şey öğret ki, ondan bana yarar olsun. Hak-Teâlâ (Yüce Rab): —Musa! Bilirsin de yapmadığın (s.521) şeyi, neden bana soruyorsun?

(1) bkz.İncil II. Tim. 4/10 “Dünyayı sevmek”, (2) Tevrat; Lev.19/13 Ben Rab’im. Komşuna zul- metmeyesin, (2) bkz. Ekl.18/28 “Bolluk zamanı kıtlığı, zengin olduğunda ihtiyacını ve yoksulları an!”


Kanaat etmek:

Musa dedi ki: —Ya Rab! O nedir? Hak-Teâlâ (Yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Varlığı kendi özünden öğdün; gideceği yere gider. Elinin emeğini iyi tut ve dünyada az şeyle yetin. —Ey Musa! Bana ne kadar ihtiyacın varsa, ona göre iyi işle. Ne kadar cehennem ateşine katlanırsan, ona göre suç işle. Dün- yada yaşayacağın kadar kazan. Hazırlığını yap ve ye. —Ey Musa! Halkını sev. Tâ ki, ben de seni seveyim. —Ey Musa! Halkları esirge. Tâ ki ben de seni esir- geyim.

İnsanları iyilikle anmak, utançlarını söylememek:

—Ey Musa! İnsanları iyilikle an ve utançlarını kapat ki, ben de senin utancını kapayım. —Ey Musa! Çocuklara şefkatli bir bakıcı gibi ol. Yaşlılara hürmet et ve dünyaya konup göçecek menzili bil. ‘Öbür dünyada’ oturacağın sarayı bil. Kötülüklere sabret, kötülükten hiç kimseye söz etme ve dünya şatafatına sevinme. —Ey Musa! Takva sahiplerine(1) (Haramdan çekinen) yemek yedir ve onlarla yemek ye! Her işte onlarla tanış ve onlarla komşu ol. Övünenlerin ve ibadetini bozanların sohbetinden kaç. Onlarla komşu olma ki, gönlün katı olmasın. (s.523)

Doğru sözün değeri:

—Ey Musa! Doğru sözü doğru söyle(2). Eğer kendi nefsine zarar verse de ... Çünkü her iş için, benden başka bir yardımcı yoktur. —Ey Musa! Bunu çok söyle: “Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, bütün hamdler ona mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür. Azamet (ululuk) sahibi Yüce Allah’tan başkasında güç kuvvet ve kudret yoktur.” —Ey Musa de ki: “Sübhânellahi teazzeze bi’l-kudreti ve kahhara’l-‘ibâde bi’l-mevti (ve’l- fenâi)”: (İnsanları kudreti ile aziz eden ve ölümle (ve fâni olmakla) de kah- reden Zât’ın (Allah’ın) şânı ne yücedir.”

 

(1) bkz. Apokrafiler (Allah’tan korkan, takva sahibi bir imam hakkında sözler.) II. Mak. 12/43
-46 “Çünkü o kıyameti düşünüyordu. 44*Eğer ölülere can verileceğine ümidi olmasaydı; ölüler için dua etmek boş ve anlamsız olurdu. 45*Hem bundan başka; günahtan sakınanlar için ayrılmış büyük mükafat olduğunu düşünüyordu. 46*O dürüst ve haramdan çekinen biriydi. Bu yüzden ölüler için kefaret etti ki, günahtan beri olsunlar, (2) bkz. Sül. Mes. 25/11*Uygun olarak söylenen söz, gümüş oymaların arasında olan altın elmalar gibidir, Say. 24/16*“Allah’ın sözlerini işitenin ve ‘Yücelerin Yücesi’nin (Müt’âlin) ilmini bilenin; yere düşüp gözleri açık olarak Kadîr’in( Her Şeye Gücü Yeten’in) gösterdiği...”.

 

Salvele (Allah’a hamd ve senâ) :

—Ey Musa! bunu çok söyle: “Sübhânellâhi ve bi hamdihi”(1) “Allâh’ı hamd (her türlü övgü) ile tüm eksikliklerden tenzih ederek tesbih ede- rim.”
—Ey Musa! Bunu söyle: “Allahümme bârik lî fî’l-mevti ve fîmâ b’ade’l mevti”(2) “Allah’ım, bize ölümü ve ölümden sonrasını mübarek eyle!”.
—Ey Musa! Bunu çok söyle: “ ilâhe illellâhü’l Melikü’l hakkü’l mübîn” “Eserleriyle âşikar, hakiki mevcut ve yegane mülk sahibi olan Allah’tan başka ilah yoktur.”
—Ey Musa! Bunu çok söyle: Sana buyurduğumu hiçbir peygambere vermedim ki, ona buyurmamış olayım.
—Ey Musa! Buyruğumu tut ki, yarın o iş yüzünden ötelenmeyesin.
—Ey Musa! Benim ‘mekrime’(1) (tasarıma) emin olma ve merhame- timden ümidini kesme.
—Ey Musa! Benimle ol. Ben de seninle olayım.
—Ey Musa! Esenliğim ve bereketim senin üzerine olsun. Halklarımın en iyisi Muhammet üzerine (üstüne) olsun. Ve Âlemlerin Rabbine hamd olsun.

mim

 

 (1) “Allâh’a sözlerin en sevimlisi sübhânellâhi ve bihamdihî sözüdür.” (Hadîs, Müslim, 2731; Ahmed b. Hanbel, 21429); (2)“Kim bir günde yirmi beş defa bu duayı söylerse, sonra yatağında (bile) vefat etse, Allah ona şehit ücreti verir. (Z. Hadîs, Taberanî, el-Evsat; bk. Mecmau’z-Zevâid, 5/301), (3) mekr: hile düzen; Allah’a nisbet edildiğinde “kötüleri hilelerinden dolayı cezalandırmak, tuzak ve dü- zenlerini etkisiz hale getirmek” mânasına gelir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “mkr” md.; Kāmus Ter- cümesi, II, 687).


KİTABIN EK METİNLERİ

 

Peygamberden hadis dua ve candan hakikatler vermek
Bir anlatıya göre Cebrail’in ne dediğini bildireyim. Cebrâʾil: “Benden sonra bu yere iner misin? On türlü dağlar gibi on kez ineyim. Önce inip bu buyruğun bereketini getireyim. Övünün bu halkın azının bile ziyanı yok; yani
2. İndiğimde dileğinize göre sevgi getireyim. Bu canlar ondadır. 3. İndiğimde akrabalık bağışlamasını getireyim. Şimdi düşmânı yakın akrabalar gibi.   4.
Dervişlere ineyim, inananlara sabrı getireyim. Derviş sabrı nerdedir onu... 5.
Kadınların yüz aklığını getireyim. Şimdiki kadınların yüzsüzlüktür dükkanı.
6.Bilgelere sofuluğu getireyim; okuduğunu tutmaya, bir yardımcıya gerek yok inanmışa. 7. beylerden adaleti getireyim ki bu yerden zulmün figanı göğe dek kalksın. 8. İndiğimde niyetler övgü olsun; yeryüzünden erdemlikle ar- mağan götüreyim. 9. İndiğimde sapkınlıklar çok olur; yeryüzüne ilimle Kur’an işlerini getireyim. 10. indiğimde Allahın emriyle...”
(s.527)

Hz. Muhammet’e övgüler ve on sekiz bin alem:

—Ey Muhammed! Kudretim hakkı için o ayı düzdürüp(1) yine doğuran; kudretim hakkı için sert ağaca izin verip, bir damla su ile yemiş yapıp; sarı kızıl renkler yapıp, türlü türlü tatlı kokular verip, kullarıma baş eğdirip, türlü davetlerle, seni ağırlayan kudretim hakkı için.

—Ey Muhammet! Ve sen, annen Âmine ve onun karnında Abdullah’ı bildiyken, o senin yüzündeki benim nurumu sana veren ve senin adını onsekiz bin aleme bildiren kudretim hakkı için. —Ey Muhammet! Annenin ve onun kafirler arasında sana iman verip ümmetine Kur’ânı bildiren kudretim hakkı için. —Ey Muhammed! Bu Kur’ânı da “Korunan Levhasına” ben yazdım. Artık benden başka bir kimse bu Kur’ânı sana verdiğimi bilmez.

Hz. Cibril’in ‘sembolik’ 27 000 kanadının olduğu:
—Ey Muhammed! Eğer dağlar üzerine koyaydım parça parça olurdu(2). Bu Kur’ânı sana hediye vermekle; ben sana inayet kuşağını kuşattım. Bir de Cebrâil; o Cebrâil’in yeşil inciden yirmi yedi bin kanadı vardır.

(1)Düzdürmek: tertip etmek, yaptırmak, (2) “Eğer biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, mu- hakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz” Haşr S., 21.


