ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

“ŞECAATİN ARZEDERKEN SİRKATİN SÖYLEMEK”
YA DA
HIRİSTİYANLARIN MÜZMİN AÇMAZI

( “ Ekümenik Kutsal Kitap” eleştirisine cevap )

---- Hakkı BAYRAKTAR ----

( www.hakikat.net / bayraktar@hakikat.net )

“Ekümenik Kutsal Kitap” çalışmamızla ilgili olarak çeşitli Hıristiyan web sitelerinde Chuck Faroe   imzalı -sözüm ona- eleştiriler yayınlandı.
(bkz.: http://www.islamacevap.net/index.php?option=com_content&task=view&id=73&Itemid=66 )
( bkz.: http://www.hristiyanhaber.com/readarticle.php?article_id=2 )

Toplum içinde yüzkızartıcı bir kabahat işleyen yaramaz (aynı zamanda edep yoksunu) bir çocuğun, kabahatini bastırmak için muzipliğe vurması pişkinliğine benzer bir eda ile (güya kendinden emin bir eda ile/ aslında taraftar kaybetme endişesi taşıyan bir tarz sergileyerek) eleştiriye şöyle bir girişle başlıyor mahut yazı:

“Farz edelim ki, komşunuz oturmaya gelir. Kitaplığınızı pek merak eden komşu, ‘Bu alt raftaki kitaplar nedir?' diye sorar. ‘Benim için çok önemli değil, onlar...pek okumam' dersiniz. Anında canlanan komşu, ‘Demek bizden gizlemeye çalışıyorsun, bu ‘sözde önemsiz' kitaplarını ha!' diye bağırır. Dahası, komşu kitapların kapaklarına ‘gizli' damgası vurarak basın toplantısı düzenler ve ‘gizlenen' kitaplarınızı dünyaya ‘teşhir' etmeye koyulur.”

Tabii ki mesele, bu denli basite/hafife alınıp geçiştirilemeyecek kadar ciddi ve derin bir meseledir. “ Ekümenik Kutsal Kitap ”, daha önce yayınladığımız “ Gizlenen Kitaplar ”ı da içermektedir. Bir başka ifade ile, “ Gizlenen Kitaplar ”, daha sonradan yayınladığımız “ Ekümenik Kutsal Kitap ”ın bir bölümüdür. Kitab-ı Mukaddes literatüründe “Deuterokanonik”, “Apokrif” şeklinde nitelenen ve batıda yayınlandığı halde bizde henüz yayınlanmamış, -ne hikmettense(!)- yayınlanma ihtiyacı da duyulmamış bu kitapları Türkçe olarak ilk defa biz “ Gizlenen Kitaplar ” adıyla yayınlamıştık. (Haziran 2003, Hakikat Yayınları, Ayyıldız Matbaacılık-İst.) Bizim yayınımızdan ancak aylar sonra(Eylül 2003'de) Kitabı Mukaddes Şirketi “ Kutsal Kitap ve Deuterokanonik Kitaplar ” namıyla  bizimkine benzer bir kitap yayınladı. Yayınlanan bu kitap, bizimkinden birçok yönleriyle farklı ve eksiktir. (Ama içerik ve bölümler itibarıyla fazlalıkları da vardır.) Mesela Eklesiyastikus kitabında okuduğumuz atasözleri ve vecizelerin hiçbirini onların çevirisinde göremiyoruz. Öte yandan bizim kitabımızda apokrafiler on altı kitapçıktır; onların çevirisinde (ayrıca 151. Mezmur ve 4. Makabeliler, apokrafiler adı altında olup) hepsi on sekiz kitapçıktır.

Bütün bunların nedeni, bazı kiliselerin, çeşitli kitapları/bölümleri, bazen kanonik bazen apokrif/apokrafi diye sıralamasıdır. Bu yüzden bazı Kiliseler, kutsal kitap kataloğunu 73 kitaptan, bazıları(Katolikler) 79 kitaptan ve bazıları da(Protestan) 66 kitaptan müteşekkil kabul etmişlerdir. Daha başka kiliseler de (Martin Luther ve Yeni Apostolik Kilisesi gibi) II.Ezra, III.Makabeliler ve Manessa'nın Duası'nı da kutsal kitap sayıları arasına sokup, okunmasının yararlı olacağını söylemişlerdir. Bu yüzden Ali Bey'in tercümesi 82 kitapçıktan oluşmaktadır. 1941'de ilk defa yeni Türkçe harflerle düzenlenmesi tamamlanan ve bugüne kadar Kitab-ı Mukaddes Şirketi tarafından birçok kez basımı yapılan Kitab-ı Mukaddes'in kapak içi notunda (bakınız: 1985 baskısı), bu tercümenin, Ali Bey'in el yazısı metni esas alınarak yapıldığı yazılmaktadır. (Kitab-ı Mukaddes'in Türkçe tercümesi ilk olarak 1827'de yayınlanmıştır.) Hal böyle olunca bizim yaptığımız çalışma, esasa uygun olanı değil midir? Ya da Kitab-ı Mukaddes Şirketi, yeni çalışmalarında esastan kopmamış mıdır?..

Aslında esasın esası şudur: Kutsal metinler, Hıristiyan mezhepleri arasında tarih boyu hep problem olmuştur ve hiçbir zaman ittifak sağlanamamıştır. Böyle olunca da, sağlam metinlerle muharref metinleri tefrik etmek zorluğu hep yaşanmıştır ve bu konu, hala bir çözüme bağlanamamıştır. Bundan sonra da mümkün görünmemektedir. (20.12.2007 tarihli Stern dergisi bu konuyu kapaktan “ Kutsal Kitab'ın Teşekkülü ” manşetiyle vermekte ve, “ M.S. 2 yüzyıldan sonra Hıristiyanlar, hangi İncillerin orijinal ve hangilerinin kopya veya sonradan yazıldığını tartıştılar." demektedir. ) O bakımdan komşumuzun(!), inandırıcı görünmek adına daima bazı gerçekleri gizleme(alt raflara indirme) ihtiyacı duyması doğaldır…

