ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

MİSYONERLİK FAALİYETLERİ
YA DA
AJAN-MİSYONER HUMPHER'İN İTİRAFLARI

Misyonerlik; dinî öğretileri tanıtma ve din hizmetinde bu­­­lunma görüntüsü altında, düşman bilinen insanları, be­yinlerini ve gönüllerini bulandırarak köleleştirme ve ül­ke­leri sömürgeleştirme gayretlerinden başka birşey de­ğildir. Tarihten günümüze kadar misyonerliğin bu ka­rak­teri de­ğişmemiştir. Aşağıda, bu değişmez tespitin, ibret ve­ri­ci ve çar­­pıcı bir örneğini göreceksiniz.

1710 yılında İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nın emriyle Mı­­­sır, İrak, İran, Hicaz ve Hilafet merkezi İstanbul'a gönde­ri­­len Humpher , binlerce ajan misyonerden biridir. Hatı­raları bir kitapta yayınlanan Humpher'in ifadesine gö­re; Sömürgeler Bakanı'nın yardımcısı kendisine bakanlık ta­ra­fından yayınlanan ve kendi casuslarına dağıtılan bin sayfa­lık bir kitap vermiş ve bu kitapta, Müslümanların güçlü ve zayıf yönleri belirlenmiş; güçlü noktaların nasıl za­yıf­la­tılacağı ve zayıf noktalardan nasıl yararlanılacağı ayrıntı­la­rıyla ortaya konmuş ve çalışmalarını bu esaslara göre yapması istenmiştir. (Bkz.: İngiliz Casusu Mr. Hempher'in Misyo­nerlik Faa­li­yet­leri)

Misyonerlerin çalışma esaslarının teferruatıyla anla­tıl­dı­ğı bu kitaptan bazı önemli hususları özetleyerek buraya ak­tarmak yerinde olacaktır:

" 1 . Sünni ve Şii Müslümanlar arasında birbirine karşı kö­tümserlik ve suizan duyguları icat ederek mezhebî ihtilaf­ları körüklemek. Her grup adına diğerine karşı töhmetli ve ihanetli konuları yaygınlaştırmak. Bu tefrika ve nifak için ya­rarlı olacak planların uygulanmasında büyük meblağlarda para sarf etmekten çekinmemek.

2. Müslümanların cehalet ve bilgisizliğini korumak, her türlü eğitim ve öğretim merkezlerinin kurulmasını önlemek. Büyük din âlimleri ve müctehidler aleyhine ithamlarda bulunmak.

3. Tembelliği teşvik etmek, çalışkanlığa mâni olmak. Ö­lümden sonraki hayatı anlatarak, cennetten rengarenk gö­rüntüleri halkın gözünde canlandırarak bu dünya hayatı i­çin çaba sarf etmelerini önlemek. (Gerçek tasavvuftan uzak ve miskinlik aşılayan) tasavvuf halkalarını yaygınlaştırmak. (Da­­ha çok) 'zühd'ü tavsiye eden eserleri okumalarını tavsiye e­de­rek dünyadan uzak ve şuursuz kalmalarını temin etmek.

4. 'Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir,' gibi hadislerden ya­rarlanılarak zorba, zalim ve kendini düşünen padişah ve hükümdarların hakkaniyetini ispat etmek. Veya Hz.Ebu­be­kir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali, Emevi ve Abbasi halife­le­rinin zorla kılıç zoruyla hükümdarlığı ele geçirdiklerini, kı-lı­cın mukadderatlarına hâkim olduğunu veya Sakife top­lan­tısının Hz.Ömer'in öncülüğünde yapıldığı konularını gün­demde tutmak. Ve bu konuda bir takım eleştirilerde bu­­lunmak. Hz.Ömer'in, Hz.Ali taraftarlarının ve eşi Hz.Fa­tı­ma'nın evini yakarak tehditte bulunduğu iddialarını yay­gınlaştırmak. Yine Hz.Ömer'in görünürde Hz.Ebubekr'­in vasiyeti ile ama aslında muhaliflerin tehdidi ile halife ol­duğunu, Hz.Osman'ın halife olması için Hz.Ali'ye karşı yapmacık bir şûra toplandığını ve bu yüzden Hz.Osman'ın öl­dürülmesine kadar varan ayaklanmaların çıktığını sürekli halka anlatmak. Ancak daha sonra Hz.Ali'nin halife olabil­di­ği, ondan sonra Hz.Muaviye'nin zorla halifelik maka­mı­nı ele geçirdiğini, ondan sonrakilerin de Ebu Müslim ayaklanması ve Beni Abbas hilafetinin kuruluşuna kadar kı­lıç zo­ruyla halife oldukları, İslam halifelerinden Osmanlı hü­kümdarları dönemine kadar hepsinin zalim olduğu, İs­la­mî düzende diktatörlük hükümetinin yerleşik kazandığı iddiaları sürekli propaganda edilmelidir.

