ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

ALLAH KATINDA TEK DİN ve TEK KİTAP

"Bana öyle geliyor ki, İslam, değişen hayat şartlarına uyma im­kan ve kabiliyetini gösteren yegane dindir."(Bernard SHAW)

***

Müslüman olmuş bir Alman diplomatı olan Muhammed Emin Hobohm, birçok Batılının, İslam'ı niçin seçtiklerini şöyle izah ediyor:

"Şunu hemen belirtelim ki; gerçeğin daima kendine özgü bir gü­cü vardır. İslam Dini'nin ana ilkeleri, o kadar akla yatkın, o ka­dar çekici ve o kadar tabii ki; samimi bir hakikat araştırıcısı, on­lardan etkilenmeden edemez. Sözgelişi, Tevhid inancını ele alalım: Allah'ın birliğine inanmak, bizleri nasıl da batıl inançlardan ko­ru­makta ve insanın şerefini yüceltmektedir!.."

Devam eden uzun izahatı içerisinde Hobohm; İslam'daki ahiret inancının, namazın, orucun, hoşgörünün hikmetlerinden bahsetmekte ve İslam hakkında şu değerlen­dir­me­­yi yapmaktadır:

"İslam, esasta nazariyeye değil, uygulamaya dönüktür. O, in­sa­­nın yalnızca şu veya bu yönünü dikkate alan bir din değildir. İslam; her bakımdan, Allah'ın iradesine teslim ol­mak demektir." (İslam, Our Choice, 176, s.30, 31)

'Müslümanlığı, İslam'ı yeni seçmiş Batılılardan veya oryan­talistlerden mi öğreneceğiz!' diyenler olabilir. Ancak, İs­lam'ın sesinin hiç eksik olmadığı bir ortamda yaşamakla be­ra­­ber O'nun(İslam'ın) kadr ü kıymetini bilmeyenlerimiz de çok­tur. Bunun elbette birçok nedenleri de mevcuttur...

Hepsi bir yana; İslam'ın, niçin 'Allah katında tek din'(Âl-i İmran: 19, 85) olduğunu hakkıyla bilmek ve bildirmek borcundayız. Bu çağlar üstü 'tek din'in mensubu olmanın sorumluluğunu yerine getirebilmek için de "asrın idrakine İslam'ı söy­letmek" gerekmektedir. Öyleyse; içinde bulunduğumuz as­­­­rın idrak ve anlayışlarını iyi tanımalıyız. Asrın insanını İslam'a yöneltecek sebebleri iyi keşfetmeliyiz. Eğer hakikati kendi batıllarımızla bulandırıp anlaşılmaz bir tarzda takdim edersek, vebalimiz çok büyük olacaktır. Gerçekleri, bu­landırmadan, gerektiği şekilde sunmak zorundayız. O za­man gerçeğin gücü kendini gösterecektir. M. E. Ho­bohm'­ın da belirtmeye çalıştığı gibi İslam, akl-ı selime yat­kın, insan fıtratına uygun, samimi hakikat arayıcıları için, yegane gerçek ve kurtuluş yoludur.

İnsan; bir şeylere inanmak, inandıklarını yaşamak ve ya­şa­dıklarından lezzet almak, huzur duymak ihtiyacında ve arayışı içindedir. Bu fıtri bir ihtiyaçtır. İşte İslam, fıtri olan bu ihtiyaca itikadi, ameli ve ahlaki(tasavvufi) hükümleriyle ce­vap veren 'tek din'dir.

Muharref Hıristiyanlık ve Yahudilik, insanlığın bu tabii ih­tiyaçlarına cevap vermek şöyle dursun; insanlığı tarih bo­yunca inanç, amel ve ahlak bunalımlarına sürüklemekten başka bir şey yapamamışlardır.