Yayınladığımız bahsi geçen kitaba “ Gizlenen Kitaplar ” dememizin sebebi, bu kitapların “Apokrif” olarak isimlendirilmesidir. Bu kitapları -neden sonra- yayınlayan bir Hıristiyan sitesinde bu kelime aynen şöyle açıklanıyor: “ Apokrif (apocrypha) sözcüğü, Grekçe " saklı kitaplar " anla­mına gelen '" apocryphos " sözcüğünden gelmiştir.” (bkz.: http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=3 ) Biz de bu manaya uygun olarak kitabımızın üst başlığına “Kutsal Kitap'tan Dışlanan-Saklı Kutsal Öyküler” yazdık ve kitabımızın asıl adını da “ Gizlenen Kitaplar ” koyduk. Bu ismin, Apokrif kelimesinin anlamına tam da uygun olduğunda ne şüphe olabilir?.. Yani kitabımıza “ Gizlenen Kitaplar ” adını koymaktan maksadımız, iddia edildiği gibi “teşhir merakı”mızdan değil, “Apokrif” kitaplar karşısında Hıristiyanların farklı duruşlarını sergilemektir. Amacımız “Apokrif” kitaplar karşısındaki belirsiz, kuşkulu, tedirgin ve çelişkili tavrın, -üzerinde ittifak edilen- bir Kitab-ı Mukaddes metnini ortaya çıkarmayı imkansız kıldığını vurgulamaktır. “Gizlenen kitaplar gün yüzüne çıktı” diye bağıran manşeti de ( Yeni Şafak , 2 Haziran 2007) bu mana içerisinde değerlendirmek ve isabetli bulmak gerekir.
( bkz.: http://www.yenisafak.com.tr/aktuel/?t=02.06.2007&c=5&i=48406 )

Bizi eleştiren sitede, -“Apokrif Kitaplar” ile ilgili olarak mezkur düşüncemizi destekler mahiyette- şu bilgilere de rastlıyoruz:

“ Roma Katolik Kilisesi 1546 yılında Trent Konsülü'nde bu kitapları Kutsal kitaplar'ın arasına almıştır. Katolikler söz konusu kitaplardan, ‘Deuterokanonik' yani Kutsal Kitap listesine sonradan eklenmiş kitaplar olarak söz ederler. Ortodoks Kilisesi ise, ‘Deuterokanonik' olarak adlandırdığı kitapları 1642 Yaş (Jassy) ve 1672 Yeruşalim konsüllerinde ‘ Kutsal Yazılar'ın gerçek parçaları ' olarak adlandırmıştır.” ( bkz.: http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=3 )

Eylül 2003'de “ Kutsal Kitap ve Deuterokanonik Ekler ” adıyla yayınladıkları kitabın başında “Apokrifler Hakkında Kısa Bilgiler” başlığı altında da şu bilgiler vardır:

“Bu kelime Yunanca'dan geliyor ve ‘gizli' veya ‘kapalı' anlamındadır.”

Bu gizlilik, kapalılık ve saklılık, elbette öncelikle metindeki müşkülden kaynaklanmaktadır. Bir metni/kitabı, -diğer mezheplerin hilafına- başka bir mezhebin kanonik kabul etmemesi; onu dışlaması, zihinlerden gizli tutması anlamını da zımnen taşımaktadır.

Hal böyle olunca, “komşumuz”, bazı konsüllerin ‘ Kutsal Yazılar'ın gerçek parçaları ' saydıkları bu kitapları, nasıl oluyor da “kitaplığının alt raflarına atarak”, “Benim için çok önemli değil, onlar...pek okumam.” deme ukalalığına cüret edebiliyor?.. Bu tavır, kutsal metinlerin bir kısmının saklanması/gizlenmesi anlamına gelmiyor mu?..

Hıristiyan komşumuzun(!) ukalalığı devam ediyor ve diyor ki:

“Hakkı Bayraktar ve Kadir Akın, ‘ Ekümenik Kutsal Kitap' adıyla yayımladıkları esere ‘Apokrif' olarak bilinen kitapları dahil ederek Hıristiyanlarca ‘Kutsal Kitap'tan dışlanan,- adeta- gizlenen ve ismi zikredilmeyen bu kitaplar 'ı gün ışığına çıkarma görevine soyunmuşlardır. Anlaşılan bu Müslüman polemikçi komşular, Hıristiyanların kitaplığındaki ‘sırları' teşhir etme hevesine kapılmışlardır. Oysa “Apokrif”in sır sayılan tarafı yoktur. Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlar bu kitapları okur, Tevrat (Eski Antlaşma) ile İncil (Yeni Antlaşma) arasına koyarak tek ciltte yayımlarlar. Protestanlarsa bu kitapları pek okumaz ve yayımladıkları Kutsal Kitap baskılarına dahil etmezler.”

Bazı konsüllerin ve mezheplerin ‘ Kutsal Yazılar'ın gerçek parçaları ' saydıkları bir sürü kitabı, diğer bazı mezheplere göre basılmış Kutsal Kitap metinleri arasında göremiyorsak, bu durum Hıristiyan teolojisi açısından ciddi bir problemdir. Tarihin bir döneminde ‘ Kutsal Yazılar'ın gerçek parçaları ' olarak takdim edilen metinlerin, daha sonraları -pardon /aslında öyle değilmiş/biz öyle kabul etmiyoruz dercesine- bir mezhebe göre şekillenmiş Kutsal Kitap'ta yer almaması, bir bakıma dışlanması/saklanması/gizlenmesi demek değil midir?.. Biz bunları ‘gün ışığına çıkarıp' akademik bir gündem konusu yapınca ‘polemikçi' mi oluyoruz?

Bizim “ Ekümenik Kutsal Kitap ” çalışmamızla dikkat çekmek istediğimiz soru ve asıl sorun şudur: “ Katolik ve Ortodoks Hıristiyanların okuduğu/yayınladığı” ve “Protestanların pek okumadığı ve yayımladıkları Kutsal Kitap baskılarına dahil etmediği” metinler hakkında son kararı kim ve nasıl verecektir? Müttefegun aleyh(üzerinde ittifak edilmiş) bir Kutsal Kitap metni hala bulunamadığına göre, bugünkü Hıristiyanlığın ilahi/hak bir din olduğundan ve teolojik esaslarının sağlamlığından bahsedebilir miyiz?..İşte Hıristiyan komşumuza(!) anlatmak istediğimiz ama komşumuzun anlamaya bir türlü yanaşmadığı meselemiz budur.