5. Seyahat özgürlüğü ortadan kaldırılmalı, şehir merkez­lerinde ve köylerde fitne arttırılmalı, kötüler ve kötülükler korunmalı; suçluların, fitnecilerin, silahlı soyguncuların ce­zalandırılmaları önlenmeli; yol kesiciliğe, çapulculuğa teş­­vik edilmeli ve bütün bunları yapan adamlara silah ve para dağıtılmalı.

6. Müslümanların ırkçı ve milliyetçi duyguları kamçılanarak eski kültür, dil ve tarihe sıkı sıkıya bağlı olmalarına ne­den olan düşünceleri ortadan kaldırılmalıdır. Mesela Mı­­sır'­da Firavunluğu gündemde tutmak, İran'da Zerdüşt­lü­ğü canlandırmak ve Mezopotamya bölgesinde putperestliği ye­niden gündeme getirmek gibi.

7. İçki, kumar, fesat ve fuhşu yaymak; domuz eti kullanmayı teşvik etmek. Bu tür faaliyetlerde Yahudi, Hıristiyan, Zer­düşt gibi azınlıklar birbirleriyle işbirliği yapmalıdırlar. Sömürgeler Bakanlığı bu çalışmaların karşılığında hediye ve ikramiyeler verecektir. Bu yolda hiçbir çabayı esirgeme­ye­cektir. Dolayısıyla içki, kumar, fuhuş ve domuz eti ye­me gibi dörtlü fesadı her şeyden fazla yayacak kişiler hazırlanmalıdır. İslam ülkelerinde olan İngiliz memurları her ve­si­leyi kullanarak, para vererek, hediye vererek gizli veya açık bu fesatların yayılmasına çalışmalıdırlar. Ve bu işlerde ça­lı­şanlar her türlü zarar ve tehlikeden korunmalıdırlar. Di­ğer taraftan Müslümanları, İslam ahkâmını ayaklar altına alma, Al­lah'ın emrettiklerine ve nehyettiklerine uymama nokta­sında teşvik etmelidirler. Zira İslam ahkâmına uymamaları toplumda düzensizlik ve karışıklık yaratacaktır. Ör­ne­ğin; ri­bâ (faizcilik) . Kur'an'da şiddetle kınanmış, haram alışverişin yay­gınlık kazanmasına çalışılmalı ve böylece birbirlerinden kopuk ekonomi daha da dağıtılmalıdır. Ribâ konusundaki ayetler yanlış tefsir edilmelidir. Şu ilke de u­nu­tulmamalıdır ki; Kur'an'ın bir emrini dinlememek diğerlerini de dinlememeye ve hiçe saymaya zemin oluşturacaktır.

8. Din âlimleri ile halk arasındaki karşılıklı saygı ve dos­ta­­ne ilişkiler bozulmalıdır. Bu görevi hiçbir İngiliz memuru unutmamalıdır. Bu yolda iki iş yapılmalıdır: a) Din âlimleri­ne iftira etmek. b) Din âlimleri arasına, Sömürgeler Bakan­lı­ğı memurlarını din âlimi kisvesi altında yerleştirmek.