(s.529)

Cebrail’in bir güvercin misali Kur’anı öğretmesi:

Eğer ben o Cebrâil’e buyursaydım yedi kat gökleri ve yedi kat yerleri bir top gibi eline alsaydı; ey Muhammed! Cebrâil’le bu kadar kanat ile ve bu kadar güç ile sana veririm. Bir eli benim kudretim eteğinde; eli yere dayanıp, ağzını ağzına verip -güvercin yavrusuna kaka kaka(1)  yedirirken- sana (da) Kur’ânı öğretti. Kur’ânı sana verip öğreten o Cebrail, kudretim hakkı için ey Muhammet! Kışı gerip yeryüzünü bembeyaz kara bürüyen ve yazı gerip sıcaklığını yerde gizleyen ve buz gibi soğukları kaynatan, soğuk günde sıcak su sıcak günde soğuk suyu kullarıma içiren kudretim hakkı için ey Muhammet! ‘Velayalil aşrîn’(2)  o on gece hakkı için ey Muhammet! Yani Aşure günleri hakkı için ve bayramın on günü gecesi hakkı için; ey Muhammet! Ve Recep ayının ilk on günü hakkı için...Yer ortasında mı? On günü hakkı için; yer so- nunda mı on günü hakkı için; ey Mumammet! Ve Şaban ayı hakkı için de, Ra- mazan ayı hakkı için de; ey Muhammet! Ve her kim Aşure günleri gelse; her bir gecesiz on bölük kavmi, her bölüğü on bin kişi cehenneme layık olmuştur.

O gecede yüce Tanrı, Muhammet ümmetinden kişilere şöyle bağışlar: (s.531) 2. Gecesi için yirmi bölük kavmi -her bölük otuz bin kişi- cehenneme layık Muhammet ümmetinden azat eder. Ve 3. Gecesi için otuz bölük kavmi - her bölük otuz bin- cehennemlik, Muhammet ümmetinden Hak-Teâlâ kendi merhametiyle azat eder. 4. Gecesi için kırk bölük kavmi -her bölüğü onar bin cehennemlik Muhammet ümmetinden azat eder. Kendi merhametiyle Mu- hammet ümmetinden. Bir de 5. Gecesi için elli bölük kavmi -her bölüğü otuz bin kişi- cehennemlik, Muhammet ümmetinden kendi rızasıyla azat eder. 6. Gecesi altmış bölük kavmi her bölüğü onar bin, cehennemlik Muhammet üm- metinden azat etti. Hak-Teâlâ (Yüce Rab) kendi merhametiyle, 7. Gecesi için yetmiş bölük kavmi -her bölüğü onar bin- cehennemlik, Muhammet ümme- tinden Hak-Teâlâ (Yüce Rab) azat etsin. 8. gecesi için seksen bölük kavmi - her bölüğü onar bin kişi- cehennemlik Muhammet ümmetinden kendi merhametiyle azat dilesin. 9. gecesi, için doksan bölük kavmi -her bölüğü onar bin kişi- cehennemlik Muhammet ümmetinden Hak-Teâlâ (Yüce Rab) kendi merhameti ile azat etsin. 10. gecesi için cehennemlik yüzbölük kavmi -her bölüğü onar bin kişi- Hak-Teâlâ (Yüce Rab) kendi merhameti ile azat etsin.

(1) “Sen bundan önce ne bir Kitâp okuyor, ne de elinle onu yazıyordun. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar elbette şüpheye düşerlerdi.”(Ankebut; 29/48). Hz. Muhammet “ümmi” (okuma yazma bil- meyen) olduğu için Cibril’in; “bir güvercin yavrusunu nasıl beslerse”, örneğindeki gibi, Kur’anı hafı- zasına aktardığını gösterir, (2)"Ve on geceye (Zilhicce ayının ilk on gecesine) and olsun!“ (Fecr S., 2).

 

(s.533)

Ayrıca Cuma ve Aşure günleri için olan bağışlama:

Cuma ve Aşure günleri için “Hamde Layık Yüce Allah” Muhammet üm- metinden cehennemlik bin kişiyi azat etsin. Her kim Aşure ayının o gününü tutsa, İbrahim peygamber sevabı verir. 2. Gün oruç tutsa, İsmail peygamber sevabı verir. 3. Gün oruç tutsa, İshak peygamber sevabı verir. 4. Gün oruç tutsa, Yahya peygamber sevabı verir. 6. Gün oruç tutsa, Zekeriye peygamber sevabı verir. 7. Gün oruç tutsa, Musa peygamber sevabı verir. 8. Gün oruç tutsa, İsa peygamber sevabı verir. 9. Gün oruç tutsa, yetmiş hac sevabı verir.
10. Gün oruç tutsa, Muhammet Mustafa (s.a) sevabı verir. Ve bundan sonraki metin (Bayram orucunun faziletlerini açıklar.):

Bölük bölük cehennemliklerin bağışlanması:

Her kim Zilhicce ayından önceki, gün oruç tutsa, yirmi bölük kavmi - her bölüğü yirmi bin kişi- Muhammet ümmetinden cehennemlikleri, cehen- nemden azat eder ve iki yüz bölük kavmi -her bölüğü ikiyüz bin kişi- Muhammet ümmetinden (s.535) Hak-Teâlâ (Yüce Rab) cehennemden azat eder.
3.gece yüz bölük kavmi her bölüğü üçer yüz bin kişi Muhammet ümmetinden cehennemlikleri azat eder. 4. Gece yüz büyük bölük kavmi -her bölüğü dört yüz bin kişi- Muhammet ümmetinden cehennemlikleri azat eder. 5. Gece beşyüz bin bölük -her bölüğü beşyüz bin kişi- olan Muhammet ümmetinden cehennemlikleri azat eder. 6. Gece altıyüz bölük kavmi -her bölüğü altı yüz bin kişi- Muhammet ümmetinden cehennemlikleri Hak-Teâlâ (yüce Rab) azat eder. 7. Gece yedi yüz bin bölük kavmi -her bölüğü yedi yüz bin kişi- Mu- hammet ümmetinden cehennemlikleri azat eder. 8. Gece sekiz yüz bin bölük kavmi -her bölüğü sekiz bin kişi- Muhammet ümmetinden cehennemlikleri azat eder. 9. Gece dokuz yüz bin kavmi -her bölüğü dokuz yüz bin kişi- Mu- hammet ümmetinden cehennemlikleri Hak-Teâlâ (yüce Rab) azat eder. 10. Gece on yüz bin kişi (1 Milyon) Muhammet ümmetinden cehennemlikleri “Hamde Layık Yüce Allah” azat eder. Âmin ey alemlerin Rabbi! (s.537)

Bu sözlerin Hz. Musa peygamberin yakarışı olduğunu bil:

Bir gün Musa (a.s.) yüce Yaratana yalvarırken şöyle dedi (ilâhisi idi). Ve Yüce Mevlâ (Allah C.C.): —Hiç kölelerin ile bana yaptığın yakarışı yapar mısın? Ve Hak-Teâlâ (yüce Rab): —Benim kullarım vardır. Bunların yal- varması senin yakarışından daha sonradır. Ondan sonra Musa peygamber dedi ki (ilâhisi idi). Ve Yüce Mevlâ (Allah C.C.):


1600 yıl sonra gelecek olan ümmet:

—O kölelerinin kaçı geliyor ve onlar kimin ümmetidir? Hak-Teâlâ (yüce Rab): “Bunlar bin altı yüz yıldan sonra gelecektir”, dedi. Ondan sonra Musa dedi ki, ki (ilâhisi idi): —Ey! Yüce Mevlâm (Allah C.C.). Sen o ümmeti benim ümmetim yap. Hak-Teâlâ (yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! O ümmete seni çavuş kılayım, dedi. Hak-Teâlâ (yüce Rab) dedi ki: —Ey Musa! Sen bana kırk gün yalvardın; ama Muhammet ümmetinin bana yalvarışı, bir günde kırk kez olacak(1).

—Ey Musa! Sen kırk gün oruç tuttun, ben sana ‘Levha’ verdim. O kullarım bir gün oruç tuttuklarında, ben onlara kırk gün oruç sevabı vereceğim.
—Ey Musa! Sen bana (s.539) günde bir kez yakardın, o kullarım bana beş(2) kez yakaracaktır. —Ey Musa! Sen beni görmek isterken, tecellimin nuruna/ışığına doymadın. Bunlar benim rızamı alsınlar ki, ben onlara cennet vereyim ve hem nitelik söz söyleyip göstereyim. Kara gözlü hurilerimle çiflendireyim(3). Ey Musa! Sen ve bütün peygamberler Muhammet’in halkı girmeden cennete gir- meyecek. Sana Zilhicce ayını tam verdim. Ve Muharremin ilk on gününü ver- dim ama Muhammet ümmetine Zilhicce ayının on gününü verdim. Ama ‘vurgulanan’ gün; geceyle yirmi dört saattir. Ve bu türlü günlerle kırk kez konuşayım, dedi. Musa peygamber dedi ki: —Ya Rab! Halkım da o halka bağışlasın, dedi. Ve: —Ya Rab! Bu Muhammet halkıdır. Onları Hz. Peygam- berin şefaâtinden yoksun kılma. Son solukta imanımızı şeytanın kötülüğünden koru. Ve tüm imanlılar da Âmîn!...