“Akın ve Bayraktar'ın katkısı nedir? Özetle, Tevrat, Apokrif ve İncil'in Osmanlıca çevirilerini eski harften çevirerek sadeleştirmişlerdir. Bu yorucu girişim neden yararlıymış? Yazarların tanıtım metnine bakılırsa, bu eserin iki ana işlevi olur. İlk olarak, Ekümenik Kutsal Kitap, Yahudi ve Hıristiyan yayılmacılığını teşhir işine yarar: ‘ Dipnotlarıyle birlikte aynen Osmanlıca'sına uygun olarak aktarılan bu eser...kurulmak istenen yeni dünya düzenine dinlerin (özellikle Hıristiyanlık ve Yahudiliğin) etkisinin ne olabileceğine, dinin siyaseti (siyasetin de dini) nasıl etkileyebileceğinin anlaşılmasına da önemli katkı sağlayacaktır.' Osmanlıca Kutsal Kitap'ın, bu amacı hangi açıdan desteklediği meçhuldür. Yazarların eklediği dipnotlarınsa bu amacı güdeceği kuşkusuzdur...” diyen -sözüm ona- eleştirmen, akademik açıdan takdire şayan görülmesi gereken bu yorucu çalışmamızı hafife almakta ve ortaya koyduğumuz maksadı anlamamakta ısrar etmektedir / ya da anlayabilecek kapasiteye sahip değildir.

Kurulmak istenen yeni dünya düzeni çalışmalarının, -şimdilik- muharref İncil'den beslenen Hıristiyanlık ve muharref Tevrat'tan beslenen Yahudiliğin/Siyonizmin ortak inisiyatifinde sürdürülmekte olduğu bir gerçektir. Hakeza BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) için de aynı inisiyatif geçerlidir. Hal böyle olunca, Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin temel öğretileri; inanç, ahlaki ve yayılmacı idealleri Kutsal Kitap temelli olarak anlaşılmadıkça, bulunduğumuz coğrafyada ayağımızı sağlam basmak şansımızı da yitirebiliriz. Çünkü milletler/devletler, milli, manevi, ahlaki ve kendine has kültürel değerleriyle ayakta dururlar.

Asırlar süren ve kilisenin organize ettiği ve de kutsal saydığı Haçlı vahşetinden; halen insanlığın tanık olduğu -liderinin, İsa Mesih'in görevlisi olduğuna inandığı- Amerikan öncülüğündeki bugünkü Hıristiyan ‘vahşi Batı' yayılmacılığına kadar, insanlığa -hassaten Müslümanlara- yapılan bunca insanlık dışı eylemleri, şu (muharref) İncil ayetlerinin ruhundan vareste düşünebilir miyiz?

"İsa, yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: 'Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları, Baba, Oğul, Kutsal Ruh adıyla vaftiz edin." (Matta, 28/18,19) / "Yeryüzüne selamet getirmeye geldim, sanmayın; ben selamet değil, kılıç getirmeye geldim..." (Matta, 10/34) / "Ben dünyaya ateş atmağa geldim. Şimdiden tutuşmuş ise daha ne isterim!..Dünyaya selamet getirmeye mi geldim, sanıyorsunuz? Size derim ki: Hayır; fakat daha doğrusu, ayrılık getirmeğe geldim!" ( Luka, 12/49,51,53) / "Lakin üzerlerine kral olmamı istemeyen o düşmanlarımı buraya getirin ve önümde öldürün!" ( Luka, 19/27)

Ya da Ortadoğu'yu kana bulayan ve dünyayı ahtapot gibi sarmış Siyonizm ideallerini şu Tevrat ayetlerinden bağımsız düşünebilir miyiz?

“Orduların Rabbi şöyle diyor: ‘Amelek'in İsrail'e yaptığını, Mısır'dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git, Amelek'i vur ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme! Ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür!” ( I. Samuel 15/2-3) / “Ancak Allah'ın Rabbin miras olarak sana vermekte olduğu bu kavmların şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksın!..” (Tesniye 20/16)

"Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak; sınırınız çölden ve Lübnan'dan, ırmaktan, Fırat Irmağı'ndan Garp Denizi'ne kadar olacaktır. Önünüze kimse duramayacak; Allah'ınız Rab, size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu, ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır." (Tesniye, 11/24-25) / "Mısır Irmağı'ndan büyük ırmağa, Fırat Irmağı'na kadar, bu diyarı...senin zürriyetine verdim." (Tekvin, 15/18)

Veya Tevrat'taki bu hükümler, Hıristiyanlar için de geçerliliğini sürdürmekte midir? Şu İncil ayetlerine göre, İsa'nın Şeriat'a(Tevrat'a) bakışını nasıl anlamalıyız?

“Sanmayın ki ben, eski Şeriat'ı(Tevrat'ı) yahut peygamberleri yıkmağa geldim; ben yıkmağa değil, fakat tamam etmeğe geldim. / Çünkü doğrusu size derim: ‘Gök ve yer geçip gitmeden, herşey vaki oluncaya kadar, Şeriat'ten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmayacaktır. / Bundan dolayı bu en küçük emirlerden birini kim bozar ve inananlara öylece öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine en küçük denilecektir ve onları kim yapar ve öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine büyük denilecektir.” ( Matta 5/17-19)

Dinler Tarihi ve Kutsal Kitap araştırmacısı olarak, yukarıda zikredilen ‘Kutsal Kitap' ifadelerinin tarihi farklı versiyonlarını ortaya çıkarmak adına çaba sarf etmek abesle iştigal midir? “…Kurulmak istenen yeni dünya düzenine dinlerin (özellikle Hıristiyanlık ve Yahudiliğin) etkisinin ne olabileceğini, dinin siyaseti (siyasetin de dini) nasıl etkileyebileceğini” bu zikri geçen ifadeler zaviyesinden merak edip işin esasını -varsa anlaşılmayan yönlerini- ortaya çıkarmak hakkımız değil midir?.. ‘ Osmanlıca Kutsal Kitap', İncil ve Tevrat'ın, -kasten ya da bilinçsiz olarak- aslından nasıl fersah fersah uzaklaştırıldığının kesin bir belgesi olması hasebiyle önemlidir. Kutsal Kitab'ın aslına/özüne uymak yerine, onu kendi ideallerine/keyiflerine göre nasıl değiştirdiklerinin bir belgesi olmasından dolayıdır ki, bu çalışmamız bazı çevreleri rahatsız etmiştir.

(Birazdan Ali Bey'in tercümesi ile -bu tercümeyi esas aldıklarını söyleyerek- yıllardır yayınladıkları Kutsal Kitap baskıları arasındaki bir sürü çelişkiden örnek verdiğimizde, bu çırpınışlarının asıl sebebi daha iyi anlaşılmış olacaktır. Dolayısıyla bu eserimizin, elzem bir çalışma olduğu da daha net anlaşılacaktır…)

Eleştirmen komşumuz(!) devamla diyor ki: “(‘Ekümenik Kutsal Kitap' yazarlarına göre) Eserin ikinci ana işlevi, Kutsal Kitap'ın ‘ versiyonlarını karşılaştırmak ve muhtelif baskıları arasındaki farklılıkları tesbit etmek' çalışmalarına yardımcı olmaktır. Sözgelimi Akın ve Bayraktar, 1666 yılında tamamlanan Ali Bey Kutsal Kitap çevirisinde apokrif bulunduğu halde, sonra çıkan Osmanlıca ve Türkçe Kutsal Kitap çevirilerinde bulunmadığını tespit ederek bu durumu garipsemektedirler. Teşhir meraklısı komşumun garipsediğini garipsedim doğrusu!..”