Bu sözde âlimleri, özellikle el-Ezher Üniversitesi 'ne, İs­tan­bul '­daki ilmî ve dinî merkezlere, Necef ve Kerbela 'daki ilim merkezlerine yerleştirmek gerekir. Halk ile âlimlerin a­ra­­sındaki ilişkiyi bozmanın bir yolu da, yeni okullar açarak Sömürgeler Bakanlığı'nın amaçları doğrultusunda çocuk ye­tiştirmektir. Bu okullarda bizden ücret alan öğretmenlerden yararlanılmalıdır. Bugünkü bilimin yanı sıra Osmanlı ha­lifesi ve din âlimlerinden nefret etmeyi, onlara karşı düşmanlık yapmayı da öğretmelidirler. Halifenin zulümlerini, kö­tü ahlakını, halkın malını şehvet ve fesada nasıl harca­dığını, Peygambere en ufak benzerliklerinin bulunmadı­ğı­nı öğrencilerine açıklamalıdırlar.

9. Sadece Şiilerin inancı olan kafirlerin necis olduğu dü­şün­cesi Müslümanların zihninden çıkarılması gereken me­se­lelerdendir. Kur'an ve hadislerden deliller zikrederek gay­r-i Müslimlerin temiz olduğu ispat edilmeye gayret edil­me­li­dir. " Ehl-i Kitabın yediği size helaldir. Sizin yediğiniz de onlara helaldir. Ve size mümin temiz kadınlar ve Ehl-i Ki­­taptan (Yahudi ve Hıristiyanlardan) temiz kadınlar helal­dir ," a­yeti gibi ayetlerden yararlanılmalıdır.

10. Müslümanları şuna inandırmak gerekir ki; Peygam­be­rin dinden maksadı yalnız İslam dini değildir. Kur'an'da da zikredildiği gibi Yahudi, Hıristiyan ve diğer dinlerin ta­kipçileri de Müslümandır. Kuran'da; Hz.Yusuf 'un Allah'­tan, Müslüman olarak ölmek istediği kaydedilmektedir. Ni­te­kim İbrahim ve İsmail peygamberler; " Allah'ım bizi Müs­lü­­manlardan, ailemizi İslam ümmetinden kıl," diye dilekte bulunmaktadırlar. Yakup Peygamber, oğullarına; "Müslü­man olmadan ölmeyin ," buyuruyor.

11. Diğer önemli bir husus da; kilise yapılması için ze­min oluşturmaktır. Kur'an'dan, hadislerden ve İslam tarihinden örnekler göstererek Müslümanlara, Ehl-i Kitabın ibadet yerlerine saygı gösterilmesi gerektiği anlatılmalıdır.

12. İslam Peygamberlerinden, Yahudi dinini inkar eden hadisler nakl olmuştur. "Yahudileri Arap yarımadasından çı­ka­­rınız," veya "Arap yarımadasına iki ayrı din sığmaz," gibi ha­dislerin doğruluğu üzerinde şüphe uyandırmalıyız. Ör­ne­­ğin; eğer bu tür hadisler doğru olsaydı Talha gibi bazı sa­ha­beler, Yahudiler ile evlenmezdi veya Necran Hıris­tiyan­la­rı ile barış anlaşması imzalamazdı.

13. Müslümanları ibadetlerinden alıkoymak ve şüphe u­yan­dırmak gerekmektedir. Özellikle; 'Allah'ın, kulların iba­de­tine ihtiyacı yoktur,' konusu üzerinde ısrarla durulmalıdır. Haccı anlamsız göstererek, Müslümanları Mekke yolculu­ğundan alıkoymak gerek. Aynı şekilde dinî toplantılar, ta­ziye merasimleri hedeflerimiz için tehlikelidir. Şiddetle ö­nü­ne geçilmelidir. İmamlar ve din büyüklerine türbeler ya­pı­mı, yeni cami ve medrese inşâsı her ne şekilde olursa ol­sun önlenmelidir.

14. Ailelere nüfuz edilerek baba-evlat ilişkileri (aile içi iliş­kiler) sömürü kültürünün etkisinde kalacak şekilde dü­zen­le­nerek artık büyüklerin nasihatlerinin dinlenmeyeceği de­re­cede bozulmaya çalışılmalıdır. Bu durumda biz, gençleri dinî inançların etki alanından çıkararak din âlimleri ile ilişkilerine son verebiliriz.