Her şeyin çiftine ve tekine hamd etmek (velvetr/veşşef ’ı)(4):
Her şeyin çiftine ve tekine and olsun, diye Hak-Teâlâ (Yüce Rab) and içirir. Her şeyin teki Tanrı hakkı içindir.

Her şeyin çifti Ebu Bekrîler ve Hz. Ömer hakkı için, her şeyin teki Mu- hammet hakkı için, her şeyin çifti Osman ile Ali hakkı için, her şeyin çiftine Hasan ile Hüseyin hakkı için, her şeyin tekine Muhammet hakkı için, her şeyin çiftine yerle gök hakkı için, her şeyin tekine Tanrı hakkı için, her şeyin çiftine

(1)40 gün x 40=1600 gün, (2) Beş kez namaz, (3) İncil’e göre: bkz. Luk. 20/34, 35 “İsa da onları şöyle yanıtladı: -Bu dünyanın çocukları evlenerek, evlendirilirler. Ama o dünyaya erişmeye; yani ölümden dirilmeye layık olanlar ne evlenirler ve ne de evlendirilirler, (4) “Veşşef´ı velvetr: Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun!” (Fecr Sûresi, 3); “Velvetr”: Herşeyin tekine de and olsun!”, “Veşşef´ı: Herşeyin çiftine and olsun!”.


(s.541)
Ay ve gün hakkı için, her şeyin teki Tanrı hakkı içindir, her şeyin çiftine cennet ve cehennem hakkı için, her şeyin tekine Tanrı hakkı için, her şeyin çiftine gök ve ahiret hakkı için, her şeyin çiftine arş ve kürsî hakkı için, her şeyin tekine Tanrı hakkı için, her şeyin çiftine ölüm ve dirlik hakkı için, her şeyin tekine Tanrı hakkı için, her şeyin çiftine sabah namazı ve öğle namazı hakkı için, her şeyin tekine akşam namazı hakkı için, ve de her şeyin çiftine öğle namazı ile ikindi namazı hakkı için an edilir.

Yalnızlık kime mahsustur?

—Ey! Muhammet. Ve Hak teâlâ (Yüce Rab) der ki: —Ey Muhammet! Benim dünya için yarattığım her şey çifttir; çift yarattım. Ama yalnızlık bana yaraşır; yalnızım. Bu yüzden bana yoldaş olacak kimseye ihtiyacım yok. Benim; babam, anam, oğlum, kızım ve benzerim yok.
(s.543)
—Ey Muhammet! Sen de ki,“Ve guli’lhamdu lillâhillezî lem yettehız ve- leden”(1) Yani; sen Tanrıya şükret ki, oğlun kızın bilmedin.“Ve’l-leyli izâ yesri ve bi hakkı berebbi’lley”(2) (Geçip giden geceye andolsun ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır. Ve gece hakkı için ne zaman gece olsa,“Hel fî zâlike (Gasemü’l-lizî hicrin) Şüphesiz bunlarda(3) akıl sahipleri... sözün içinde “Gase- mün”(4) yemin vardır. “Lizî hıcrin”(5) (akıl sahibi bir kimse için akılla işlerini “Elem tera”yı(6) (görmedin mi?) sana haber verir mi; bildirir mi; ey! Muham- met? “Keyfe”(7) (nasıl?) konusu, “Feale”(8) (yaptı) konusu işleri, “Rabbüke” (senin Rabbine uymaktır.).

Âd kavmine “İrame zâti’l-‘ımâdi’l-letî”(9). O, İrem işine; yani uzun ‘hayat’ işlerine. Yani direk (sütun) işlerine. Yani; “İmâdi’l-letî”(10) o cennet işlerine iniltiler işledỉm ey Muhammed! Sana bildireyim ki, ey Muhammed! “Lem yuhlag”(11) öylesi yaratılmamıştı “Mislühâ”(12) /(hiç bir benzeri yoktu.).

(1) “"Hamd, çocuk edinmeyen, Allah'a mahsustur" de” (İsrâ Sûresi, 111), (2) “Geçip giden ge- ceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır)” (89: Fecr Sûresi, 4), (3) “Şüphesiz bunlarda (öyle değil mi?), (akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır)” (Fecr Sûresi, 4), (4) yemin, (5) “lizî hıcrin”: “akıl sahibi bir kimse için”, (6) “elemtera…” : “Görmedin mi?...” (Fecr Sûresi, 6), (7) “keyfe”: “nasıl?” (Fecr Sûresi, 6), (8) “feale”: “yaptı.” (Fecr Sûresi, 6), (9) “Sütunlarla dolu İrem'e ki (şehirler içinde benzeri kurulmamış olan sütunlar)”(Fecr Sûresi, 7), (10) “ ‘imâdi’l-letî”
:“öyle sütunlar ki” (Fecr Sûresi, 7-8), (11) “lem yuhlag” : yaratılmamıştı” (Fecr Sûresi, 7-8), (12) ”mis- lühâ”: onun benzeri” (Fecr Sûresi, 7-8).

 

İrem Bağları ve Şeddat: Bunlar gibi mülklerim içinde İrem Bağları ve Şeddat’ın hikayesivardır.

Rüzgar içinde bir kral geldi. Adı Âd idi. Sara oğlu derlerdi. O, Âd’ın iki oğlu vardı. Birinin adı Şeddat ve diğerinin adı da Şedit idi ve çok yaşamıştı. Ama; Şeddat dört bin dört yüz (s.545) yıl yaşadı. Tam bin yılını adaletle geçirdi. Dokuz yüz doksan dokuz yıldan sonra bir zincir yaptırdı. Yedi yüz kulaç kızıl altından bir kemer yaptırdı. O kemeri beline kuşandı, zincirin ucunu o kemere tutturdu. Diğer ucunu köşkten aşağıya bir mermer direğe bağladı. Her kim gü- cüne güvenip itmek için oraya gelirse, durur o zinciri çeker ve zincir kımıl- dardı. Kral o adamlar için geldi ve şöyle buyurdu: —Gidin onları bana getirin. Onlar da gelip onu görür ve ona en adîl derlerdi. Kral adaletle davranır, adı doğudan batıya dek ün salardı.

Devasa bir yılan hikayesi:

Günlerden bir gün kral kendinde bir eksiklik gördü. Uykusu gelip yattı ve sabahleyin uyandı. Uyandığında o zincirin pek çok çekildiğini gördü. Kral vezirini çağırdı ve dedi ki: —Aşağı itici (zincir çekici) geldi, var git dedi. Vezir de aşağıya indi ve gördü ki, zinciri büyük bir yılan tutmuş. Gövdesi fil gövdesi gibi, başı deve başı gibi ve gövdesi ak kar gibi beyaz... Yılan veziri farkedince (s.547) ağzını açtı ve dilini şerre çağırdı: Öyle ki, dilinden ateş yalazası çıkıyor. Vezir bunu görünce dili tutuldu, geri gidip kralın önüne geldiğinde vezirle konuşmak istedi; ama o sözü pek vezirin dili tutulmuş, konuşamadı. Kral ve- zirin halinin gergin olduğunu gördü ve bundan sonra kral kırk kişi daha gön- derdi. Oraya gittiklerinde herbirinin dilleri tutuldu. Krala cevap veremediler. Zinciri çektiklerinde kralın beli pek çok ağırdı. Kemeri belinden gerildi, yü- zünden teri geldi ve kendisi aşağıya inip mermerden yana baktı. Gördü ki, büyük bir yılan... Yılan kralı gördüğünde zinciri bırakıp kralın önünde başını yere uzattı. Sonra kral yılanı yakalamak için birbiri ardınca (çeri/asker) ocakları çağırdı ve onlara: “At çekmelerini” emretti. Atları getirdiler. Kral da atına bindi, yılanın ardınca sürdü. Yılan büyük bir dağa doğru gitti ve kral da ardından giderken, yılan yalın bir kayanın büyük mağarasına girdi. Kral atın gemini çekip durdu ve bir müddet seslendi. (s.549)

Büyük (kübra an) an gelmişti. O yılan mağaradan kralın eline doğru gel- ince kral elini çekti. Sonra büyük bir akrep o yılanı yakaladı. Meğer akrep o yılanı dişinin gücüyle yakalamış ve o yılana çok eziyet etmişti.