Bunda yadırganacak/garipsenecek bir durum söz konusu değil ki!.. Kutsal Kitab'ın -geçmişten bugüne- birçok versiyonu yayınlanmıştır. King James Versiyonu(KJV) (1611), J. N. Darby'nin “Yeni” Çevirisi (1871), English Resived Version (1881) ve onun Amerikan şekli olan American Standart Version (1901), Revised Standart Version, New American Standart Bible, New King James Version'u (NKJV), New English Bible, New International Version, Jerusalem Bible, The Living Bible bu versiyonların önde gelenleridir. Bu versiyonlar arasında bazı farklılıkların olduğunu, Hıristiyan araştırmacılar da belirtmektedir.
(bkz.: http://www.hristiyanforum.com/forum/archive/index.php/t-2245.html / William McDonald'ın Kutsal Kitap Yorumu kitabının önsözünden. )

Bir karşılaştırma yapmadan versiyonlar arasındaki farklılıklar nasıl ortaya çıkacak ve bu farklılıkların neden kaynaklandığının kritiği nasıl yapılacak?..Ali Bey'in 1666 yılında tamamlanan Osmanlıca “Kitab-ı Mukaddes” versiyonu, birçok versiyondan daha kadim bir kaynak özelliği taşımaktadır. Öyleyse bu versiyonla diğer versiyonlar arasında bir karşılaştırma yaparak, aralarındaki farkları kritik etmek neden garipseniyor?..Bazı konsüllerce kanonik kabul edilen “apokrif” kitapları, Ali Bey'in kendi çalışması içerisinde toplaması akademik bir dürüstlüktür. Ali Bey'in kitabının esas alınarak hazırlandığı iddia edilen Kutsal Kitap baskılarında bu kitapların dışlanmış olduğunu görmek, akademik etiğe, tarihi gerçeklere ters düşen ve asıl yadırganması gereken husus değil midir? Bütün bu tarihi gerçekleri tesbit edip zikretmemizi, komşumuzun “teşhir merakı” sayması ve garipsemesini “garipsedim doğrusu!”…

Eleştirmen komşumuz(!) bir konuyu daha garipsemiş:

“Garip bulduğum bir nokta (daha) var : Akın ve Bayraktar diğer Türkçe Apokrif çevirilerini ‘ Osmanlıca aslına uygun olmayan başka bir Yunanca çeviridendi.' diyerek eleştirmektedirler. Apokrif'in en eski mevcut metinleri zaten Yunanca'dır (Grekçe'dir). Ali Bey, muhtemelen, Apokrif'i Latince Vulgata'dan Osmanlıca'ya çevirmiştir. Bu durumda -yani, bir metin Grekçe'den Latince'ye, ondan sonra da Latince'den Osmanlıca'ya çevrilmişken- Osmanlıca Apokrif'e ‘asıl' demek garip mi garip! ‘Akademik' bir çalışmaya pek yakışmaz bu.” diyorlar.

Bizler, çalışmamızın “Önsöz”ünde, diğer Türkçe Apokrif çevirilerini, ‘ Osmanlıca aslına uygun olmayan başka bir Yunanca çeviridendi.' diyerek eleştirirken, Kitab-ı Mukaddes basımında Ali Bey'in Osmanlıca tercümesini esas aldığını iddia edenlerin (Kitab-ı Mukaddes Şirketi'nin), “apokrif”leri yayınlamaya sıra gelince, Ali Ufkî Bey tercümesini niçin esas almadıklarını hatırlatmak istemiştik. Ancak komşumuzun(!) ne dediğimizi/ne demek istediğimizi anlamak gibi bir niyetinin olmadığı anlaşılıyor. Önsöz'de belirttiğimiz gibi, Ali Bey, Osmanlıca Kitab-ı Mukaddes'i Latince'den çevirmiştir; [ Onun bu çevirileri yaparken Yunanca el yazması eski yazılara da bakması olasıdır; çünkü kendisinin iyi bir eğitim aldığı ve 17 dili bildiği söyleniyor. (Ali Ufkî Bey, aslen Leh-Polonya mühtedisi olup asıl adı Albert Bobowski'dir. 1645'te Venedikliler'le yapılan savaşta Osmanlılar'a esir düştüğü ve sarayda Enderun'a alınarak yetiştirildiği ve daha sonra azat edildiği kaydedilmektedir. Kitab-ı Mukaddes'i ilk defa Türkçeye-Osmanlıcaya -muteber bir metin olarak- çeviren mütercimdir. Aynı zamanda iyi bir bestekâr ve mûsikîşinastır. / Bak.: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cild.2, sayfa.456, İst.1989)] Apokrif'in en eski mevcut Yunanca(Grekçe) metinleri “asıl” mıdır ki, Ali Bey'in tercümesi mutlak anlamda “asıl” olsun?.. [Kitab-ı Mukaddes'in asıl-ilk metinleri İbranice-Aramice olmalıdır; o da bugün mevcut değildir. ( Eski Antlaşma dönemiyle ilgili apokrif kitapların çoğunluğu İbranice ya da Aramice yazılmış olmalarına karşın, yalnızca Grekçe biçimleriyle elimize ulaşmışlardır. / bkz.: http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=3 ) Böyle olunca, çeşitli anlayışlara göre, birbirini tutmayan “asıl”lar ortaya çıkmıştır. Önce bu problemi çözmek gerekir. Tabii ki, çözülebilirse…] Bilmem bu değerlendirmemiz, “akademik çalışmaya pek yakıştı” mı?..

Eleştirmen komşumuzun(!) asla “garipsemediği/nâgarip bulduğu”nu belirttiği; ancak benim problemin asıl hikayesi sayarak son derece garipsediğim, apokrif gerçeği ile alakalı -şecaat arzederken sirkat söyleyen- aktarması şöyle:

“Apokrif'in öyküsüne, özet bir şekilde, bakalım.