15. Müslüman kadınların tesettürden vazgeçmeleri için olağanüstü bir çaba sarf etmeliyiz. Tarihî deliller ile kadı­nın örtünmesinin Benî Abbas döneminde başladığını, İs­lam'­da böyle bir şeyin bulunmadığını iddia etmeliyiz. İlk İslam kadınları, erkekler ile omuz omuza faaliyet gösteri­yor­larmış. Kadının örtünmesi geniş propagandalar ile orta­dan kalkınca, ajanlarımız gençleri gayri meşru cinsel ilişki­lere teşvik etmeli ve bu şekilde İslam toplumlarında fesadı yaymalıdırlar. Gayri Müslim kadınlar hicapsız olarak dolaşmalıdırlar ki, Müslüman kadınlar da onları taklit etsin.

16. İmamlara ve cemaate yönelik çeşitli ithamlarda bulu­nularak cemaat namazlarının ortadan kalkmasına çalışılmalı; halkın ona yönelişi azaltılmalıdır. Bu konuda özellikle cemaat imamının fâsıklığı üzerine propagandalar yapılmalı. Böylece halk ile imam arasında suizan ve düşmanlık oluşacak ve ilişkiler kopacaktır.

17. Sorunlardan biri de, Müslümanların mübarek ve mu­­kaddes yerleri ziyaret etmeleridir. Bu tür türbelere ö­nem vermenin, süslemenin bidat ve şeriata aykırı olduğunu pey­gamber döneminde bu teşrifatın bulunmadığını, ölü­lere ibadet yapılmadığını delilleriyle beraber ispat etmeli­yiz. Yavaş yavaş binaların yıkılmasıyla ve bu türbelerin izlerini ortadan kaldırarak halkı bu ziyaretlerden vazgeçirmeli­dir. Bu planı uygulamanın bir yolu da yerlerin asaleti hu­su­sun­da kuşku uyandırmaktır. Mesela; 'Peygamber, Mescid-i Ne­bi'de de­ğil, anasının mezarında metfundur,' denilebilir. 'Ebu­be­kir, Ö­mer, Bâki Kabristanı 'nda medfundur. Osman 'ın me­zarı bel­li de­ğil­dir; Ali 'nin türbesi Basra'dadır. Necef'de Müs­lü­manl­arın zi­ya­ret ettiği kabir Mugire b. Şube 'ye aittir. İmam Hüseyin 'in kafası Hannane Camii'nde gömülüdür; nâşının gömüldüğü yer ise belli değildir. Kazımeyn'de, İmam Musa Kazım ve İmam Ce­vad değil, iki Abbasi halifesi gömülüdür. Meşhed'deki ise İmam Rıza 'nın de­ğil, Harun Reşit'in mezarıdır. Samira'da da, İmam Hâdi ve İ­mam Askerî değil, Abbasi halifeleri gömülüdür,' gibi iddialar ileri sürerek zihinleri allak bullak etmeliyiz. Bâki Me­zar­lığı '­nı yerle bir etmeye çalışmalı ve bu konuya önem vermeli­yiz. Di­ğer İslam ülkelerinde türbelerin de aynı şe­kilde harabe­ye çevrilmesini sağlamalıyız.

18. Şiilerin, Peygamber soyundan gelen ailelere gösterdikleri saygı ve bağlılık; onların, Peygamberin soyundan o­lup olmadıkları hususunda kuşku uyandırılarak ortadan kaldırılmalıdır. Bunu yapabilmek için bazı kişileri siyah ve­ya yeşil sarık ile giyindirerek 'Peygamber soyundandır,' diye ta­nıtmalıyız. Böylece onları tanıyan halk, yavaş yavaş gerçek seyyitlerin kimliği konusunda şüpheye düşecek ve Peygam­ber evlatları hakkında suizana kapılacaktır. Diğer bir konu da; hakiki seyyit ve din âlimlerinin kafasından ammameyi (sarık) kaldırmaktır. Böylece hem peygamberlerin, hem de âlimlerin halk arasındaki saygınlığı ortadan kalkacaktır.