Ama, İslam öyle mi? Teoriye değil, uygulamaya dönük olan İslam; hayatı, bir nizam olarak kuşattığı ve bir bütün olarak uygulandığı çağlarda, yüzyıllar boyu insanlığın barış, huzur ve saadetinin teminatı olmuştur. Ve Müslümanlar, bu sayede ilim ve medeniyetin temellerini atmışlardır. Bu, tarihi bir vakıadır. "İslam, insanlık, iktisad, ilim ve edebiyat di­ni­dir," diyen Lui Druck ve "Avrupa medeniyeti, yani Garb me­de­­niyeti, tamamıyla Müslümanların medeniyetidir," diyen Du­sen, Müslüman olmadıkları halde gerçeği itiraf eden yüz­ler­ce düşünür ve araştırmacıdan ikisidir. Hakikat, güneş gi­bi zahirdir; güneşe gözünü kapayıp inkar edenler, kendile­ri­ni karanlıkta bırakmaktan başka birşey yapamazlar...

İslam'ın tarihi başarısını ve bugün insanlığın fevc fevc ona koşmasının hikmetini merak edenler; itikadi ve sosyal nizamı ile bütün zaman ve mekana hitap eden(evrensel) tek dinin İslam olduğunu bilmelidirler.

İslam inanç sisteminde, muharref Hıristiyanlıkta olduğu gibi; üç bilinmeyenli(Baba Tanrı- Oğul Tanrı- Ruhü'l-Kuds) bir tanrı inancı mevcut değildir. Veya Yahudilikte olduğu gibi "Yerleri ve gökleri yarattıktan sonra yorulup, dinlenen," "yarattıklarına pişman olan" yorgun, aciz ve hatalı iş yapan, "hami­le­li­ği kadınlara bir ceza olarak veren" Yahova gibi bir ilah inancına İslam'da rastlayamazsınız. İslam'ın inanmamızı istediği Allah(c.c.); her türlü noksan sıfattan münezzeh, kendinden başka ilah bulunmayan, Samet olan, doğmamış ve do­ğurmamış ve hiçbir şeye denk olmayan(bkz. İhlas Suresi), her­şeye gücü yeten...Vâcibü'l-Vücud olan tek varlıktır. "Tevhid" şuuruna erenler bunu iyi bilirler. Başta "Tevhid" olmak ü­ze­re bütün "Amentü" esasları; şüphelerden tam bir uzaklık ve du­­rulukla akıl ve gönülleri tatmin ederek mü'mini ebedi sa­adete hazırlamaktadır.

Bununla birlikte; İslam'ın sosyal hayata koymuş olduğu kalıcı hükümleri, başka hiçbir din ve sistemde bulamaz­sı­nız. Bu hükümler, 'pörsümez yeni'ler olarak her çağda insanlığı refah ve saadete ulaştıracak özelliktedir.

Burada, İslam'ın topyekün rükünlerini, hikmetleriyle bir­likte bir yazıda izah etmenin imkansızlığını takdir edersiniz. Yaptığımız; İslam'ın bazı esaslarına genel bir yakla­şımla dikkatleri çekerek düşünenleri araştırmaya sevk etmektir.

Reddiye yazmak için İslam hakkında araştırma yapan nice kariyer sahibi insanlar, teslim olmaktan başka çare bu­lunmadığını anlayarak Müslüman olmuşlardır.

İlmin adeta putlaştırdığı, her meselenin çok ince detaylarına kadar her yönüyle araştırılma imkanına sahip olunduğu bir çağda Roger Garaudy(Reca Carudi), Maurice Bu­caille, Cat Ste­vens (Yu­suf İslam) gibi birçok düşünür, ilim adamı ve sanatçının Müslümanlığı benimsemiş olmaları ve insanlığa tek kurtuluş reçetesi olarak sunma gayretleri, bu canlı şahitler; İs­lam'ın cihanşümul, bozulmamış, bütün za­man ve mekana hi­­­tab eden tek ilahi din olduğunu ispatlamaya yetmez mi? (Bu meyanda Carudi'nin, "İslam'ın Va'dettikleri"; Bucaille'nin "Ki­tab-ı Mu­kaddes-Kur'an ve Bilim" namıyla Türk­çeleş­ti­rilen e­ser­leri ger­çek­ten incelenmeye değerdir.)