Kralın yılanı kurtarması ve Kaburcağın (misk kutusunun) sırrı:
Kral onun perişan halini gördüğünde kılıçla dürttü ve akrebin üzerine kılıcını vurdu. Yılan mağaraya girdi. Kral atın başını çevirdi ki, mağaraya sür- sün. Mağaradan öne doğru gitti. Kral baktı ki, mağarada yok. Sonra gördü ki, yılan ağzına acayip bir misk kutusu almış. Onu getirip kralın önünde sundu ve misk kutusunu aldı. Yılan yine mağaraya döndü. Kral bırakıp gitti, giderken kafası karışmıştı. Ve şöyle düşündü: Ademoğullarını ve misk kutusunu bana veren yılandır. Şimdi burada bir sihir mi var, yoksa yılan mı? Buna bir bakın dedi. Misk kutusunu alınca, sekiz cennetin kutunun içinde yazılı olduğunu gördü. Kral bunu gördüğünde şaşırdı kaldı! Bu ne hikmettir? diye sordu.
(s.551)

Ebrar-ı Necd(1) ve Şeyh Necd(2) nedir/kimdir?

Bunu düşünüp giderken, bir şeyh görüp geldi. Ak sakallı, yeşil donlu/ giysili... Krala selam verdi. Kral selamını aldı ve gördü ki, o şeyhin sakalında bir nur var. Kral gelip: —Kimsin, nereden geliyorsun? Dedi. O Şeyh: —Ebrar- ı Necd (Sadıklar Ülkesi’nden) geliyorum. Bana Şeyh Necd diyorlar. Ben senin için geldim. O yılanın sana ne dediğini biliyor musun? Ve sen kim olduğunu biliyor musun? Dedi. Kral şöyle cevap verdi: —Ben Âd(3) oğlu Şeddat’ım, dedi. Şeyh: —Sen seni bilmiyorsun?! Yanlış söylüyorsun, dedi. Bu böyle değildir. Kral: —Ey Şeyh! Niçin böyle diyorsun? dedi. Şeyh dedi ki: —Ben kim olduğunu biliyorum; “İlâhsın...!(4)”. Ben sana “İlâh”(5) diyorum. Şunu bil ki, önceden sen “Güveydin”(6) ki, ben seni kucaklayıp yeryüzüne indirdim. Ben yine göğe çıktım. Sen yeryüzünde Tanrılık etmek (ilâhlık) için kaldın ki, ilâh olduğun bilinmesin diye buyruk verildi, dedi. Şimdi ben sana bunun için gel- dim ki, İlâhlığını bildireyim. Bütün halkı çağırıp topla, ilâhlığını bu halka bildir ve onlara “Tanrı ne derse onu yapın” diye şart koş; demeyeni ateşte yak! İşte; bil ki, o yılan sana “İlâhlığını” bildirdi.

(1) Ebrar-ı Necd : Sâdıklar ülkesi; Arap yarımadasının ortası, (2) Şeyh Necd : Mecazi bir tabir olup şeytan anlamındadır. Bir Hadis-i Şerifte, ‘şeytanın boynuzlarının Necid’den zuhur edeceği kayde- dilir. Tabirin dayanağı muhtemelen, bir hadisi şeriftir. Benzetmede şeytan, Şeyh Necd kılığına girmiştir,
(3)Âd kavmi ve Şeddât : Hz. Nuh’tan sonra Hûd döneminde Âd kavminin lideri Şeddâd'tır. Temel hedefi, yeryüzündeki bütün insanları kendisine boyun eğdirmektir, (4) İlâhsın; (5) Eski kavimler Krallarını bir ilâh gibi görürlerdi; bkz. Apokrafiler II. Mak. 15/5 “(Kıbrıs paşası Nikanor: —Ben de yerde bir İlâhım! Silaha sarılma yı ve kralın buyruğunu yerine getirmeyi buyururum, dedi, (6) Bkz. güvey benzetmesi İncil Mat.; 25/6; 6*Ve gece yarısı: -İşte güvey geliyor; O’nu karşılamaya çıkın! (Ben- zer sözler: Mat. 25/3, Mark. 2/19, Yuh. 3/29. (s.553).


Şeyh Necd, Şeddat’a bir cennet yapmasını müjdeliyor:

O senin için geldi. Tanrı cenneti sana bildirdi. ki, cennet yapasın, dedi. Şimdi o misk kutusunun içine bak. Cennet onun içinde yazılıdır; ona cennet... Ona göre cennet... dedi. Kral bunları duyunca gönlüne vesvese düştü. Ve şöyle dedi: —Ey şeyh ne diyor, ne buyuruyorsun? Şeyh dedi ki: —Ben gerçek söy- lüyor ve tüm şeyleri biliyorum. Kral: —Ey şeyh! Şimdi ne diyorsun, nasıl “Tanrın” diyorsun? Dedi. Şeyh şöyle dedi: —Bundan ötürü: Bilmiyor musun ki, dokuzyüz doksan yıldır kimim dünyada adaletli olduğunu “diyorsun”. Eğer sana “Tanrı/ilâh” denilmeseydi” başın hiç ağrımayacaktı. Ve dört bin dört yüz iki yıl yer yüzündesin. Ondan sonra göklere çıkasın. Şimdi şunu iyice belle ki, sen şeksiz şüphesiz Tanrısın!?... (O şeyh) kayboldu. Kral da yola koyulup evine gitti ve sabaha kadar (s.555) yattı.

Acayip (bu dünyada görülmemiş) bir süvari:

Sonra atını alıp gezintiye çıktı. Gezintide aşağıya yürürken acayip şekilde bir süvari(1) geldi. Saçı ibrişim, giysisi yeşil, başında kızıl altından bir taç örülmüş ve tacın dört yanına dört yakut oturtmuşlar. Tepesine bir elmas oturtmuşlar. Onun çevresine de yeşil, kızıl inci oturtmuşlar. Üstünü bezemişler. Öyle bir ata binmiş ki, at kuş kanatlı, at başlı, insan dilli, kadın yüzlü ve yanağı siyah inciden, kulakları anberden, ‘kamutu’ safrandan, eyeri ve yuları kızıl altından ve üzengileri ışıktan ‘nurdan’ krala doğru gelip: “Selâmü aleyküm
—Sana selam olsun yer “Tanrısı”; ben “Gök Tanrısı’yım” dedi. Benim sana küçük bir katkım olsun, dedi. Ve bu sözleri der-demez kayboldu. Ondan sonra kral (bu olağanüstü şeyleri gördüğü için): —Şimdi anladım ki, “Tanrı imiş!...”. Elbette cennet gerekir, dedi. Gece yattığında düşündü ve sabah durup vezirle- rini çağırdı. Birbirine danıştılar ve (s.557) dört bir yana mektuplar yollayarak, köleler gönderdiler ve askerler koşturdular ve kral buyurdu: —Atlanın! Dört bir yanda çavuşlar koşuşturuyorlardı: “Binin!...” deyince, tüm askerler atlarına bindiler. Yüz bin kez yüz ‘bayrak/alem’ getirildi. Döküm bir ‘alem/ bayrak’ dibine yüz bin kez yüz ‘saf/sıra’ durdu. Döküm (alem/saflar) altında yüz bin çavuş durup çağrışıyorlardı. Döküm ‘alem/bayrak’ çavuşunun da yüzer çavuşu daha vardı. Onlar da uzaktan uzağa çağrışıyorlardı. Kalkanların ışıltısı, ordular ve ‘alemler/bayrakler’ titrediler. Çünkü bildikleri yere vardılar.

(1)Bkz. Apok. II. Mak. 3/25 benzer bir anlatım: ”Çünkü onlara güzel kilimle bezenmiş bir at göründü. Üstünde süvari gibi olan biri çok görkemliydi. İşte o at Heliyedoro’nun üzerine saldırarak onu ön tırnaklarıyla vurdu ve üzerinde olan kişinin sırtında ise; sanki altın gibi bir zırhı vardı.