19. İmam Hüseyin 'e mâtem tutulan merkezler veya med­reseler ortadan kaldırılmalı, harabeye çevrilmelidir. Tüm gü­cümüzle halkın medreselere ve İmam Hüseyin'e mâtem merasimlerine gitmesini önlemeye çalışmalıyız. Yavaş yavaş bu işler de terkedilecektir. Bunun için de medrese yapı­mı­nı, vaizlerin ve mersiye okuyanların şartlarını zorlaştırmalıyız.

20. Müslümanların zihinlerine, özgürce düşünme fikrini, niçin ve nedenleri yerleştirmeliyiz. 'Herkes özgürce dü­şünebilir. İstediği her işi yapabilir. İyiliklere sevk ve kötü­lüklerden alıkoymak vacip değildir. İslam ahlakını yaymak ge­rekmez. İranlıların meşhur bir sözü vardır: İsa kendi di­ninde, Musa kendi dininde. Hiç kimse öldükten sonra di­ğe­rinin kabrine konulmaz. Eğer iyiliği emretmek ve kö­tü­lükten sakındırmak vâcip ise bunu padişahlar yapmalı, normal bir insanın buna hakkı yoktur,' düşüncesi yayılmalı.

21. Nesli kontrol etmek gerekir. Erkeklerin birden fazla ka­dın almalarına izin verilmemeli. Evlenme işleri mümkün olduğunca zorlaştırılmalı. Örneğin; hiçbir Arap, bir İranlı ka­dın ile ve bir İranlı erkek de, bir Arap kadın ile evlenme­melidir.

22. İslam öğretilerinin evrensel olduğu kesinlikle reddedilmeli; İslam'ın aslında genel anlamda bir hidayet dini olmadığı, bir kabile dini olduğu vurgulanmalıdır.

23. Müslümanların elinde bulunan Kur'an'ın gerçek Kur'­an olup olmadığı yolunda şüpheler uyandırılarak eksik ve­ya fazlalığı bulunan yeni Kur'anlar bastırıp halk arasında dağıtılmalı; şüphe ve kuşku uyandırılmalıdır. Özellikle Ya­hu­di ve Hıristiyanların aleyhine olan ve iyiliği emredip kö­tü­lükten alıkoyan ayetler Kur'an'lardan çıkarılmalıdır. Böy­le bir Kur'an; Türkçe, Farsça, Hintçe gibi çeşitli dillere tercüme edilip yayınlanmalıdır. Arap olmayan hükümetler; Kur'­an, namaz, ezan gibi ibadetlerin Arapça olmaması hu­su­sunda kışkırtılmalıdır. Diğer önemli bir konu da; hadis ve rivayetler hususunda şüphe uyandırmaktır. Hadislerde de, Kur'an ayetleri gibi tahrifatlar yapılmalıdır."

***

Sömürgeler Bakanı'nın Yardımcısı; ajan Humpher 'e şu te­selli, nasihat ve talimatlarda da bulunuyor:

"Yapılması gereken işlerin yapılması esnasında siz yalnız olmayacaksınız. Son derece samimi ve sâdık meslektaşla­rı­nızdan beş bin kişi tüm İslam ülkelerinde bu planların uy­gulanmasında size yardım edeceklerdir. Sömürgeler Ba­kan­lı­ğı, bu alanda gelişme kaydedildiği taktirde bu sayıyı yüz bi­ne çıkarmayı düşünmektedir. Böyle bir grubu ye­tiş­tir­me­de ve gerekli yerlere yerleştirmekte de muvaffak ol­du­ğu­muz taktirde, hiç kuşku yok ki, tüm İslam topraklarına mu­sallat olacağız. Tüm İslam ahkâmını mahvetmeye ko­yula­ca­ğız. Ben sana müjde veriyorum; bir asır zarfında istediklerimize kavuşacağız. Eğer bugünkü İngiliz nesli gelecekteki za­ferleri göremeyecek olsalar bile sonraki evlatlarımız bu mutlu günleri göreceklerdir. Ne güzel söylemiş İran ata­sözü; 'öncekiler ekti biz yedik; şimdi biz ekiyoruz, gelecektekiler ye­sin diye!' Büyük Britanya , İslam'ı parçalamakta mu­vaffak ol­du­ğu vakit, Hıristiyanlık alemi bu 12 asırda katlan­dığı tüm eziyet ve zahmetlerden kurtulacaktır. Müslü­man­lar, bu sü­re zarfında bize çok kere saldırmış birçok savaş aç­mışlardır. Hıristiyanlığa hiçbir yararı olmayan Haçlı Sa­vaş­ları gibi; Mo­ğol hücumları, -plansız ve amaçsız başlatıldığı için- on­ca yağma, yıkma ve tahribata rağmen İslam'ı yok edemedi.