Bununla birlikte; Müslüman olduklarını açık ve kesin o­larak ilan etmeseler de, İslam'a ve Hz.Muhammed'e hay­ran­­­lıklarını ifade etmekten çekinmeyen nice dâhi düşünürler vardır. Ünlü Alman düşünürü Goethe de, bunlardan bi­ri­sidir. Bakınız, hayranlığını na­sıl haykırıyor:

“Şimdi, Muhammed'in dalgası
İniyor ovaya
Gümüşten parıltılarla...
Ve ovalardan nehirler,
Dağlardan dereler
Neşeyle çağırıyor O'nu: Kardeş!
Kardeş, al kardeşlerini
Götür Sonsuz Kaynağa,
Sonsuz Okyanus'a
Bizi bekleyen Açılmış kollarıyla...
Kardeşlerini götürüyor O,
Çocuklarını ve hazinelerini
Yaradan'a, bekleyen
Aşk dolu, merhamet dolu.”
“Bilmeğe çalışıyorum
Kur'an sonsuz mu, değil mi?
Ama inanıyorum
Müslüman olmanın gereğiyle
Bütün kitapların üstünde bir Kitaptır Kur'an.”

“Bütün sâfiyetiyle hissediyordu İsa
Ve anlatıyordu Allah'ın bir olduğunu;
Kendisini ilahlaştıran herkes
Yaralıyordu en kutsal duygularını.”

“Daha fazla gizli kalmamalı gerçek,
Parlatılmalı, Muhammed'in yaptığı gibi;
Fethetti dünyayı O,

Anlatarak Allah'ın birliğini.”(Goethe, Muhammed, Vest-östliche Divan, Buch des Saengars; Ayrıca bkz: Goethe ve İslamiyet, Dr.Bayram Yılmaz, Timaş Yayınları, İst.-1997)

***

Yazımızı, R. Garaudy'nin şu tesbitleriyle bitirelim:

“İslam, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer din­­ler ise, çağların arkasında sürüklendi. Yani İslam dışındaki bü­­tün dinler, zamana uyduruldu. Reforma tabi tutuldu. Mu­kad­des kitaplar, zamana göre tahrif edildi. Kur'an-ı Kerim ise, in­dirildiği günden beri hep zamana hükmetti. O, zamanı de­ğil; zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça, o gençleşti. Bu, çağ­lar üstü bir olaydır. Bugüne kadar, bunca savaşların bıraktı­ğı korkunç, sosyal, siyasi ve ekonomik sarsıntılardan daha bü­yük bir olaydır. İslam, materyalizme de, pozitivistlerin gö­rü­şüne de, ekzistansiyalistlere de hakimdir. Fakat bunlardan hiçbiri, İslam'a hakim değildir.

İslam'ın büyük Peygamberi; ‘Yarın ölecekmiş gibi ahirete; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışın,' derken herşeyi anlatmıştır. İslam, hem maddeye, hem de manaya hükmetmiştir. Öy­le i­­se, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki, İslam; ‘İlim, Çin'de de olsa, gidip bulunuz. / İlim ve fen, mü'­minin gayp olmuş malıdır; ara ve bul,' diyor! İlmin ve çalışmanın burada sınırı yoktur. İslam, dünyayı sarsan bu iki ola­ya sınır koymadığına göre, dünyayı sarsmıştır.

İnsanı, mahlukatın efdali ve en şereflisi olarak bildi­rir­ken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsrafı, gösterişi ve lüksü yasaklayan; kazancı, alın terindeki damlacıklarda arayan, biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlak hükümleri i­çinde aktaran, faizi, tembelliğe sebep olduğu için yasakla­yan ve gayrimeşru serveti, böylece imha eden bir sistemler manzumesidir.

İslam, halife ile kölenin aynı hakka sahip olmasını mec­bur kılmıştır. Deve olayı vardır ki; bu kralların kılıçlarından daha keskin bir olaydır. Hz.Ömer ile kölesi bir şehirden bir şe­hire giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman de­ve­nin yularını halife çeker, zaman zaman da köle...İşte ada­let ve hukukta İslam'ın devrimidir bu!

Marksizm ile Kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. İslam, bunlara karşı, insana prestijini iade eden bir semavî dindir.”(Hak Sözün Vesikaları, s. 397, 398)

 
alt_banner