 

Bağ-ı İrem cennetinin yapılması:

Tâ doğudan batıya dek tüm yaratıklara bildirip dediler ki: “Kralın cennet yerini duyun, bilin ve bulun”. Bundan sonra tam altı yüz bini, cennete gitmek istedi. Gördüler ki, onun gibisi tüm dünyada yok idi. Hazır türlü yemişler o yerde bitmişti. Nar, incir, ‘cennet’ narları, limon, üzüm, hurma, zeytin, karışık zerdali çeşitleri, şeftali, kiraz, hünnap, kavun, fındık, kestane ve her ağacın dibinde bir bina dikilmemiş(1) kötü şeye benzeyen bir şey yok.(s.559)Krala müjdeciler geldi. Haber verdiler ki, filan yerde bu iş için bunun gibi güzel bir yer bulundu. Bunu duyan kral atına bindi. Derhal o yere gidip gördüğünde, o yer kralın çok hoşuna gitmişti. Durdu ve beylerine tâ doğudan batıya kadar yeryüzünde ne kadar altın, gümüş ve deniz yüzündeki (dünyadaki) tüm mü- cevherleri toplasınlar. Kral buyurdu: —Cennetin bir tuğlası altından ve bir tuğlası da gümüşten olmak üzere duvarlarını yapsınlar. Ağaçları gümüşten, dalları inciden ve yaprakları yeşil, laciverten daha iyi idi. Bin adet altından davullar yaptılar. Dökme bir davulun uzunluğu bin kulaç idi. Her davulun ak inciden yirmi altı bin aralığı vardı. Ak yakuttan yedi kat duvar bağladılar. Dökme bir duvarın arası bir atlının yedi günlük yoluydu. Bundan sonra her duvarın arasına bağladılar. (s.561)

Kızıl altından içi mücevherle özenle bezenmiş dökme kapı ortasında birer değerli taş kapatmışlar ve dökme kapı yanındaki meydanda bir bina yaptılar. Döşeğini (yerini) kızıl altından, gümüşten... Dökme meydan çevre- sinde kızıl altından köşkler yapmışlar, her köşkün büyüklüğü yedi bin arşın idi. İnci, mücevher, her türlü akik, mercan ile bezenmiş ve o köşkün kapıları ak incidendi. Her köşkün önüne bir inci dikmişler, ağaçların köküne altın sıvamışlar. Yaprakların üstüne de altın sıvamışlar. Altın üstüne inci ve elâ yakut mücevherleri ile bezediler. O budaklar üzerine kuşlar oturttular. Gövdesi kızıl altından kuyruğu inciden, kanatları yakuttan; ve bu kuşlara kare sıvasıyla nakışlar ve anber dizdiler. Ucu bucağı görünmeyen yerlerde de bostan kurdu- lar. Üzerlerine kızıl altından lacivert vurup urganlar çektiler. Sarı altından kavun yaptılar. Ve sarı altından nar çiçekleri yaptılar. Kızıl altından da narlarını yaptılar. Sarı altından incir, ak gümüşten kaz, kızıl altından (s.563) ördek, yeşil inci ve kızıl altından kumru kuşlarını dizdiler. Koyu altından, yeşil inci bir de mor renginden idiler. Üstüne yebaz sıvadılar. Yeşil mercandan ördekler yaptılar, üstüne yebaz sıvadılar. Ağaçların dibinden yeşil su kanalları ve altın su havuzları yaptılar.
(1) Bkz Apokrafiler benzer sözler: II.Ez.10/52“Bu yüzden sana, bir binanın temeli olmayan
bozkıra gelmeni söyledim.”


Yeryüzü cennetindeki (Bağ-ı İrem) Huri kızları kimlerdendir?
Etrafını mücevherlerle bezediler. İçine şekerler doldurdular. Ak gü- müşten balıklar düzdüler ve havuza bıraktılar. Aşağıya batmıyor, su üstünde yüzüyorlardı. Ağaçlara gümüşü sıvadılar. Kızıl altından geyikler ve ak gü- müşten tavşanlar yaptılar. Bu şekilde cenneti yaptılar ve bitirdiler. Adem- oğlunun onun gibi bir mülk gördüğü yoktu. Hiç kimsenin gönlünden de böyle bir şey geçmiş değildi. O sarayda altından, gümüşten çanaklar yaptılar. Üzer- lerini lacivertle nakşettiler. İnciler ve çeşit çeşit taşlar oturttular. Sonra çeşitli nimetler pişirdiler. Gidip yüz yirmi dört bin ulu meliklerin kızlarını toplayarak, alıp götürdüler ve huri kızları bunlar olsun dediler.
(s.565)

Cennetin inşasının tamamlanması:

Köşklere ve saraylara doldurdular. O kızların başlarına taçlar ördüler. Sırtlarına yeşil inciden giysiler giydirip donattılar. Ayaklarına yeşil inciden ve kızıl altından papuçlar giydirdiler. Altı yüz binini tamamladılar. Artık cennet tamamlandı diyerek krala müjdelediler. Müjdeciler krala giderek şöyle söyle- diler: —Cennet tamamlandı!... Gel cennetine gir. Bunu krala müjdeleyen sü- variye kral, kırk yıllık yol (iklim ilini) armağan etti.

—Ey Muhammet! Kral buyurdu ki, dört yana beğlerine at sürsünler. Dört yana çavuşlar çağrıştılar. Padişah atlara binmelerini söyledi. Yüz yirmi bin çavuşu vardı. Her döküm ‘alem/ bayrak’ altında yüz yirmişer çavuşu vardı. Öteden öteye çağrışıyorlardı. Ucu bucağı görünmüyor ve sayısını kimse bil- miyordu. Tüm askerler inciden giysiler giymiş ve (başlarına) altın taçlar takmışlardı. Bunu görenlerin -güneş ışığının aksinden- gözleri kamaştı. bütün askerler gidip o cenneti gördüler. Baktıklarında zannettiler ki, günün (s.577) (göz kamaştırıcı bir serabı var).

Not: Buradan metnin sonuna kadar (Orijinal Metin, Milli Kütüphane
A 8096 / “Kırk Soru Kırk Cevap” kitabından) eksik sayfaları temin edilmiştir.

Askerlerin bir melek tarafından yok edilmesi:

Gece olduğunda yüce Rabbin izzetiyle (Hz. Allah C.C.) bir Ferişteye o kalabalık askerler üzerine keskin bir vuruş yapsın, dedi. Aynen öyle oldu. O melek öyle büyük bir vuruş yaptı ki, o yemyeşil(1) gelincik çiçekleri tarlasında

(1) “Kavlühû Te’âlâ: “İn kanet illa sayhaten vahideten fe-iżâ hum hâmidûn(e)” Yasin 39.


olanların tümünü bindikleri hayvanları ve davarlarıyla birlikte yok etti. “Kavluhu Te’âlâ illa şayhaten vahideten te’huzuhum ve hüm yahişşimün”(1,2)

İrem Şehrinin görünmez olması:

Daha sonra yüce Rab (C.C.) o yeri halkın gözünden gizleyip hiç kimse- nin görmesine izin vermedi ki, onu gören biri şaşa kalmasın! Yahudiler (Mu- hammet’e) şöyle sordular: —Ey Muhammet! O zamandan sonra hiç bir insan o yeri görmedi mi? Enbiyaların büyük sultanı (a.s.v.) dedi ki: —Benden sonra ümmetimden Abdullah adında bir kimseye görmek nasip olacak ve o mücev- herlerden bir deve yükü yükletip yoluna gidecek, dedi. Ama son zamanlarda “Diriliş Günü”ne yakın, yüce Rab halkın gözünden perdeyi kaldırıp İrem Bağı şehrini apaçık gösterecektir. Tüm insanlar da görüp seyredecekler(2), dedi. Aynen Enbiyaların sultanı’ın (s.a.v.) -saadetle bu dünyadan ahirete göçtükten sonra- dediği gibi.

Abdullah’ın İrem Şehrine tanık olması:

Hz. Muaviye, Şam’da halife iken Abdullah adında bir Arap, yolda gider- ken devesini kaybetmişti. Onu ararken karşısında büyük bir kale duvarı gö- ründü. Abdullah şaşırdı! Bu yerlerde kale yoktu. Bu kale; acaba bu kale neyin nesidir, diyerek yürüdü. Gördüğü öyle bir duvardır ki, onu dolanmaya imkan yok! Böylece yürüyüp kale duvarının kapısına vardı. Gördü ki, mücevherlerle bezenmiş altın bir kapı. Böyle bir kapıyı hiç kimse gözleriyle görmemişti. Ama kapının iki kanadı birbirlerine ellerini açmış aşıklar gibi ne kadar da bir- birine yakışmıştı. Kimseye görünmeden deveyi sürüp kapıdan içeriye gir- diğinde muazzam bir şehir olduğunu gördü. Bunu ne bir göz görmüş, ne de bir kulak işitmiş değildi. Onun gibi bir şehri hiç kimse görmemişti. İçinde büyük ve küçük saraylar sultanlara ait yerler ve köşkler vardır ki, altın ve gümüşten yapılmış, her çeşit mücevherlerle bezenmiş güzel ve mükemmel- dirler. Bahçenin zeminini çeşitli renkte süs ve ziynetlerle; altın, gümüş ta- bakalarıyla döşedi. Altın döşeme üzerine gümüşten ağaçlar dikilip, altın yapraklar, mücevherler, tomurcuklarla bezenmiş. Ve bu ağaçların üzerine altın ve mücevherden yapılmış kuşlar vardı. Bunlar her ağacın üzerinde oturtul- muştu.
(1)Fecr, 89; 6-8; “ Elem tera keyfe feala rabbike bi’âdin iremezati’limadilleti lem yuhlak misluhâ fi’l-bilad’ (Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine ?), (2) Yasin, 36/49 “49: Anlaşılan onlar, dünye- vî meseleler veya şahsî menfaatleri üzerinde birbirleriyle çekişip dururlarken kendilerini apansız ve kıs- kıvrak yakalayacak olan korkunç bir çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar.”, (2) ‘Neom’ benzetmesi : Sahte cennet.