Ancak bizim İslam ile olan savaşımız Moğollar gibi sade­ce bir takım askerî harekât ve yakıp yıkmalar, yağmalamalar değildir. Bu işte de pek acelemiz yoktur. B. Britanya Devleti ciddi bir mütalaa ve çok iyi bir planlama ile İslam'ın yok edi­lişi için adım atacaktır. Ve düzenli ve dakik planların uy­gulanmasını sabırla izleyecektir. Sonunda amacına ulaşacaktır. Tabii ki zaruret icap ettiği zamanlar ateşli silah­ları­mızla da saldıracağız. Ancak savaş, son başvuracağımız yol­dur. Buna da, İslam topraklarında tam hakimiyet elde e­dince, bize başkaldıranları ezmek için başvuracağız.

Kuşkusuz ki; İstanbul hükümdarları(Osmanlılar), çok ze­­ki ve uyanıktırlar. Planlarımızı İslam ülkelerinde kısa va­de­de uygulama izni vermeyeceklerdir. Bu nedenle orta hal­li aileler için yaptırdığımız okullarda çocukları eğitmeliyiz. O bölgede çok sayıda kilise inşâ etmeliyiz. İçki, kumar ve fuh­­şu öyle yaygınlaştırmalıyız ki, genç nesil dinden tamamen yüz çevirsin. İslam ülkeleri yöneticileri arasında an­laş­maz­lık ve keşmekeşliği körüklemeliyiz. Fitne ve kargaşa ate­şini tutuşturmalıyız. Devlet adamlarını, esnafı ve güçlü kişileri kurnaz ve güzel Hıristiyan kadınlarının pençesine dü­şür­meliyiz. Bu güzel yüzlü dilberleri, onların toplantılarına sok­malıyız. Tâ ki onlar siyasî ve dinî güçlerini kaybetsinler. Halk, onlara kötü gözle baksın. Haklarında kötü düşünsün. İslam'a duydukları iman azalsın.

Neticede; İslam âlimleri, devlet ve halk arasındaki güçlü ilişki, birlik-beraberlik kopacak. İşte tam o sırada yıkıcı ve ya­kıcı savaş ateşleri tutuşturulacak. Ve İslam'ın kökünü, bu ülkelerde dipten kazıyacağız."

***

Aynı Sömürgeler Bakanlığı'nın kısaca "böl, yok et" şeklinde özetlediği bir diğer planın da bazı maddeleri şu şekildedir:

1. İslam ülkelerinin bazı arazi, şehir ve köylerini gayr-i Müs­limlere tahsis etmelerini teşvik etmeliyiz. Örneğin; Me­dine'ye Yahudiler, İskenderiye Limanı'na Hıristiyanlar, İran'­­ın Yead şehrine Zerdüştler, İrak'taki Amare'ye Sabi­i­ler (Hıris­ti­­yanlığın bir kolu) , Kirman Şah'a Aliyülahiler vs. is­kân edil­me­lidir. Lübnan, Trablus, Dürzi kabilelere; Garz, Şii Alevilere; Maskat, Haricilere tahsis edilmelidir. Bu bölgeleri azınlıkla­ra bıraktıktan sonra onları maddî, askerî ve savaş techizatı bakımından desteklemeliyiz. Siyasî ve askerî uz­manlar gön­dererek bu azınlıkların gelecekte Müslüman­la­rın gö­züne bir diken gibi batması için ciddi bir şekilde çalışmalıyız. Onların bölgede yavaş yavaş büyümeleri, etkinlik kazanmaları ve iktidarı ele geçirmeleri; Müslüman hü­kü­metlerin yok olmasına, İslam nüfusunun zayıflamasına se­bep olacaktır.