İ.Ö. 3. yüzyılda Yahudilerin İbranice kutsal yazıları Grekçe'ye çevrilmiştir. ‘Septuaginta' olarak bilinen bu çeviride Helenistik ve Roma döneminde Yahudilerce yazılan bazı kitaplar da bulunmuştur. Apokrif bu ‘ek' kitaplardır. Septuaginta, İsa'nın öğrencileri ve ilk dönem kilise tarafından yaygınca kullanıldığı için, Apokrif'i oluşturan kitaplar da hem okunmakta hem de Hıristiyanların (Septuaginta'dan yapılan) ilk Latince Tevrat(Eski Antlaşma) çevirilerinde yer almaktaydı. Bununla birlikte, Yahudiler Apokrif'i ‘kanonik' (sahih vahiy kitapları) olarak kabul etmemişlerdir.

Aynı şekilde, İ.S. 4. yüzyılda (Katolik Kilise'de resmi olarak kullanılan) Kutsal Yazıların ‘Vulgata' Latince çevirisini yapan Jerom, Apokrif kitaplarını ‘kanonik değil, doktrin geliştirmek için geçersiz ama ahlaki açıdan yararlı ve ibadet sırasında okunmaya uygun' şeklinde değerlendirmiştir. Reformcu Martin Luther, Jerom'un yaptığı bu ayırımı onayladı. 1546 yılında Katoliklerin Protestan Reformasyona karşı yaptıkları Trent Konseyi'ndeyse Apokrif ‘kanonik' olarak kabul edilmiştir. Böylece Katoliklerin okuduğu Kutsal Kitap'ta Apokrif bulunur, Protestanların kullandığı Kutsal Kitap'taysa bulunmaz. Ali Bey'in çevirdiği metin, Katoliklerin Apokrif'i içeren Kutsal Kitap versiyonu olmuştur. Sonra çıkan Osmanlıca ve Türkçe Kutsal Kitap baskılarıysa, Protestanlar tarafından hazırlanarak Apokrif'i içermemiştir. Belki merak eksikliğim var ama bu durumu tamamıyla ‘nâgarip' buluyorum.”

1. “İsa'nın öğrencileri ve ilk dönem kilise tarafından yaygınca kullanılan/okunan” ve “ Hıristiyanların (Septuaginta'dan yapılan) ilk Latince Tevrat(Eski Antlaşma) çevirilerinde yer alan.” Bu apokrifler , önemli kutsal metinler olarak mı algılanıyordu; yoksa “kitaplıkların alt raflarına itilmiş önemsiz kitaplar” olarak mı muamele görüyordu?..

2. “ Yahudiler'in ‘kanonik' (sahih vahiy kitapları) olarak kabul etmemedikleri” apokriflere Hıristiyanlar, neden bu kadar önem vermişlerdi?. Bu kaynakların, gelecek olan İsa Mesih'ten söz etmesi veya Hıristiyan öğretilerine zemin hazırlaması, muteber sayılmasının gerçek sebebi miydi? ( Genel kanaat: Apokrif Kitapları, Mesih İsa'dan önceki yüzyıllarda yaşa­yan Yahudiler'in tarihi, yaşamı, düşüncesi, ibadeti ve dinsel gelenekleri konusunda değerli bilgiler vermek açısından çok önemlidir. Böylece Mesih İsa'nın hangi tarihsel ve kültürel ortamda yaşamını ve öğretisini sürdürdüğünü daha iyi anlaabiliriz. /
http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=3 )

3. “İ.S. 4. yüzyılda (Katolik Kilise'de resmi olarak kullanılan) Kutsal Yazıların ‘Vulgata' Latince çevirisini yapan Jerom , apokrif kitaplarını ‘kanonik değil, doktrin geliştirmek için geçersiz ama ahlaki açıdan yararlı ve ibadet sırasında okunmaya uygun' şeklinde değerlendirirken” vahiy dışı metinlerin de ibadetlerde okunabileceğini söylemiş olmuyor mu? Mesela bir din görevlisi, ahlaki açıdan yararlı bir hikaye veya şiir yazsa, bunların ibadet sırasında okunması mümkün müdür? Ya da İncil metinleri, ibadet sırasında okunmak için yeterli değil midir ki, apokriflerle takviye caiz görülmektedir?

4. “ 1546 yılında Katoliklerin Protestan Reformasyona karşı yaptıkları Trent Konseyi'ndeyse Apokrif ‘kanonik' olarak kabul edilmiştir. Böylece Katoliklerin okuduğu Kutsal Kitap'ta Apokrif bulunur, Protestanların kullandığı Kutsal Kitap'taysa bulunmaz.” ise, bu metinler -gerçekte- apokrif midir yoksa kanonik midir? Hıristiyanlığın en büyük mezhebine mensup Katoliklerin ve diğer bir önemli mezhebine mensup Ortodoksların “kanonik” saymaları mı, yoksa Protestanların “apokrif” saymaları mı geçerlidir?..Gel de garipsemeden / “nâgarip bularak” işin içinden çık çıkabilirsen!.. “Ali Bey'in çevirdiği metnin, Katoliklerin Apokrif'i içeren Kutsal Kitap versiyonu olması” ve “Sonra çıkan Osmanlıca ve Türkçe Kutsal Kitap baskılarının, Protestanlar tarafından hazırlanarak Apokrif'i içermemesi”, bütün bu çelişkileri çözmediği gibi pekiştirmiş ve tescillemiştir.

Chuck Faroe   imzalı -sözüm ona- eleştirmen, “ Ekümenik Kutsal Kitap ” isimli çalışmamızla ilgili tutarsız eleştirilerine devam ederek, inandırıcılığını artırmak için -güya- kendince örneklemeler yapıyor. Belki inandırıcı olmadığının kendisi de farkında; ama ne yapsın ki, bunu yapmak zorunda!.. İsterseniz, tek tek cevaplamadan önce diğer iddialara bir göz atalım:

[ Akın ve Bayraktar ayrıca şu tespitte bulunurlar: “Günümüz Türkçesine kazandırdığımız bu ‘Kutsal Kitap / Eski Ahit ve Yeni Ahit' ile Kitab-ı Mukaddes Şirketi'nin farklı zamanlarda yayınladığı çeviriler arasındaki bazı değişiklikler/farklılıklar, kitaptaki dip notlarda belirtilmiştir. (Mesela; bugünkü Hıristiyanlığın temel inancını yansıtan I. Yuh.5/7'deki: ‘Gökte tanıklık yapanlar üçtür: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh ve bu üçü birdir.' cümlesini/âyetini, bahsi geçen Türkçe çevirilerde bulamıyoruz. Oysa bizim Türkçeye kazandırdığımız bu çeviriyle birlikte, Martin Luther ve dünyaca ünlü King James çevirilerinde de bu ‘ayet' mevcuttur.”)