 

Rüzgâr esince kımıldıyorlar ve anlatılmaz çeşitli sesler çıkarıyorlardı. O ağaçların yaprakları yeşil zümrüt ve çeşidindendi. İnce mercan ile kaplı, o ağaçların her birinin tahtında tahtlar kurulmuş; kimi altın ve kimi gümüş idi. O ağaçların altında insana hayat veren nehirler akarlar. Ve köşkler ile sul- tanların kaldığı binalar içinde altından ve gümüşten şadırvanlar ve fıskiyeler vardı ki, temiz “Kevser” cenneti şarabı gibiydi. Sular her taraftan şırıl, şırıl akarlardı. O İrem şehri cennetinin tam ortasında bir saray vardı. Bir tuğlası altından ve bir tuğlası da gümüştendi. Köşklerinin pencereleri çeşitli mücev- herlerle bezenmiş çok güzeldi. Dinlenme yerlerinin içi güzel kokulu buhurlarla dolmuş; camları ve çardakları çeşitli mücevherlerle nakşedilmiş, süslenmiş olup, ona bakanın gözlerini kamaştırıyordu.

Acaba Abdullah düş mü görüyordu?

Burada bahsi geçen Abdullah, bu bağı ve acayiplikleri görüp hayran kalıp şaşırdı! Acaba bu gördüğüm gerçek midir? Yoksa bir hayal mıdır, dedi? Böyle bir yer dünyada olamaz. Yoksa öldüm Ahirette miyim? Ahiretteysem bu yerim benim cennetim mi? Diyerek, sorularına cevap aradı. Asla bir kimse görmedi, dedi. Şimdi acaba bu ben miyim? Dedi ve kendine baktı. Ama gördü ki, bu bir düş değildi, uyanıktı. En sonunda bunun bir düş olmadığına inandı. Çünkü uyanıktı!... Öyleyse, eğer uyanık isem; bu bir düş değildir!.. Hemen devesini çökertip, devenin torbalarına bu havuzun içinde olan, çok kıymetli mücevherlerden iki torba dolusu doldurup, devesine yükletti. Ve yine geldiği yola koyuldu. Kapıya gelip dışarıya çıktı. Yola koyulup gitti. Sonra gene acaba bu bağ benim hayalim midir; yoksa küçük bağım mıdır? diye dönüp geri bak- tı. Gördü ki, ne bir İrem bağı ve ne de başka bir şey var? Hepsi kaybolup git- miş! Hiçbir şey göremedi ve çevresine baktığında hiçbir şey yoktu! Araştırıp gözlediğinde, bir iz bile yoktu. Dönüp geldiği yola doğru gitti. Biraz gittikten sonra devesini çökertip dinlendirdi.

Abdullah bunun bir düş olmadığını anlıyor:

Kendisi de dinlendikten sonra devesinin yükünü açıp baktı. Gördü ki, torbalar mücevherlerle doluydu. Renkli mücevherlerle doludu; şaştı kaldı! Yüce yaratan Tanrı’ya birçok dularla hamd edip teşekkür etti. Şöyle diyordu: “Ey Zü'l-Celal ü La-Yezal ü Lem-Yezel Allah celle şanehu ve ‘amme nevalühü ve la ilahe ğayruhu” (Ey! Bu yoksul kuluna bu şeyleri gösterdikten sonra bana bu kadar büyük zenginlik verdi) deyip devesini çekti ve haydi Yemen’e diyerek gitti. Günlerden bir gün bahsi geçen Abdullah, Yemen’e varıp evine gitti.


Olayın Halife Muaviye’ye intikal ettirilmesi:

Abdullah’ın bu haberi: “Abdullah gelip bu kadar mal getirdi!” diye ya- yılınca... Bu haber Emir’in kulağına gitti. Abdullah’ı davet edip ne olduğunu sordu. Abdullah da tüm gördüklerini bir bir anlattı. Emir de başından sonuna dek tüm olanları Hz. Muaviye’ye anlattı. Abdullah’ın hikayesini bir bir anlattı. Hz. Muaviye(1) de Abdullah’ı kendisine göndermelerini emretti. Emir Abdul- lah’ı tüm malları ile Şam’a Muaviye hazretlerine gönderdi. Şam’a girdikten sonra, Hz. Muaviye ile görüştüğünde Muaviye bu durumu sordu. Abdullah da tüm gördüklerini olduğu gibi Hz. Muaviye’ye anlattı. Bu Abdullah’ın du- rumu Hz. Muaviye’ye olumlu ve kutlu bir şey olarak göründü. Çok şaşırdı ve şöyle söyledi: —İnsanların bu denli binalar yapması mümkün değildir.

Abdullah’ın Muaviye’ye bir delil göstermesi:

Hz. Süleyman (a.s.) tüm yaratıklara söz geçirirdi. Ama yine de bu denli şeyleri yapmaya gücü yetmedi. Bunlar nasıl sözlerdir dedi? Abdullah cevap verdi: —Ey Muaviye! Bu sözler doğrudur. O köşklerin ve havuzların bu yok- sulda delilleri vardır, dedi ve Muaviye sordu: —Hani görelim! Dedi ve Ab- dullah da inciden bir halka çıkardı. Onu Hz. Muaviye’nin önüne koydu. Muaviye de: —Bu halkayı kırın! Görelim içinde ne var, dedi.

Kırılan mücevherden çevreye misk kokusu yayılması:

Halkayı kırdılar, içi miski anber ile dolu imiş. Halka kırılır kırılmaz etrafı misk kokusu sardı. Orada duran herkesin içi bu kokuyla doldu ki, o güne kadar bunun gibi bir koku görmemiştiler. Hz. Muaviye hayran oldu. Ama o inciler durarak sarardı. Muaviye vezirlerine şöyle seslendi: —Bunun ne demek ol- duğunu kime sorsak gerek. Dediler: —Bunu bilirse ancak Ka‘b el-Ahbar bilir. Muaviye buyurdu ve Ka‘b el-Ahbar(2) hazretlerini davet edip önüne getirdiler.

 

(1) Mu'āviyye ibn Ebu-Sufyān) (602 - 6 Mayıs 680), İslam Devleti'nin Ali'den sonraki halifesi ve Emevi Hanedanı'nın kurucusu, (2) Tam adı Ebû İshâk Kâ‘b b.Mâti‘ b. Heynû‘ el-Himyerî el-Yemân- î’dir. Kimi kaynaklara göre geniş ilmi (hibr/habr, çoğulu ahbâr) dolayısıyla, kimi kaynaklara göre ise mürekkeple (hibr) yazı yazması sebebiyle Kâ‘b el-Ahbâr (Kâ‘b el-Hibr) diye anılmaktadır (Kandemir, 2001, 1-3); 104 yaşında öldüğüne dair rivayete göre milâdî 551 yılı cıvarında doğduğu söylenir. İbn Sa`d’ın naklettiği bir rivayete göre, bir yahudi âlimi olan babası Tevrat’ın bir kısmını yazıp kendisine vererek onun yetinmesini tavsiye etmiştir. Kâ‘b el.Ahbar, Hz. Ömer ve Suheyb-i Rûmî gibi sahâbîlerden hadis rivayet etmiş ve Resûl-i Ekrem’den “mürsel” olarak rivayette bulunmuştur (İSAM Ans.).

 

Ka‘b el-Ahbar’ın olayı izah etmesi:

Ona Abdullah’ın gördüğü şeyleri anlattılar. Ka‘b el-Ahbar(1) dedi ki: — Ey Halife! Bu mesele gerçektir. Abdullah’ın ne başına geldiyse gerçektir. O yapılar Âd oğlu Şeddat’ın binasıdır(2). İlâhlık davası güdüp kendine cennet inşa etmiştir. Abdullah o yapıların binde birini bile anlatamaz. Çünkü bu fakir ‘Enbiyalar Sultanı’ndan (Hz. Muhammet’ten)(*) bunu işitti: —Benden sonra benim halkımdan biri İrem Bağlarını görecektir. Onun adı Abdullah olsa gerek. Muhakkak Şeddat’ın inşa ettiği Bağ-ı İrem şehrine gelip gözleriyle görmüştür. Sonra bir deve yükü mücevher yükletip hedefine ulaşmıştır. O gün Sultan olan kişi onun mücevherlerini ondan almasın, diye buyurmuştur.