2. Güçlü Osmanlı ve İran Devletlerini parçalayarak kü­çük yerli yönetimler icad etmek; bir taraftan da, onlar ile mer­kezî hükümetler arasında çatışma ve anlaşmazlık çıkarmak; diğer taraftan bugün Hindistan'da uygulanan prog­ram gibi "böl, yönet" ; daha açık bir dille "böl, yok et" planını uy­­­gulamak için çok dakik ve uygulanabilir bir harita hazırlanmalıdır.

3. Düzgün ve planlı bir şekilde İslamî bölgelerde, uyduruk mezhep ve inançların propagandasını yapmalıyız. Öyle ki; propaganda yapıldıktan sonra çeşitli halk kitlelerine müsait fikrî zeminler oluşturulabilsin. Mesela; İranlılar imam­­larına karşı aşırı bir ilgi duymaktadırlar. Hüseyin Al­la­hî Mezhebi, Hz.Sadık'a tâbi olan mezhepler, Gaip İmam ( Mehdi ) ile Ali bin Musa Rıza hakkında aşırı mübalağada bulunarak 'sekiz imamî fırkası' propagandaları yapılabilir. Bu mezhepler için uygun yerler şu bölgelerdir: Hüseyin Allahî Mezhebi için Kerbela, Hz.Sadık'a tâbi olanlar için İs­fahan, Mehdi'ye tâbi olanlar için Samara, Sekiz İmamî Mez­hebi için Meşhed. Tabii olarak bu sahte mezheplerin propagandasını sade Şiiler arasında değil, 'Dört Sünni Mez­hep' arasında da yaygınlaştırmalıyız. Bu fırkalar arasında da şiddetli çatışmalar çıkarmalı, her fırka kendini Müslüman di­ğe­rini kafir, mürted ve katli vacip ilan etmelidir.

4. Zina, livata, içki içmek, kumar oynamak Müslümanlar arasında yaygınlaştırılması gereken meselelerdir. Bu fesatların yayılmasında İslam'dan önceki mezheplere bağlı ka­lanlardan -ki sayıları pek çoktur- azami derecede yararlanılmalıdır.

5. Bu ülkelerde hassas işlerin sorumluluğuna, fâsit olan ve temiz olmayan insanlar tayin ettirilmeye çalışılmalı; hat­ta mümkün ise bunların İngiliz Sömürgeler Bakanlığı me­murlarından seçilmesi sağlanmalıdır. Bizim amaçlarımız, İs­lam ülkelerindeki bu nüfuzlu kişilerin aracılığıyla gizlice uygulamaya konulmalıdır. Elbette ki, bu memur ve yöneticiler; görünüşte Müslüman idareciler tarafından tayin edi­lecek, ancak perde arkasında Büyük Britanya Devleti Sö­mürgeler Bakanlığı ajanı olacak.

6. Arap olmayan Müslüman bölgelerde, Arap dilinin ya­yılması önlenmelidir. Bu bölgelerde Kürtçe, Peştuca ve Ur­duca dilleri gibi millî dil ve kültürlerin propagandası yapılmalıdır. Arap kabilelerin arasında kendilerine has leh­çe­lerin yayılmasına, bu lehçelerin fasih Arapça'nın yerini al­masına özen gösterilmelidir. Böylece Araplar'ın, Kur'an ve Sünnet ile bağları kopmuş olur.

7. Devlet kurumlarında müsteşar ve uzman adıyla İngiliz casuslarının sayısının arttırılmasına çalışılmalı, bu vesile ile İslam ülkelerinin başkanlarının ve yöneticilerinin kararları etkilenmelidir. Bu amaca ulaşabilmenin en iyi yollarından biri de; çok akıllı ve kültürlü köle ve hizmetçiler yetiştire­rek, emirlere, saray çocuklarına, şehzadelere ve onların eş­lerine, diğer etkin kişilere satmaktır. Bu köle ve hiz­met­çi­ler gördükleri eğitim sayesinde kısa zamanda kendilerini is­pat edecek ve hâkimlerin, müsteşar ve bakanların danışma­nı makamına erişebileceklerdir.