Bu gözlem, yazarların amacının anlamaktan çok, suçlamak veya kuşkulandırmak olduğunu düşündürür.

Çağdaş İncil baskılarında (ister Türkçe, ister başka dillerde olsun) sözünü ettikleri cümlenin bulunmaması yaygınca bilinen bir durumdur. Hıristiyanların okuduğu İncil, bir “edisyon kritik”tir. Başka bir deyişle, binlerce İncil yazmalarındaki (normalde çok küçük) ayrılıklar bilimsel bir özenle değerlendirilerek Grekçe aslına en uygun metin ortaya konulur. Akın ve Bayraktar'ın ima ettikleri gibi, çıkarılan cümle Hıristiyanların savunduğu üçlü birlik (teslis) doktrinini kanıtlar niteliktedir. O zaman neden çıkarılmıştır? Çünkü bu cümle, İ.S. 16. yüzyıldan önce yazılan Grekçe bir İncil yazmasında bulunmamakta olup, asıl metnin bir parçası değildir. Bu cümle, İncil'in eski Latince bir çevirisinin kenarına yazılan “haşiye”yken başka kopyalarında metne karışmıştır. Önemli inancı destekleyen bu cümleyi sahih olmadığı için çıkarmak, suçlanacak bir davranış olmaktansa, düşünsel dürüstlüktür.

Sonuç olarak, Akın ve Bayraktar'ın “Osmanlıca aslına uygun” Kutsal Kitap metninin neden önemli olduğunu kavrayamadığımı itiraf etmek zorundayım.

Aynı zamanda, bu yazarlar gibi, ben de Osmanlıca'ya büyük ilgi duyarım. Ali Bey'in Osmanlıca Kutsal Kitap çevirisinin suretinin benim elimin altında da bulunduğuna büyük memnuniyet duyarım. Bu yazıyı noktalarken Ali Bey çevirisinden bir kaç ayeti çağdaş Türkçe'siyle karşılaştırmak isterim:

  İbraniler 1:1-3 / Ali Bey çevirisi (1666):
“Bundan akdam Allâh ta'âla ecdâdımuza niçe de'fa ve niçe vech üzre peygamberler ile söylemişdür ve bu so? eyyâmda bize şol kendünü? oglı ile söyledi ki anı her şeye vâris eyledi hem anu? ile ‘âlemleri yaratmışdur. Ol ki celâlı? ziyâsı ve uknûmu? sûreti ve ol kavî kelâm ile cümle şeyleri götürmüş kendü vücudı ile günâhlarımıza kefâret itmiş ol ‘azamet kürsisini? sagında ‘arş-ı â'lâda oturmışdur.”

İbraniler 1:1-3 / Çağdaş Türkçe (2001):
“Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğlu'yla bize seslenmiştir. Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, O'nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı'nın sağında oturdu.”

Yaklaşık dört buçuk yüzyılda Türkçesi iyice değişmesine rağmen, bu ayetlerin içeriği hiç değişmedi. İsa Mesih, peygamberin çok ötesinde, Tanrı'nın Oğlu, Yaratan ve Kurtarıcıdır! Yaratan biz çaresiz yaratıklarını günahlarımızdan arındırmak için çarmıha gerilmeye razı oldu. Ne kadar şaşılacak bir sevgidir bu! Kutsal Kitap'ın bütün “versiyonları ve muhtelif baskıları”nda bu muhteşem haber hiç değişmedi, değişmez de. ]

Bu iddiaların da, diğerleri gibi ne kadar tutarsız olduğunu madde madde açıklayalım:

1. (Esasen muharref Hıristiyanlığın temel öğretilerini ortaya koyan) I. Yuh.5/7'deki ayetin, muteber versiyonlardan sayılan bizim Türkçeye kazandırdığımız çeviriyle birlikte, Martin Luther ve dünyaca ünlü King James çevirilerinde de mevcut olması, göz ardı edilecek ve geçiştirilecek bir husus mudur? ( Luther, bu kitapları, mukaddes kelam seviyesinde saymasa da, okunmalarının yararlı ve tavsiyeye değerli olduğunu belirtmiş ve kitabından dışlamamıştır. )

Yukarıda, “Aynı şekilde, İ.S. 4. yüzyılda (Katolik Kilise'de resmi olarak kullanılan) Kutsal Yazıların ‘Vulgata' Latince çevirisini yapan Jerom….” denirken şimdi , “Çünkü bu cümle (I.Yuh.5/6-7) İ.S. 16. y.yıldan önce yazılan Grekçe bir İncil yazmasında bulunmamakta olup, asıl metnin bir parçası değildir. Bu cümle İncil'in eski bir çevirisinin kenarına yazılan ‘Haşiye'yken başka kopyalarında metne karışmıştır.” deniyor. Bahsi geçen (Latince) İncil'in Vulgata olduğu bir gerçek. Çünkü kendileri de biliyor ki Vulgata, 4. yüzyılda Aziz Hieronimus (Jerom: M.S.347-419) tarafından daha önce Aramice, İbranice ve Kildanice gibi eski dillerden Grekçe'ye çevrilen Septuaginta 'dan yapılan bir çeviridir. Ve bu Yuh. 5/7 ayeti de Vulgata'da mevcuttur. Holy Bible / New İnternational Version (Kutsal Kitap/Yeni Uluslararası Çevirisi, Bible Society England 1986, sayfa 1242, dip notta: “I.Yuh.5/6-7: Testify in heaven the Father, the Word and the Holy Spirit, and these three are one. : Gökte şehadet edenler: Baba, Kelam ve Kutsal Ruh ve bu üçü birdir.” ayetinin ‘Vulgata' da olduğu belirtiliyor. Bu versiyona ve tesbite, itibar etmiyorlar mı?

Bizim bu gibi problemleri ortaya koymaktan maksadımız, “ suçlamak veya kuşkulandırmak” değil, mevcut Kutsal Kitab metinleri üzerinde hala bir ittifak sağlanamadığının, tahrifatın/muharrefliğin ‘iyice anlaşılması'dır. Asıl kuşkumuz, bu kitabın gerçek vahiy ürünü ilahi bir kitapmış gibi lanse edilerek, zihinlerin bulandırılması ve insanlığın mutlak vahiyden uzaklaştırılmasıdır.

2. “ Edisyon Kritik”: Eleştirel basım. Farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerin aralarındaki ayrılıklar tespit edilerek aslına en uygun şekilde yayınlanması. (Farklar dip notlar halinde gösteril diği gibi açıklayıcı bilgiler de verilebilir.)