Abdullah’ın ömrünün sonuna kadar refah içinde yaşaması:

Muaviye hazretleri bu cevabı işitince Ka‘b el-Ahbar’a iyilikler ederek, ona bir onur cübbesi (hilat) giydirdi ve ikramda bulunarak onu makamına gön- derdi. Ve Abdullah’a da bir onur cübbesi giydirip evine uğurladı. Bu Abdul- lah’ın eline bir belge/senet verdi ki, elindeki mala hiç kimse dokunmasın, diye ağırlayıp ikramda bulundu. Sonra da o mücevherlerle Abdullah’ı gideceği yere gönderdi. Abdullah da sağ salim o ganimetiyle evine gelip geri kalan ömrünü refahla geçirdi.

(1)Tam adı Ebû İshâk Kâ‘b b. Mâti‘ b. Heynû‘ el-Himyerî el-Yemânî’dir. Kimi kaynaklara göre geniş ilmi (hibr/habr, çoğulu ahbâr) dolayısıyla, kimi kaynaklara göre ise mürekkeple (hibr) yazı yazması sebebiyle Kâ‘b el-Ahbâr (Kâ‘b el-Hibr) diye anılmaktadır (Kandemir, 2001, 1-3); 104 yaşında öldüğüne dair rivayete göre milâdî 551 yılı cıvarında doğduğu söylenir. İbn Sa`d’ın naklettiği bir rivayete göre, bir yahudi âlimi olan babası Tevrat’ın bir kısmını yazıp kendisine vererek onun yetinmesini tavsiye etmiştir. Kâ‘b el.Ahbar, Hz. Ömer ve Suheyb-i Rûmî gibi sahâbîlerden hadis rivayet etmiş ve Resûl-i Ekrem’den mürsel(*) olarak rivayette bulunmuştur (İSAM Ans.)
(2)İrem, Kur'an'da Ahkâf adıyla anılan, Yemen ile Umman arasında bulunan, katlı evleri, muhteşem sarayları ve meşhur İrem bağlarıyla anılan bir şehirdir. Arkeolog Nicholas Clapp tarafından 1990'lı yılların başında Yemen'de bulunan ve Ubar adı verilen şehrin İrem olduğuna inanılır(https://tr.wi- kipedia.org/wiki/İrem_şehir). İbn-i Haldun, Mukaddime isimli eserinde İrem hakkında şöyle söylemekt- edir: "İrem Kenti, İrem oğlu Avs oğlu Ad'ındı. Şedid ve Şeddad diye iki oğlu vardı. Ad'ın. Ki, Şeddad kendinden sonra hükümdar olduydu. Şedid ölünce hükümdarlık Şeddad'a kalmıştı. Ve tüm hükümdarlar boyun eğmişti ona. Şeddad Aden sahrasında İrem kentini yaptırdı. 300 yılda yaptırdı bu kenti. Kendisi de 900 yıl yaşadı. İrem, çok büyük bir kentti. Sarayları altından, sütunları zeberceden ve yakuttandı. Kentte türlü ve birbiriyle uyumlu ağaçlar ve ırmaklar vardı.”
(*): Mürsel hadis rivayet eden râvi için mürsil, bu şekilde rivayette bulunma eylemi için ise “irsâl” terimi kullanılmıştır. bkz. Kaynak: (https://islamansiklopedisi.org.tr/mursel).


(s.579)

Semud Kavmi ve Salih peygamber

Ve mâ es'elüküm”(1) Bundan başka sizden bir şey dilemem. Bu yüzden bu dinin üzerine sizden(2) bir şey istemem “…min ecrîn”(3). Âlemlerin Yüce Rabbi’nden ödülünüzü dileyin. Siz de benden değil; ama yaratan Tanrı’dan dileyin. “Ve semûdellezîne câbüs sahra bi’l-vâd”(4) (Vadilerde kayaları yontan Semud kavmi...) Onlar bir kavimdi (taşları) yontarlardı. Bunlar kayaları va- dilerden bularak (keserlerdi). Peygamberleri Salih(5) peygamberdi. Bir yerde “Kezzebet semûdü’l-murselîn”(6) dedi ki: [Kayaları kesen (yontan)] Semud kavmi” yalan söyledi. “İz gâle lehüm ehûhüm sâlihun(7) (elâ tettegûn).

Tanrı’dan korkun!

O zaman salih peygamber(8) kardeşlerine Tanrı’dan korkun! Ben Tanrı’dan korkarak size gönderilen emin ve sizin için şefaatçi bir peygamberim “Fettegullâhe ve etî’ûn”(9). “Ve mâ es'elukum aleyhi min ecrin”(10) Korkun ve bana uyun, diyor. “İn ecriye”(11),“İllâ alâ rabbil âlemîn”(12) Ben sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Ama ancak alemlerin Rabbine ödeyin. “Etütrakûne fîmâ hâhünâ âminîn”(13) Ve alemleri yaratan Tanrı’dan dileyin. “ cennâtin (ve ‘uyun ve zürû'in ve nahlin...”(14) / Siz dünyadaki (aşırı konfor ve rahatınızı bırakırsanız; güvenli kalırsınız. Cennette bahçelerin, pınarların ve hurmaların içinde; “Tel`uhâ hezîm” hurmalarımı tatlı ve kimi acı meyveleri olgunlaşmış, yumuşak salkımlarla; “Feemme’l-insânü izâ mebtelâhü rabbühû feekramehû ve na'amehû feyegûlu rabbî ekramen”(15).

(1)“Ve mâ es'elüküm aleyhi min ecrin in ecriye illâ alâ rabbi’l-âlemîn.”: "Buna karşılık sizden hiçbirücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." (Şuarâ Sûresi, 145),
(2)onun üzerine, (3) ecr; ücretten, (4) “Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." (Şuarâ Sûresi, 145), (5) Hazreti Salih (a.s.) Kuran'da ismi geçen peygamberlerden biridir. Hz. Salih (A.S.)' Semud kavmine gönderilmiş olan bir peygamberdir. (6) “Ve vadilerde kayaları kesen (yontan) Semud kavmine” (Fecr Sûresi, 9), (7) “Se mû d kavmi de Peygamberleri yalanladı.” (Şuarâ, 141), (8) “Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti “elâ tettegûn.”: Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?)" (Şuarâ, 142), (9) "Ben size gön d e rilmiş güvenilir bir peygamberim" (Şuarâ, 143), (10) "Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!" (Şuarâ, 144), (11) "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum” (Şuarâ 26:145), (11) “in ec riye (illâ)”: “benim ücretim ancak” (Şuarâ, 145), (12) “ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." Şu arâ, 145, (13) “Siz burada (konfor ve kendi rahatınıza) güven içinde bırakı- lacağınızı mı sa nıyor sunuz?” (Şuarâ, 146), (14) “Bahçelerin, (ve pınarların) içinde” (Şuarâ, 146), (15) “İnsan ise, Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, ‘(Rabbim bana ikram etti)’ der” (Fecr Sûresi, 15),

 

(s.581)
“İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde” ey Muhammet! Ne zaman ademoğulları’nı sınasa. Yani; “Ve emmâ izâ mebtelâhü fegadera aleyhi rizgahû feyegûlü rabbî ehânen.”(1) Tanrısı bunlara nimet verse; evet ademoğulları beni ağırladı diyor- lar. Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, ‘Rabbim beni aşağıladı’ derler”. Ne zaman sınasam, ademoğullarını eksik görürüm! Evet onlar kendilerinden ayrılırlar. “Kellâ bel lâ tikrümûn’el-yetîm”(2)  ey Muhammet! Tanrımız bizi özgür kıldı, derler. “Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz”. “Ve lâ tehâd- dûne (Alâ taâmi’l-miskîn)”(3) Hakikaten Ebu Cehil o yetimleri ağırlamasa; ey Muhammet! “Yoksulu yedirmek konusunda) birbirinizi teşvik etmiyorsunuz”.

O Ebu Cehil de “Ve te'külûne’t-türâse ekle’l-lemmâ”(4) kendi yiyeceğini yitiren olur: “Haram-helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.” “Ve tühıbbûne’l-mâle hubben cemmâ”(5) O Ebu Cehil yetimler valisiydi: “Malı da pek çok seviyorsunuz” “Kellâ izâ dükketi’l-ardu dekken dekkâ”(6)  (yeryüzü parça parça olup dağıldığı zaman)” Hak için gerçekten yerler (s.583) parça parça olup dizildiğinde, yaratıklar kanatlarını açıp çeşitli sorular sorulduğunda nefes nefese deyip kardeş kardeşinden kaçtıktan(7); yani susuzluktan bağıracaklar.