8. Hıristiyanlığı çeşitli İslam toplumlarında maliye me­murları, tabipler, mühendisler ve bunlara bağlı kişiler ara­sında yaymaya çalışmalıyız. Kilise, özel okul, kiliselere bağlı sağlık ocaklarının artırılması; propaganda mahiyetli kitap­ların ücretsiz dağıtımı ve Hıristiyan takviminin İslam takvimi yerine geçirilmesi gibi konulara önem verilmelidir. Müs­lüman toplumlardan daha iyi bilgi toplamak ve Hıristi­yan­lığı yaymak amacıyla İslam topraklarında kurulan kiliseler­de rahip, papaz ve rahibe adıyla İngiliz casusları görev­len­dirmeliyiz. Bu papaz görünümlülerin bazıları, İslam bilimcisi/müsteşrik ve diğer adlar altında tarihî gerçekleri tahrif et­meye çalışmalıdırlar. İslam ülkelerinin durumu hakkında gerekli bilgileri edindikten sonra İslam'ın zararına ve Hı­ris­tiyanlığın yararına makaleler yazılmalıdır.

9. Müslüman genç erkek ve kızlar arasındaki dinsizliği yay­malıyız. İslam ilkelerine yönelik şüphe ve kuşkular uyan­dır­malıyız. Kiliseye bağlı okullarda İslam'a ve ahlaka uy­ma­yan kitaplar dağıtmalı, gayri ahlakî ilişkiler için spor mer­kez­leri kurmalı; gençlerin gayri Müslüman dostlar edinmelerini sağlamalıyız. Yahudi, Hıristiyanlar ve diğer dinlere mensup gençlerin katıldığı dernekler kurmalıyız. Mümkün olan her vesileyi kullanarak Müslüman gençleri tuzağa dü­şürmeliyiz.

10. İslam ülkeleri içinde ve dışında Müslümanlar ile gayr-i Müslimler arasında çatışma ve kargaşa yaratmalı veya Müs­lü­man fırkaları arasındaki İslam ittihadını zayıflatma­lıyız. Böylece gelişme ve ilerlemelerini engellemek amacıyla ara­larında sürekli ihtilaf ve geçimsizlik yaratarak diğer me­se­lelerle ilgilenmelerini önlemeli ve mevcut vahdeti or­tadan kaldırmalıyız. Fikrî güçlerini, millî servet ve mâlî ha­zine­le­ri­ni boşa harcatmalı; gençlerin şevk dolu faal ruhla­rını or­tadan kaldırmalıyız.

11. İslam ülkelerinin tarımlarını ve diğer gelir kaynak­la­rını ortadan kaldırmalıyız. Tembellik ve uyuşukluğu teşvik et­­meliyiz. Yeni üretim imkanlarını sekteye uğratmak için halkın bıkkınlık ve nefret duygusunu güçlendirmeliyiz. Kah­­vehane ve eğlence yerlerini arttırmalıyız. Halk arasında es­rar ve diğer uyuşturucu madde alışkanlığını yaygınlaştırma­lıyız."

***

Şimdi, başımızı ellerimizin arasına koyup düşünmeliyiz: İngilizlerin, misyonerleri aracılığı ile sahneye koyduğu bu va­­him planlar, ülkemizde ve diğer İslam Ülkelerinde aynen uygulanmış ve halen de uygulanmakta değil midir?..Öy­ley­se, derin uykudan uyanmanın vakti hala gelmedi mi?..Allah Resulü; " Mü'min, bir defa ısırıldığı delikten tekrar ısırılmaz ," buyuruyor. " Mü'minin firasetinden korkun; çünkü o, Allah'ın nuru ile görür ," buyuruyor. Yoksa, mü'min olma va­­­sıflarımızı mı kaybetttik?!. (*)

(*): Misyoner örgütlerin, Türkiye ve Türkî Cumhuriyetleri Hıristiyanlaştırma fa­a­liyetleri üzerine güncel bir çalışma olarak değerli dostum Ali Rıza Bay­zan'­ın “Küresel Vaftiz” isimli kitabı gerçekten okunmaya değer net belgeler içermektedir. (İQ Kültür Sanat Yayıncılık, İst.-Mayıs 2004)

 
alt_banner