Hıristiyanların okuduğu İncil'in, bir “edisyon kritik” olduğu; “binlerce İncil yazmalarındaki (normalde çok küçük) ayrılıklar bilimsel bir özenle değerlendirilerek Grekçe aslına en uygun metnin ortaya konduğu” iddia ediliyor. Gerçekten binlerce İncil yazmalarındaki ayrılıklar (aslında büyük ayrılıklar) iyice ayıklanabilmiş ve aslına (İbranice ve Aramice aslına / Grekçesine değil) uygun gerçek bir İncil ortaya konabilmiş midir? Konabilmişse, neden hala dört İncil'den (Matta-Markos-Luka-Yuhanna) söz ediyoruz. Bu İnciller arasındaki büyük benzerliklerin yanında, büyük farklılıkların da mevcudiyetinin farkında mıyız?[( Bkz.: İncil'i Kim Yazdı?, Mehmet Sakioğlu, Ozan Yayıncılık, İst.-Nisan 2004) Hakeza Eski Ahid'in bölümleri arasındaki (hatta aynı bölümleri içindeki) farklılık, çelişki ve tutarsızlıkları biliyor muyuz? (Bkz.: Tevrat'ı Kim Yazdı?, Mehmet Sakioğlu, Ozan Yayıncılık, İst.-Nisan 2004)]

3. ‘Gökte tanıklık yapanlar üçtür: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh ve bu üçü birdir.' Cümlesi için, “ İncil'in eski Latince bir çevirisinin kenarına yazılan ‘haşiye'yken, başka kopyalarında metne karışmıştır.” deniyor. Geçmişten bu yana, bunun gibi onlarca karışıklık yaşandığını, neredeyse her yeni baskıda bu tür düzeltmeler(!) yapıldığını bilmiyor musunuz? Eldeki Kutsal Kitab'ın ne kadarı haşiye/dipnot ve ne kadarı asıl metindir ? Bunu neye göre netleştireceğiz? “… düşünsel dürüstlük” olarak bütün bunları açıkça ifade etseniz; daha doğrusu, Kitab-ı Mukaddes'teki tahrifatın sınırlarını kesin olarak tesbit etmenin mümkün olmadığını itiraf etseniz daha iyi olmaz mı?.. O zaman, “ Akın ve Bayraktar'ın ‘Osmanlıca aslına uygun' Kutsal Kitap metninin neden önemli olduğunu” kavrayabildiğinizi de itiraf etmiş olurdunuz…

4. “... ben de Osmanlıca'ya büyük ilgi duyarım. Ali Bey'in Osmanlıca Kutsal Kitap çevirisinin sûretinin benim elimin altında da bulunduğuna büyük memnuniyet duyarım. Bu yazıyı noktalarken Ali Bey çevirisinden bir kaç ayeti çağdaş Türkçe'siyle karşılaştırmak isterim.” diyen eleştirmenimiz, ‘İbraniler 1:1-3' ayetini ‘Çağdaş Türkçe Çeviri' ile karşılaştırdıktan sonra, " Yaklaşık dört buçuk yüzyılda Türkçesi iyice değişmesine rağmen, bu ayetlerin içeriği hiç değişmedi. İsa Mesih, peygamberin çok ötesinde, Tanrı'nın Oğlu, Yaratan ve Kurtarıcıdır! Yaratan biz çaresiz yaratıklarını günahlarımızdan arındırmak için çarmıha gerilmeye razı oldu. Ne kadar şaşılacak bir sevgidir bu! Kutsal Kitap'ın bütün ‘versiyonları ve muhtelif baskıları'nda bu muhteşem haber hiç değişmedi, değişmez de.” demektedir. Bu vesile ile muharref Hıristiyanlığın temel akidesini de ortaya koyma fırsatı bularak kendince bir çeşit ‘misyonerlik' de yapmış olmaktadır.

Halbuki Hıristiyanlığın temel inancının ‘Tevhit'ten saparak nasıl ‘Teslis'e (Baba-Oğul-Kutsal Ruh) dönüştüğü başka bir araştırma konusudur. Hırıstiyanlığın özünde yokken, bu ‘Üçleme' akidesinin, Pavlus'un çabalarıyla Hıristiyalığı nasıl kuşattığının tarihi-ilmi belgeleri üzerine sayılamayacak kadar araştırma yayınlanmıştır. (Kapsamlı ve son araştırmalardan olması dolayısıyla, yukarıda zikrettiğimiz Mehmet Sakioğlu'nun çalışmalarına ve www.hakikat.net sitemize bakılabilir.)

“ Tanrı'nın Oğlu, Yaratan ve Kurtarıcı” bir Tanrı'nın(!), “... biz çaresiz yaratıklarını günahlarımızdan arındırmak için çarmıha gerilmeye razı olması” ndaki çaresizliği ve güçsüzlüğündeki garabeti izah etmenin bugüne kadar mümkün olamadığını biliyoruz. “Herşeye kadir olan Tanrı,” aciz kulları karşısında aciz kalmış, kendini koruyamamış; kullarının hakaretleri içerisinde “ çarmıha gerilmeye razı olmuş.” Öyle mi?..İznik Konsili'nden(M.S.325) beri Hıristiyanlar, tanrılarının -resmen- işkence ile idam edildiğine inanırlar. Tanrı İsa, bu zulme, kullarının günahlarını affettirmek için razı olmuştur...Tanrı -hâşâ- sizin günah keçiniz midir?..Ama -ne var ki- bu bir inançtır; hem de bir dinin temel inancıdır. Yine de herkes istediğine inanmakta hürdür. “Dinde zorlama yoktur.” elbette. Asıl konumuz olmadığı için, bu konuda daha fazla detaya girmeyi uygun bulmuyorum. Ancak bu hususta Kur'an'ın şu uyarı ve çağrısına kulak vermek ve düşünmek gerektiği kanaatindeyim:

"Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i efendiler(rab) edindiler. Halbuki hepsi de tek Tanrı'ya kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka tanrı yoktur. O bunların ortak koştukları şeylerden yücedir." (Tevbe Sûresi, 31)

"Allah: 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, 'Beni ve annemi Allah dışında iki ilah tutun' dedin?' buyurduğu zaman o; 'Hâşâ! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim. Benim için hak olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim, sen onu şüphesiz bilirdin. Sen, benim içimdekini bilirsin; halbuki ben, senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.'" (el-Mâide, 116)

“‘Rahman çocuk edindi,' dediler./Hakikaten siz, çok çirkin birşey ortaya attınız. / Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir; / Rahman'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden! / Halbuki çocuk edinmek, Rahman'ın şanına yakışmaz.” (Meryem Sûresi, 88-92)