Bastıktan beri cehennem kaynayıpta taştıktan, isyankârlara öfkesini kus- tuktan ve (Rabbin) gelip (melekler saf saf dizildiğinde) gelecek. Ey Muham- met! Senin Tanrının emriyle melekler; [Ve cîe yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkeru’l-insânü ve ennâ lehü’z-zikrâ](8) saf saf olacak… Ey Muhammet! O gün kıyamet gününde cehennemin cehennemidir; ne fay- da!..“Yetezekkeru“(9)..“El insânü” “ve ennâ lehü’z-zikrâ”(10) İnsanlar anacaklar “Ve ennâ lehü’z-zikrâ” (fakat o anlamadan ona ne fayda?”) yaptıklarını ne zaman anacaklar? “yegûlü yâ leytenî(11) (gaddemtü lihayâtî)”(12), “karametle hayâti”o kullar:

(1)“Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, ‘Rab bim beni aşağıladı’ der” (Fecr Sûresi, 16), (2) “Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz” (Fecr Sûresi, 17), (3) “Yoksulu yedirmek konusunda) bir- birinizi teşvik etmiyorsunuz” (Fecr Sûresi, 18), (4)“Ha ram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsu- nuz” (Fecr Sûresi, 19), (5) “Malı da pek çok seviyorsunuz” (Fecr Sûresi, 20), (6) “Hayır, (yeryüzü parça parça olup dağıldığı zaman)” (Fecr Sûresi, 21), (7) “(Rabbin) gelip (melekler saf saf dizildiğinde)” (Fecr Sûresi, 22), (8) “Ki Cehennem de o gün getirilmiştir, (o insan) o gün (anlar, fakat o anlamadan ona ne fayda?)” (Fecr Sûresi, 23), (9) anlar, (10)“fakat o anlamadan ona ne fayda?”, (11)"Keşke ben (bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım!) der.” (Fecr Sûresi, 24), (12)"bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım!” (Fecr Sûresi, 24).


“Ah! Keşke biz o armağanlarla yaşamı bu yüzden malımı verseydim. “Feyevmeizin…/ (Lâ yü’azzibu ‘azâbehû ehad)”(1) Şimdi bu yanar ateşte bu kez ben batıp yanmayacaktım, diyecekler. O gün öyle diyecekler; ama hiç yararı olmayacak. “ yü’azzibu ‘azâbehû ehad”(2) o gün Tanrılarının edeceği azabı kimse edemez. “ eyyetühâ”(3) “O’nun vuracağı bağı vurmayı, hiç kimse vuramaz.” (s.585) “ eyyetühe)’n-nefsü’l-mutmeinneh“ (İrciî ilâ rabbiki (râdıyeten merdıyyeh)”(4) (Allah, şöyle der:) "(Ey) huzur içinde olan nefis!" Şimdi Tanrıdan yana gel “Râdıyeten merdıyyeh”(5).“.. Fedhulî fî ‘ıbâdî”(6) O senden, sen de ondan razı olup "(İyi) kullarımın arasına gir." Kullarımla bir- likte böylece kulluğumun cenneti içine gir(7). Âmîn.

B i s m i l l a h i r r a h m a n i r ra h i m

(Esirgeyip bağışlayan Allah adıyla)

İnnâ enzelnâhu”(5) “fî leyleti’l-gadr” Bak! Şüphesiz bu Kur’anı, Kadir gecesi biz indirdik. Yani; tüm Kur’anı ‘Korunan Levha’dan dünya göğüne in- dirdik. Kâbe evine koydun. Ondan sonra yirmi üç yılda, birer birer Cebrail; “Ve mâ edrâke mâ leyletü’l-gadr”(8) Muhammet’e indirdi. “Şüphesiz, biz onu
/Kur'an'ı indirdik.” (Kadir Sûresi). Ey Muhammet! O Kadir gecesi ne gecedir? Onun ululuğu ve yüceliğin yendiğin(9) ne bilirsin? Sen ey Muhammet! Alimler diyor ki: “Bu geceye “Kıymet Gecesi” Yani; Kadr/Kadir gecesi, bu yüzden dediler. Her kim bu gecenin değerini yeğler ise, Hak-Teâlâ (Yüce Rab) diyor ki; “İnnâ enzelnâhü fî leyletin mübâreketin”(10). Bak bu Kur’anı biz indirdik, Muhammet’e (s.587) bildirsin, dedi. Resul Hz. dedi ve ben de öne gidip söyle- dim: —Ey abid! Zahit: —‘Esselâmu aleyküm’ dedi. Ondan sonra o ihtiyar dedi ki: —‘Aleykümüsselâm’ ey ahirzamân (son zamanın) peygamberi, Kevser Ha- vuzunun sahibi ve “Diriliş Günü” isyankârların şefeatçisi! Ben de dedim ki:
—Ey abid! Ne zamandan beri bu mağarada yüce Allah’a ibadet edersin? Şöyle cevap verdi: —Ey Allah’ın peygamberi! İki bin sekizyüz yıldır bu mağarada Hak-Teâlâ (Yüce Rab) hazretlerine ibadet ederim.
(1) “Artık o gün, (Allah'ın edeceği azabı kimse edemez)” (Fecr Sûresi, 25), (2) “Onun vuracağı bağı kimse vuramaz” (Fecr Sûresi, 26)., (3) “Ey (nefis)!” (Fecr Sûresi, 27), (4) (Allah, şöyle der:) "(Ey) huzur içinde olan nefis!" (Fecr Sûresi, 27). / "(Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak) Rabbine dön!" (Fecr Sûresi, 28), (5) “Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak.” (Fecr Sûresi, 28), (6) "(İyi) kullarımın arasına gir." (Fecr Sûresi, 29), (7) "Cennetime gir" (Fecr Sûresi, 30), (8) “Şüphesiz, biz onu /Kur'an'ı indirdik.” (Kadir Sûresi, 1), (9) “Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!” (Kadir Sûresi, 2), (10) “innâ enzelnâhü fî leyletin mübâraketin.”: “Biz onu/Kur’ân’ı gerçekten mübarek bir gecede indirdik” (Duhan Sûresi, 3).


Abid’in arzusu:

Sekiz yüz yıldır senin mübarek yüzünü görmeye aşıkım ve senin müba- rek yüzünü görmeyi arzularım. ‘Elhamdülillâh’ ki, şimdi gördüm diyerek Resül hazreti önünde şöyle iman getirdi: ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammedin abdühü ve Resülü’ (Ben, Allah’tan başka Allah olmadığına tanıklık ederim ve Muhammet O’nun elçisidir.”
(s.589)
(Ondan sonra ruhunu) teslim etti. Ben de yüzümü göğe çevirip “İlâhî Seyyidinâ ve mevlâna!” Acaba önünde bundan daha sevgili bir kulun
var mı ki, iki bin sekiz yüz yıl cennet yemeği yedi ve sana ibadet etti. Hak Teâlâ (Yüce Allah) dedi ki: “Ey Sevgilim! Yüce celâlim hakkı için senin üm- metinden biri sadakatle inanarak ‘ ilâhe illellâh Muhammedün Rasûlüllah’ (Allah’tan başka ilah/Tanrı yoktur ve Muhammet O’nun elçisidir.) derse, o âbidin ibadetinden bana o tanıklık kelimesi (daha) sevgilidir” dedi. “Ey sahâ- biler! Benim sevindiğimin sebebi de budur” dedi. “Bâbü’s-sân’î fî fezâsili’s - salavâti. Esselâtü mi’râci’l-mü’min”. Şimdi ey mümin kişi! İbadet etmek demek yüce Allah’a katılmaktır. Ve böylece öyle gerekiyor ki, kişi namaz kıldığı vakit, tüm bedeninin parçaları, ibadet gözü ve gönlü hazır olur(2). Azrail arkamda durur ve Münker Nekir(1) karşımda.

(1) Münker Nekir, kabirdeki sorgu melekleri olarak kabul edilir. Burada her an ölüme ve kabir hesabına hazır olma bilinciyle ibadet etmek gerektiği vurgulanır, (2) Bkz. Apok. benzer sözler Ekl. 18/26“Namaz kılmadan önce kendini hazırla ve Hz. Allah’ı sınayan adama benzeme.”

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülilâhi Rabbi’l- âlemin. Vessalâtü vesselâmü âlâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Kovulmuş Şeytan’ın şerrinden Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile.
Allaha hamd; salat ve selam, Rasûlune ve âline ve ashabının tümüne olsun.


 

 

FAYDALANILAN KAYNAKLAR

 

Kutsal Kitaplar

Lügâtlar / Sözlükler

  • Osmanlıca -Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit Devellioğlu, Ankara-1978.
  • Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat, İttihad İlmî Araştırma Heyeti,TÜRDAV, İstanbul-1981.
  • Güncel Türkçe Sözlük, TDK, Ankara-2011. ( https://sozluk.gov.tr/ )
  • Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İlhan Ayverdi, İstanbul-2020. ( http://luga tim.com/ )
  • Yeni Tarama Sözlüğü, Ankara-1983. ( https://sozluk.gov.tr/ )

 

Diğer Kaynaklar

-kilavuzu/ )

  • TDV İslam Ansiklopedisi, Heyet. ( https://islamansiklopedisi.org.tr/ ).

 

 
alt_banner