"Ey Kitap Ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyleri söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, O'nun, Meryem'e attığı kelimesi ve O'dan bir ruhtur. Allah'a ve elçilerine inanın. (Allah) üçtür, demeyin. Kendi yararınıza olarak buna son verin. Çünkü Allah, yalnız bir tek tanrıdır. Haşa O, çocuk sahibi olmaktan yücedir (münezzehtir.)" (Nisa Sûresi, 171)

"Andolsun, 'Allah, ancak Meryem oğlu Mesih'tir', diyenler elbette kafir olmuşlardır. Halbuki Mesih demişti ki: 'Ey İsrail oğulları; benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Zira kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak ki, Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir; zalimlerin yardımcıları yoktur." (el-Mâide, 72)

"Ey Ehl-i Kitab(Yahudi ve Hıristiyanlar)! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın..." (Âl-i İmran S., 64)

"De ki: O Allah birdir/Allah Samed'dir(her şey O'na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değildir)/Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından) doğurulmamıştır/Hiçbir şey O'nun dengi(benzeri) olmamıştır." (İhlas Sûresi)

( Bütün bu Kur'an ayetlerini, Hristiyanlığın tarih boyu inanç kaymalarını ve bugünkü anlayışlarını göz önünde bulundurarak anlamak gerekir. )

Şimdi sadede gelelim.

“Osmanlıca'ya büyük ilgi duyan” ve “Ali Bey'in Osmanlıca Kutsal Kitap çevirisinin sûretini eli altında bulundurmaktan büyük memnuniyet duyan” eleştirmenimiz, keşke ciddi bir mukayese yaparak bariz farklılıkları samimiyetle ortaya koyabilseydi!..Şimdi isterseniz ben de küçük bir mukayese yapayım:

•  2Ch 36:9   Jehoiachin was eight years old when he began to reign, and he reigned three months and ten days in Jerusalem: and he did that which was evil in the sight of the LORD. ( 8 yaş / 1611 King James versiyonu )

•  2Ki 24:8   Jehoiachin was eighteen years old when he began to reign, and he reigned in Jerusalem three months. And his mother's name was Nehushta, the daughter of Elnathan of Jerusalem. ( 18 yaş / 1611 King James versiyonu )
***
•  II.Tarihler : 36/9 : Yehoyakin kral olduğunda on sekiz yaşındaydı. Oruşalim'de üç ay on gün kral olarak kaldı. (Ekümenik Kutsal Kitap, Haktan yayıncılık, İst.-2007, sh.. 368)
•  II. Krallar: 24/8 : Yehoyakin kral olduğunda on sekiz yaşında olup Oruşalim'de üç ay egemen oldu.” (Ekümenik Kutsal Kitap, sh.:317)
***
•  II.Tarihler : 36/9 : “Yehoyakin, kral olduğu zaman sekiz yaşında idi ve Yeruşalim'de üç ay on gün krallık etti ve Rabbin gözünde kötü olanı yaptı.” (Kitabı Mukaddes/Eski ve Yeni Ahit/Tevrat ve İncil, Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul-1985, sh.:464)
•  II. Krallar: 24/8 : “Yehoyakin, kral olduğu zaman on sekiz yaşında idi ve Yeruşalim'de üç ay on gün krallık etti.” (Kitabı Mukaddes/Eski ve Yeni Ahit/Tevrat ve İncil, Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul-1985, sh.:396)
***
•  II. Krallar: 24/8 : “Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalim'de üç ay krallık yaptı.” (Kutsal Kitap / Yeni Çeviri/ Eski ve Yeni Antlaşma/Tevrat, Zebur, İncil, Kitabı Mukaddes Şirketi / Yeni Yaşam Yayınları Ltd.Şti.), İstanbul-2002, sh.:498)
•  II.Tarihler : 36/9 : “Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalim'de üç ay on gün krallık yaptı.” ( Yeni Çeviri, sh.: 587)
(Başlangıçtan beri birçok eski baskılarda ısrarla farklı yaşlar belirtilirken, bugün neden aynı rakamlar zikrediliyor? Eskiler neye göre yanlıştı veya neye göre doğru idiler?)
***
•  II. Samuel: 21/ 8 : “Ve Ayya'nın kızı Ritspa'nın Saul'a doğurduğu iki oğlunu , Armoni'yi ve Mefiboşet'i ve Saul'un kızı Mikal 'ın Meholalı Barzillay oğlu Adriel'e doğurmuş olduğu beş oğlunu kral aldı.” (Eski Çeviri, 329)
•  II. Samuel: 6/ 23 : “Ve Saul'un kızı Mikal'ın ölümü gününe kadar çocuğu olmadı (Eski Çeviri, s:312)
***
•  II. Samuel: 6/ 23 : “Saul'un kızı Mikal'ın ölene dek çocuğu olmadı.”(Yeni Çeviri, s:387)
•  II. Samuel: 21/ 8 : “Onun yerine, Aya kızı Rispa'nın Saul'dan doğurduğu Armoni ve Mefiboşet adındaki iki oğlunu ve Saul kızı Merav 'ın Meholalı Barzillay oğlu Adriel'den doğurduğu beş oğlunu aldı.” ( Yeni Çeviri, sh.: 409)
( Mikal ismi, Yeni Çeviri'de Merav yapılarak Saul(Talut)'un kızının hiç çocuğu olmadığı veya beş çocuğu olduğu çelişkisi giderilmeye çalışılmıştır. Bu hangi kaynağa dayanarak yapılmıştır?..)

Yukarıda şimdilik küçük bir örneğini sunduğumuz farklılıklar/çelişkiler acaba “binlerce İncil yazmalarındaki (normalde çok küçük) ayrılıklar” gibi “ bilimsel bir özenle değerlendirilerek Grekçe aslına en uygun metin” ortaya konabilecek mi?.. (Bu vesileyle, Kutsal Kitabın ‘aslı'nın Grekçe olduğunu da ‘komşumuzdan' öğrenmiş oluyoruz!.. / Halbuki İbranice ve Aramice olmalı değil mi?..)

Sanırım bütün bu belgelere, akl-ı selime, ‘akademik' düşünceye dayalı izahlarımızdan sonra “ Osmanlıca aslına uygun Kutsal Kitap metninin” / ‘ Ekümenik Kutsal Kitap' çalışmamızın niçin önemli olduğu anlaşılmıştır.

(Yazı içinde zikredilen önemli bazı kaynak belgeler için
“ Ek-Belgeler “ bölümüne <TIKLAYINIZ>.)

 

 

 

 
 
alt_banner